Category: Konuk sanatçı


Perihan Özcan

stefan zweig'ın son günleri

Stefan Zweig’ın Son Günleri, Laurent Seksik’in çeşitli belgelere dayanarak yazdığı biyografik bir roman. Roman, Stefan Zweig’ın yaşamının son altı ayını bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Ömrünün oradan oraya savrularak geçen son yedi yılının Zweig’ı nasıl etkilediğini ve ruhunda nasıl hasarlar bıraktığını anlatırken onu intihara götüren süreci birebir yaşatıyor. Ve okurken sorular sormanıza neden oluyor. 

Daireyi gezmeyi reddetti. Gezse ne olacaktı ki? Beğenmezse başka bir yer mi bakacaktı? Baksa ne değişirdi? Daha iyisini mi bulacaktı? Bulsa bile tutacak mıydı sanki? Ne kadar kalacakları belli değildi. Her an Lotte’yle beraber bavullarını toplayıp gitmeleri gerekebilirdi.

Okumaya devam et

Perihan Özcan

Kim ne derse desin, İhsan Oktay Anar’ın Yedinci Gün’le ilgili bir fikri var. Son sayfaya tırnak içinde düştüğü notla bunu beyan etmiş: “Als ikh kan!” Flaman ressam Jan Van Eyck’in bir resminin çerçevesine yazdığı cümle bu. “Elimden gelenin en iyisi” anlamında.

“Yazdım. İşte, orada. Daha ne sormak istiyorsunuz? Merak ettiğiniz ne? Okudunuz da anlamadınız mı? O halde sizin için yapabileceğim bir şey yok. Lügat kullanın. Biraz tarihe bakın. Ne yaparsanız yapın ama beni rahat bırakın” der gibi bir izlenim yaratıyor konuşmayınca. Belki muhatap olacağı sorulardan sıkılıyor, muhabirin acemisinden değil aptalından korkuyor: Fikir nasıl doğdu? Niye böyle bir roman yazdınız? Filanca karakter çok komik, nereden aklınıza geldi böyle bir roman kahramanı yaratmak? Ne kadar vaktinizi aldı bu kitabı yazmak? Nasıl araştırma yaptınız? Nasıl çalışırsınız? Yazarken aksi mi olursunuz? Siz kimleri okursunuz? Beraber bir fotoğraf çektirebilir miyiz?

Okumaya devam et

Utöya Katliamı

Asya Efsun Kalafat

Jo adımlarını yavaşlattı. Yaklaşık on dakikadır yüksek bir tempoda soluksuz yürüyordu. Aslında ulaşılacak bir hedefi yoktu. Son on dakikadır kampın biraz dışında sarsak adımlarla daireler çiziyordu. Zaten bir hedefi olması gerekmiyordu. Sakinleşmesi gerekiyordu. Okumaya devam et

Denizlerin kızı yazmış, bende de olsun istedim…

nauticalminds

Kadınların denizde uğrusuzluk getirdiğine inanılan dönemlerde nasıl oluyor da denizcilerin korkulu rüyası korsanların arasında kadın isimleri geçiyor? Erkek kıyafetleri içinde geçirdikleri hayatlarını, denize ve savaşa adayan bu kadınlar kimdi?

View original post 810 kelime daha


Perihan Özcan

Şaşkındı. O güne kadar vaktinin büyük bölümünü dört duvar arasında, bir yazı masasının başında geçirmişti. Pek fazla insanı almadığı dünyasının sükûnetinden uzaktı. Gazete sütunlarından, televizyon programlarından aşina olduğu bir “coğrafya”ya ayak basmıştı. Stüdyolara giriyor, partilere katılıyor, film afişlerinden tanıdığı yıldızlarla yan yana fotoğraflar çektiriyordu. “Zengin erkeklerle güzel kadınlardan ve bunların hiçbiri olmayanlardan oluşan bir sürü”nün barındığı bir “kale”deydi. İsmi “Hollywood” olan bu tekinsiz kalede, evvelce duyduğu ama hiç kullanmadığı bir dil konuşuluyordu. İhtişamlı evlerde verilen davetlerde hava seks kokuyor ve  genellikle iş anlaşmaları bu hava teneffüs edilerek yapılıyordu. Seks Hollywood’da parlak başarıların sıradan bir ödülüydü ve iktidarı elinde bulunduranlar diledikleri kadını “yatağa atma hakkı”na sahiplerdi. İstisnalar kaideyi bozmuyordu.

Okumaya devam et

 

Perihan Özcan

Şaşılacak şeydi doğrusu. Mikrop kaparım endişesiyle eldivensiz sokağa adım atmayan, öpüşerek selamlaşmaktan hatta tokalaşmaktan sakınan, birinin elini sıkmak zorunda kalırsa ilk fırsatta ellerini kolonyalayan, fazla tanımadığı bir misafir geldiğinde kendi evindeki kapı kollarını dahi ancak entarisinin eteğiyle kavradıktan sonra çeviren Hüseyin Rahmi’nin kucağından kedi eksik olmuyordu.

Tanımadığı kimselerle -hatta tanıdığı kimselerle bile- uzun uzadıya muhabbetten hazzetmeyen, kendisini öven sözlere prim vermeyen, kapısını çalan hayranlarının karşısına çıkmayan, yakın dostlarını gizlice arka kapıda karşılayarak eve alan yazar kedileriyle pek içli dışlıydı. Herhangi bir canlının ona kedileri kadar sokulduğuna şahit olan yoktu.

Okumaya devam et

Bakmalara doyamadım…

beyazkadincataldilli

Aslında Eylül’ün son haftası ama anlatmak için eylülü bekleyemem. Her yıl eylülün son haftası yasaklanan, yasaklanmaya çalışan kitaplara ve sansüre dikkat çekmek için düzenlenen etkinlik “Yasaklı Kitaplar Haftası” .

Bir de Oak Park Kütüphanesi’nin geçen yıl yaptığı şahane etkinlik var tabii. Örnek olabilir mi? Örnek olmalı! Basılmadan yasaklanan kitapların ülkesine…

devamı http://ireadbannedbooks.tumblr.com/ burada 🙂

View original post

FURUĞ FERRUHZÂD

Yazan: Perihan Özcan

Kenarları kıvrılmış eski defter yaprağı gibi bir yürek. Jilet çiziği sızlatan kelimeler. Göğüs geçirten bir kabulleniş. Kahır dolu bir başkaldırı. Bir sağanak kadar bile sürmeyen, göz açıp kapayıncaya kadar geçen sevinçler. İkiz günler doğuran hayata savrulmuş kederli bir küfür.

Okumaya devam et

Çağla ve Dükkânı

 Perihan Özcan

Tanıyanlar bilir ama onu daha yakından tanımak isteyenler de olabilir. Yine de bu yazı iki kesim için de aydınlatıcı olacaktır.

Enteresan kadındır Çağla. Onu tanımlayacak tamamı ‘objektif’ pek çok sıfat sıralanabilir.

Okumaya devam et

Çıplağız

Perihan Özcan

Ne kadar çıplağız aslında.

Seçtiğimiz kadınlarla, erkeklerle, mesleklerle, sürdürdüğümüz ilişkilerle, oturduğumuz evlerle, kullandığımız otomobillerle, çıktığımız tatillerle, hatta yaşadığımız şehirle bile…

Ne kadar çıplağız.

Ne kadar gizlenmeye çalışırsak çalışalım.

Okumaya devam et