Category: Sinema


Önemli uyarı ve itiraf: 1997’de yapmam istenen bu liste, fena halde özneldir. Aşağıdaki spottaki kadar iddialı olmasam da (ki o spotu muhtemelen ben yazmadım) listenin hâlâ arkasındayım. Bu 100 film içinde izlemediğim bir tek film var ve o da bu listeye nasıl girdi bilmiyorum…

Dünyanın en genç sanatı sinema, hem “sanat”, hem “sanayi” hem de “eğlence” sayılır. Hem tarihçi hem de kahindir. En uzak geçmişi dile getirdiği gibi, en uzak geleceği de allayıp pullayıp önümüze koyar. İşte size alfabetik sırayla 100 film. Bir sinemaseverseniz, yüzyıl bitmeden bu listedeki 100 filmi görmüş olmalısınız…

Okumaya devam et

Reklamlar

Son hava bükücü Aang tuzağa düştü.

Derler ki, “Kahramanlar dünyayı dörde böler.” Su huzur, toprak kuvvet, ateş hiddet ve hava uyumdur. Rivayet olduğu üzere, su kabileleri kutuplarda yaşar. Bazıları su bükme yeteneğiyle doğar. Onlar suyun taşıdığı iyileştirme gücünü bilir. Toprak krallığı ise yerleşiktir; madencilikle büyük şehirler inşa etmek onların işidir. Toprak bükücüler toprağı şekillendirir, toprak da onları. Ateş ulusu ise hepsini ister. Onlar, dört ulus arasındaki dengeyi koruyan Avatar’ın 100 yıl önce kayboluşunu fırsat bilip ateş bükücüler ve ateş kusan makinelerden oluşan ordularıyla hepsini aldılar zaten. Yani neredeyse hepsini… Bir de hava göçerlerinden söz edilir; ki onlar artık yok. Avatar’ın bir hava bükücünün bedeninde doğacağını bilen ateş ulusu hepsini katletti. Yani neredeyse hepsini… Son hava bükücü Avatar, Aang adlı 12 yaşında bir çocuğun bedeninde Kuzey Kutbu’nun buzulları altında 100 yıldır uyuyor; idi.

Okumaya devam et

Tolkien’in özel mektupları Fransa’da, Rowling’in son Harry Potter macerası Türkiye’de yayımlandı. Bu çakışma akla şu soruyu getiriyor: Yok mu fantastik edebiyatta Gandalf ve Dumbledore’dan başka usta büyücü?

Okumaya devam et

Söz bitti… Herkes onlarla ilgili her şeyi çoktan öğrendi. Şimdi sıra Karayip Korsanları’nın son serüvenini izlemeye geldi. Bu herkesin her şeyi bildiği ortamda Yeni Aktüel’in okurlarına özel iki hizmeti mevcut: 1. Dergiyi aldığınızda fark etmiş olacağınız üzere aile boyu oyalanabileceğiniz çıkartma albümü, 2. Zihninizi açacak birkaç bilgi… İyi eğlenceler!

Bu yazı “haber değeri” taşımıyor ama derginin sinema sayfalarının boş kalmasına gönül müsaade etmez. Ayrıca “taşın suyunun çıkarılması” diye de adlandırılabilecek mesleki bir becerinin sergilenmesi fırsatına da hiçbir gazeteci sırt çeviremez. (Mesleki deformasyon tam da buna denir!)

Okumaya devam et

KADIN ÖDÜL AVCISI DOMINO HARVEY’NİN “BİR ÖLÇÜDE GERÇEK” HAYAT HİKAYESİ

23 haziranda 300 bin dolara satın alınmış “gerçek” bir hayatın öyküsünü izleme fırsatımız olacak. “Domino”da her şey var: “Bir ölçüye kadar” gerçek, güzel, seksi, silahlı bir kadın; onu izleyen erkekler, hasta bir çocuğa ameliyat parası arama iyi niyeti ve yeni moda, klip tadında bir kurgu… İçeriğe fazla takılmazsanız her şey gibi bu da olur! Okumaya devam et

Sevgililer Günü çılgınlığı arifesinde, son dokuz ayda dünyada en çok adı geçen çiftin hikayesi. Karşınızda sevgilisine gözcü, Scientology tarikatına sözcü, ünlü oyuncu Tom Cruise ve eski Katolik, yeni tarikat üyesi, ruhu bakire, kendi hamile Katie Holmes!.. Okumaya devam et

Uzun zamandır Kızıl Gezegen’deyiz… İnsansız araştırma araçlarımız, bilimkurgu yazarlarımız ve sinemacılarımızla birlikte. Ağustos’ta Hollywood, yeni bir sefer koydu, Total Recall filmiyle hep beraber Mars’a gidiyoruz yine!

Mars’ı herkes bilir. Gece gökyüzüne baktığınızda şanslıysanız (ya da nerede arayacağınızı biliyorsanız) minik kızıl ışığını yakalarsınız. Durduğunuz yerden ortalama 230 kilometre uzaktan gezegeninizdeki sanatçılara ilham verir.

Okumaya devam et

Sevimsiz bir cuma idi. Kafe ofisler bile dar gelmişti.

Bahariye Caddesi’nin güneşli banklarından birine bağdaş kurdum. Kulağımda telefonumun alfabetik sıraya dizdiği müzik listemi döndürmeye başladım. Bir deste A4’ün üstüne devrilmiş, hiç bilmediğim bir konuda yığınla bilgiye bakmaya başladım; acilen hepsini öğrenmeli ve acilen başka bir A4’e meraklısının anlayacağı bir sırayla dizmeliydim.

Okumaya devam et


Perihan Özcan

Şaşkındı. O güne kadar vaktinin büyük bölümünü dört duvar arasında, bir yazı masasının başında geçirmişti. Pek fazla insanı almadığı dünyasının sükûnetinden uzaktı. Gazete sütunlarından, televizyon programlarından aşina olduğu bir “coğrafya”ya ayak basmıştı. Stüdyolara giriyor, partilere katılıyor, film afişlerinden tanıdığı yıldızlarla yan yana fotoğraflar çektiriyordu. “Zengin erkeklerle güzel kadınlardan ve bunların hiçbiri olmayanlardan oluşan bir sürü”nün barındığı bir “kale”deydi. İsmi “Hollywood” olan bu tekinsiz kalede, evvelce duyduğu ama hiç kullanmadığı bir dil konuşuluyordu. İhtişamlı evlerde verilen davetlerde hava seks kokuyor ve  genellikle iş anlaşmaları bu hava teneffüs edilerek yapılıyordu. Seks Hollywood’da parlak başarıların sıradan bir ödülüydü ve iktidarı elinde bulunduranlar diledikleri kadını “yatağa atma hakkı”na sahiplerdi. İstisnalar kaideyi bozmuyordu.

Okumaya devam et

Kitaplarla olaylar arasında illa ki bir neden-sonuç ilişkisi olması gerekmez ama malumunuz dünyada olan bitenle yayıncılık aktiviteleri arasında hep tuhaf bir senkronizasyon olagelmiştir. Bu koşullar altında bazen edebiyat hayattan, bazense hayat edebiyattan ilham alır diyebilir miyiz?

Okumaya devam et