porsuk

Ege Havzası Üniversitesi Odyssey7 Gemisi Kampüsü

Arkeoloji Bölümü – Uygarlık Tarihi 102

3001-3002 dönemi final sınavı

Öğrencinin adı ve soyadı: Deniz Luvi

Soru: İnsanlığın karanlık çağlarını karşılaştırmalı olarak yorumlayınız.

MÖ 1200’lerde, bilinen dünya uygarlıkları (Anadolu ve Mezopotamya) kısık ateşte pişiyordu. Anadolu’ya kuzeyden girdikleri için Kuzey Kavimleri diye adlandırılan bir topluluk, bu harca 400 yıl boyunca büyük miktar kan, göç, kıtlık katarak Mısır’a kadar ilerledi. Bu dönemde insanlar okuma yazmayı unuttu; çömleklerin üzerini resimli öykülerle süsleme ustalıklarını yitirdiler. Muhteşem yapılar inşa edecek paraları, hevesleri ve mühendisleri kalmadı… 400 yıl karanlıkta demlenmeye bırakıldılar. O zamanlar insanlar acılarının sonunun gelmeyeceğini ve insanlığa dair umutların tamamen tükendiğini düşünüyorlardı muhtemelen. Oysa bu işin sonunda demiri işlemeyi öğrendiler. Fenikeliler’in alfabesinden, farklı dillere uygun alfabeler üretildi. Diller, dinler, kültürler evrildi. Barış, demokrasi üstüne düşünen sanatçı, filozof ve bilim insanları (Miletli Thales, Sisamlı Pisagor); ticari ve idari birlikler (Panionion) yeşerdi…

Sonra MS 2000’lere gelindi… Bu sefer “Kuzeyden gelenler” yoktu. Zaten oradaydılar. Onlar, hakkından fazlasını isteyenler, kendinden farklı olandan nefret edenler, betona, mülkiyete, cinsiyete, yalana, iktidara tapanlardı… Bir dizi insan kaynaklı felaketle dünya harap oldu. Nihayetinde kaynaklar tükendi. 7.5 milyarlık dünya nüfusundan geriye birkaç milyon insan kaldı; birbirlerinin çocuklarını öldürmüş, çocukların öldürülmesine seyirci kalmış, vicdanları kurumuş, hırslarıyla kavrulmuş, kültürel aktarımlarının ana malzemesi ayrımcılık, eşitsizlik ve şiddet olan bir avuç insan… Bir kez daha yoğun acı ve umutsuzluk hüküm sürmeye başlamıştı.

Önce kentlerin terk edildiğini biliyoruz. İstanbul en uzun dayananlardan biriydi. Yükselen deniz suları ve depremle yaşam alanları daralmış, altyapısı çökmüştü. Yine de uzun süre, yakın ve hatta uzak yerleşimlerin kaynaklarını emmeye devam edebildiği ölçüde ayakta kaldı. Sonra mezarlıklarda yer, havada oksijen bitti… Savaş, sokaklarına yayılınca da daha fazla direnemedi (Bu arada, İstanbul Savaşı ve Sualtı Arkeolojisi Açısından Önemi adlı eserinizi okuma onuruna eriştim, hocam).

Bu ikinci karanlık çağın Anadolu’daki sonuçları ağırdı; batı bölümünü deniz yutmuş, doğuysa kuraklık ve kimyasal silah izleriyle yaşanmaz hale gelmişti. Hayatta kalmayı başaranlar kuzey ve güneydeki dağ sıralarında göçebe bir yaşam düzenine geçti. Yaklaşık 2400’lerde insanlık küllerinden yeniden doğarken, Anadolu ve Mezopotamya yine başroldeydi. Dünya uygarlığına organik ve dönüşen bir “yüzleşme kültürü” tasarımı (eksikliğinin acısı en çok çekilen) bu coğrafyadan geldi. Bir kez yüzleşilince, uzlaşıldı da… Mikro komünal yaşam birimlerinin birliğine dayalı bugünkü düzenin ve beş yüz yıllık barışın tohumları da o sırada ekildi.

Karanlık çağların, bugünün insanının yüreğinde yağlı kara bir iz bıraktığı kesin. O çağlarda yaşayan, yıkıma tanık olup hayatta kalmanın yükünü taşıyanların yüreklerini anlamamızınsa hiçbir yolu yok. Ama en azından onların ateşinde demlenen, bizim soframıza konan aydınlığın değerini bilmeliyiz. Sonuçta, Anadolulular’ın dediği gibi “aynı geminin yolcuları” değil miyiz?

(Gemi deyince, hocam beni bozkırın ortasındaki ODTÜ Kütüphanesi Kazısı’na yazmışsınız. İyi bir yelkenci ve dalgıç olduğum için Kampüs’ün Bergama ve Soma Sualtı kazılarında daha faydalı olabileceğime inanıyorum. Bilginize…)

Çağla Öztek

ne olacak

 

100 Ne Olacak Bu Memleketin Hali, Hazır Bilgi Serisi 7 

Hazırlayan: Metin Solmaz, Ağaçkakan Yayınları, 2016

Reklamlar