Category: Denizden gelen


MBY Temmuz 2015

MBY Temmuz 2015

Denizler aşmışlara, icatlar yapmışlara, şiir yazmışlara, aşık olmuşlara, dünyayı daha güzel bir yere çevirmişlere, velhasıl dolu dolu yaşamışlara ölüm vız gelir. Gerisini hiç yaşamamışlar düşünsün. Sadun Boro bu anlamda belki de dünyanın en çok yaşamışlarındandı… 87 yıla kitaplar, yolculuklar, dostlar, sevgiler, tekneler ve daha birçok şey sığdırmıştı…

1928

Sadun Boro İstanbul, Erenköy’de doğdu. Dünya henüz kimi bağrında taşıdığını bilmiyordu elbette…

1938

Henüz 10 yaşındayken arkadaşlarıyla, kişi başı 3 lira toplayıp 18 liraya Kurbağalıdere’den bir sandal satın aldılar. “Eski büyükçe bir el arabasıyla düşüre taşıra getirdik Erenköy’e” diye başlıyordu Sadun Abi anlatmaya, “Sandalı bir güzel boyadık; aklımız sıra yeniledik.” Caddebostan Balıkadamlar Kulübü’nün önünde duran kendi minik, ama ufku geniş yatırımlarını her fırsatta deniz keyfine çeviriyorlardı. İki sene boyunca “sat kurtul” baskılarına rağmen Marmara’nın meşhur lodos fırtınalarından birinde parçalanana kadar sandallarına bildikleri kadarıyla baktılar. Okumaya devam et

A presumptive drawing of Maussoleon

A presumptive drawing of Maussoleon

Moor at Palmarina Bodrum, hop in the car and lose yourself in the history of the ancient cities of Caria region, once ruled by the Hecatomnid dynasty and protected by Zeus. Below are seven of those cities; whether to explore the complete history of Bodrum is up to you. Okumaya devam et

 

Maussolleion'un olası hallerinden biri...

Maussolleion’un olası hallerinden biri…

Teknenizi Palmarina Bodrum’a bağlayıp direksiyonun başına geçin ve Zeus’un koruduğu, Hekatomnid sülalesinin hükmettiği Karia bölgesinin önemli antik kentlerinde kendinizi tarihin akışına bırakın. Yedi kent bizden; Bodrum’un zengin geçmişinin tamamını keşfetmek de sizden olsun…  Okumaya devam et

Özge Borak

Özge Borak

Özge Borak aileden sanatçı, denizci ve karavancı. Dar alanda yaşamayı, sınırlı imkanlardan çözümler üretmeyi çocukken öğrenmiş, denizi de öyle… Sörfçü, dalgıç ve bu röportaj sonrası ona “yelkenci” de diyebiliriz artık.

Fotoğraf: Batuhan Kıran

Şu sıralar TRT’nin sitcom’u Bir Yastıkta’da boşanma avukatı Ahsen’i oynuyor. Ama onu Ihlamurlar Altında, Küçük Kadınlar gibi dizilerden de hatırlarsınız. Yine de belki en çok Eyvah Eyvah’ların hemşiresi Müjgan diye bilirsiniz. İstanbul Şehir Tiyatroları’nın müdavimiyseniz 23 yıllık tiyatrocu Özge Borak’la sık sık karşılaşmışsınızdır da. 2011’den beri evli olduğu Ata Demirer’le hayatı ve denizi paylaşıyor.

Okumaya devam et

Gürkan Uygun

Gürkan Uygun

Önyargı zaman kazandırır, ama yeri geldiğinde de fena utandırır. İşte Gürkan Uygun vakası buna mükemmel bir örnektir. Onunla denize açıldık ve deniz gözümüzü açtı. Meğer Uygun, Memati’den Muhsin’e, rock basçısından Sakaryalı bir köylüye, hepsi ve hiçbiriymiş.

Önyargı 1: O Kurtlar Vadisi’nin Memati’si. Ve hep öyle kalacak. Saç sakal uzatmakla bu imajdan kolay kolay kurtulamaz.

Utanç 1: Oyun Atölyesi’nde sahnelenen Testosteron oyununa gidip o rock basçısıyla karşılaşınca ya da Çanakkale Yolun Sonu filmindeki keskin nişancı Muhsin’le tanışınca önyargı duvarları çatırdıyor. Zira duvarın ardından her şekle girmeye müsait bir oyuncu çıkıyor.

Okumaya devam et

Evgeny Solodkiy

Evgeny Solodkiy

Evgeny Solodkiy aslen bir mimar ve sanatçı, teknesi Helon’u (*) elleriyle inşa edip Saratov’dan İstanbul’a gelene kadar denizci de olmuş. Pasifik’e uzanan bir yolculuğun ilk ayağında teknesine konuk olduk, öyküsünü dinledik.

