ebuilizAnadolu, uygarlıkların, devletlerin ve nesilden nesle aktarılan bilginin ve kültürün kolaylıkla yeşerdiği toprakların alabildiğine uzandığı bir ülke. İran’ın Batı Azerbaycan tarafında, Hoy kasabasında, 1171’de bir Türkmen ailesine doğan Mahmud bin Ahmed, 1206’da Anadolu yollarına düştüğünde bunun farkındaydı muhtemelen. Daha sonraları Ahi Evran-ı Veli olarak anılacak bu adam, ölümünden sonra bile asırlarca ayakta kalacak bir sistemin, Ahilik’in tohumlarını atarken ne yaptığını belli ki gayet iyi biliyordu. Bu esnaf ve zanaatkarlık kurumunun kurallarını kesin çizgilerle çizmiş, merkezini de Kırşehir’e oturtmuştu ama bu toprakların her köşesinde etkili olmasını da sağlamıştı.

İşte bu hikaye Ahilik kurumunun kolunun ulaştığı Güneydoğu Anadolu’da yaşayan Artukoğulları’nın arasında geçiyor. Mardin, Hasankeyf ve Harput bölgelerinde, 1102-1409 yılları arasında hüküm sürmüş bu Oğuz Türkmen Beyliği, Ahilik geleneğine bağlı ustalarının eserleriyle de ünlü. Batman Çayı üzerine Malabadi Köprüsü’nü, Silvan’daki Ulu Cami’yi, Mardin’deki Sultan İsa Medresesi’ni inşa eden, taşına ve ahşabına can veren ustaların yaşadığı devirlerde Diyarbakır’da Artukoğulları’nın sarayında yaşayan bir ustadan söz ediliyor. ) “Mustafa Büyüktemiz’in kütüphanesinde bulunan ismi ve yazarı meçhul bir eserde” yazıldığı üzere, Cizreli İsmail oğlu Ebulizzade (tahminen 1136-1206), Diyarbakır sultanı Mahmud’a (muhtemelen nam-ı diğer Salih Nasreddin Mahmud; 1200-1222) türlü çeşit makine ve robot üretip bunları çizimleri ve açıklamalarıyla birlikte bir kitapta toplamış.

Ebulizzade Usta’nın eserlerinin arasında şunlar olduğu rivayet ediliyor:

  1. Su saati.
  2. Şerbet ve işçi meclislerinde kullanılan otomatik kapı. (Biz uzay gemisi Atılgan’a ilham vermiş bir neslin çocukları mıyız yoksa?)
  3. El yıkama ve abdest alma sırasında kendiliğinden su döken makine. (Sensörlü muslukları bildiniz mi?)
  4. Fasılalarla su fışkırtan fıskiyeler. (Bakırköy Deniz Otobüsü İskelesi çıkışında güzel bir örneğini görmek mümkün.)
  5. Kendi kendine müzik çalan makine.
  6. Alçak kuyu ve nehirlerden su çeken otomatik tulumba.
  7. File binmiş bir adam; yay ve zemberekleri kurulduğunda hareket ediyor, davul çalıyor ve silah kullanabiliyor. (Hedefini vurup vuramadığı bilgisi yok, ama savaş teknolojisi konusunda mühendislere ilham vermiş olsa gerektir…)
  8. İçinde insan şeklinde bir makinenin bulunduğu kayık. Kayık altındaki delikten su alıyor, su belli bir seviyeye gelince içindeki adam, eliyle imdat işareti yapıyor ve elindeki boruyu ağzına götürüp çalıyor. (Gözalıcı bir gösteri!)
  9. Bir şarkıyı baştan sona çalabilen bir saz takımı. (Kimin iPod’a ihtiyacı var ki?)
  10. İnsan elini uzatınca ağzından su akan madeni bir tavuskuşu. (İşte bir sensörlü musluk daha! Üstelik muhtemelen çok daha güzel görünüyordur.)
  11. Şifreli anahtarlar.
  12. Kapı açan, kapayan, selam veren, yürüyen ve basit işler gören robotlar. (Japon tasarımı Asimo’nun ataları onlar mıydı?..)
  13. Gün, ay ve saatleri, güneş ve ayın durumunu gösteren otomatik bir takvim; karşılıklı her biri ayrı renk 24 kapısı olan bu takvimin saat başı bir kapısı açılıyor, içinden bir adam çıkıyor, başka bir kapıya gidip dokunuyor ve o kapıdan da bir kuş çıkıyor; kuş kanatlarını oynatarak saat kaçsa o kadar ötüyor. (Prag Saat Kulesi de bir şey mi?..)

Kaynak:

Kültür, San’at ve Medeniyetimizde Ahilik, Yaşar Çalışkan, M. Lütfi İkiz, Kültür Bakanlığı, 1993

Aralık, 2014

Sonradan gelen not: Robot ustasının tam adı İbni-Zaman Ebu’ı- ibni İsmail İi Rezzaz el-Cezeri. Batı alemi ona Al Gazari de diyormuş; kaynaklarda Bediuz Zaman, Cezari ya da Ebu’ l-iz olarak da geçiyormuş.

Reklamlar