Fotoğraf: Bahar Onan

Aralık’tan beri Kurbağalıdere’nin ağzında bir gemi var. Potemkin Zırhlısı’nın griliğinde, Rus bayraklı bir yelkenli. Dibi derenin çakıllarına sürtünüyor hiç korkmadan. Parçaları büyüyle birleştirilmiş gibi görünüyor. Baş tarafında, açık denizden gelen dalgalara pençelerini uzatmış insan suretli karanlık bir heykel, gelen geçene ters bakıyor. Güvertesinde, zamanı unutmuş bir adam sessizce çalışıyor. Uzaktan teknenin başbüyücüsü mü yoksa bir korsan mı tam anlaşılamıyor. Teknenin adı Helon; o adam ise Evgeny Solodkiy.
Okumaya devam et

Birol GüvenKaraya yakın deniz üstünde bir yaşam seçmiş Birol Güven, bu kadar denizi olan bir ülkede tekne sahibi olmanın ayıplanmasına şaşırıyor. Aslen motor yatçı ama Delphia 47’nin dümeninde hiç de yabancılık çekmiyor.

Fotoğraf: Batuhan Kıran Okumaya devam et

2012-12-19 20.49.24Emre Kınay Duru Tiyatro’nın kaptanı, ekibiyle birlikte tiyatro edebiyatı dediği denizde çok yelken açmış bir sanatçı. Sahnesinde sakin suları da görmüş fırtınaları da ama Delphia 31’in dümenine geçince 26 knot’luk rüzgarı ilk kez yüzünde hissetti

Bir gece önce kentin üstüne fırtına çökmüştü. Delphia Yachts ve Vira Yelken’in ekibi bize dakika dakika hava durumu veriyordu. Sabah Kalamış Koyu sakindi ama öğleden sonra 15.00 itibariyle aklıselim hiçbir denizci palamarı çözmeyecekti… Ve biz, Emre Kınay’la birlikte saat 14.00’te marinadan ayrıldık. Kalamış açıklarında bizi 26 knot’a varan rüzgar karşıladı. Sanki bütün Marmara’da bir tek bizim Delphia 31’imiz vardı. Kızımızın bu havalardan özellikle hoşlandığını söyleyen Delphia ekibinin yüzleri de “nihayet yelkenler biraz rüzgar görecek” ışığıyla aydınlanmıştı. İşin tuhafı benzer bir ışık “acemi denizcimiz” Emre Kınay’da da vardı… Galiba bir tek teknedeki en kara çocuğu olan ben “Bu havada ne işimiz var ya denizde” hissini içimden atamıyordum. Okumaya devam et

IMAG1733-1-1

Begüm Kütük Yaşaroğlu televizyon, sinema ve tiyatroda yeteneğini kanıtlamış bir oyuncu ama meğer onun damarları, her cesur denizci gibi tuzlu suyla doluymuş. Öyle ki astrolog arkadaşlarının “sonunun sudan geleceği” konusundaki uyarılarına rağmen gözünü kırpmadan Kalamış’tan yelken açtı.

Bu sefer dalgayı biraz yandan yedik. Deniz kültürü oluşturma girişimimizin bir parçası olarak, tanıdık yüzlerle az tanıdıkları sulara açılma hesabımızı Begüm Kütük Yaşaroğlu bir miktar bozdu. Biz onu güzel, zarif, televizyon, sinema ve tiyatro sahnelerinde kendini kanıtlamış bir oyuncu sanıyorduk. Oysa sohbetimiz sırasında onun bir önceki yaşamında cesur bir yunus olduğuna dair derin şüphelere kapıldık. Belki de gözü kara İzmirli bir kadınla bu işe hiç girişmemeliydik… Okumaya devam et

Suskunlar dizisinin fevri Bilal’i oyuncu Sarp Akkaya ile Kalamış’tan adalara doğru sakin bir yolculuk yaptık. Maksat onun içindeki denizciyi bulmaktı. Yolda “denizci Sarp” hariç pek çok şey bulduk. Fena da olmadı.

Hani büyüklerimiz anlatır ya “Sene 1950, Boğaz donmuş, ben yürüyerek Kabataş’tan Üsküdar’a geçiyorum…” İşte gün öyle bir gün. Ama küresel ısınmadan mı bizim şansımızdan mı bilinmez, durum tam tersi. Okuyacağınız bu hikaye “Ekim ayının son günleri biz Kalamış’tan demir alıp adalara doğru gidiyoruz, millet de Moda’da denize giriyor…” diye başlıyor. Rüzgar yok, güneş can yakıyor, denizin üstünde ciğere çekilecek hava kalmamış… Ama biz kararlıyız yelken açacağız!

Okumaya devam et