Priene'deki bouleuterion; İon Birliği'nin toplandığı meclis ortamı...

Priene’deki bouleuterion; İon Birliği’nin toplandığı meclis ortamı…

Tarihçi Herodotos’un (MÖ 484 – MÖ 425) İonia halkına pek de muhabbet beslemediği izlenimi edindim. Faydasını defalarca kanıtlamış bu Halikarnassoslu’nun İonialılar’a karşı hislerini açıklayacak muhtemelen kendince iyi nedenleri vardı. Tarafgirliğine ket vurmayı çoğunlukla başardığı da ardılı tarihçiler tarafından fark edilmiş ve dile getirilmiş ama Heredot Tarihi diye bilinen kitabının bir yerinde, tam da İon İsyanı’na ilişkin bir bölümünde “yaşamın herhangi bir bölümünde İonialılar hakkında söylenecek hemen hiçbir iyi sözü” olmadığını yazmadan edememiş. (Eh benim var…)

“Yumuşak iklimlerin yumuşak insanlar yarattığı” fikrine gizliden gizliye inanıyor olabilirmiş, öyle diyorlar. Nitekim ünlü tarihçi, aynı kitabının sonunda şöyle bir hikayeye yer vermiş: Persler, Kral Kyros’a (M.Ö. 559-529) verimsiz topraklarını bırakıp bereketli toprakların zenginliklerini ele geçirme arzularını dile getirirler. Kyros ise “bir topraktan hem iyi ürün hem de savaşçı yetişmeyeceğini” söyleyerek onları uyarır.

Heredotos kadar tüm tarihçilerin de tarihin başlangıcı saydıkları yazı miladı, MÖ 3000’lerden başlayarak Batı Anadolu’ya, Hititler’in deyişiyle Arzawa Ülkesi’ne bakınca “yumuşak iklim”in tam tarifini görebiliyoruz. Topraktan en zengin ürünler fışkırıp kan kırmızısı şarap oluyor, mutlu ediyor; altın sarısı zeytinyağı oluyor, doyuruyor… Karada ve denizde ticaret yolları oluyor, zenginlik hazinelere akıyor…

MÖ 1350’lerden başlayarak kuzeyden gelip Ege Havzası’nı hallaç pamuğu gibi atan Deniz Kavimleri göçü bölgede yazının dahi unutulduğu karanlık bir çağı başlatsa da Arkaik Dönem’de (MÖ 820 – MÖ 480) havzanın halkları ağır ağır ayaklarının üzerinde dikiliyor; yeniden yazıyorlar, yeniden devasa boyutta taşlara can veriyorlar. Fazladan bir de sistematik düşüncenin mayasını tutturuyorlar; felsefe, bilim ve sanat damarlarındaki kanı ısıtıyor. İşte bu sıralar, bereketli toprakların, insanlara iyi davranan iklimin ülkesinde İon kentleri yükseliyor. Aralarından 12’si İon Birliği’ni kuruyor (Panionion). En güçlü 12 mi biraraya geliyor, yoksa biraraya geldikleri için mi “en güçlü 12” oluyorlar emin değilim, ama işbirliği hepsine iyi geliyor.

İşte o sıra Pers Kralı I. Darius’un orduları çıkageliyor ve komşu kapısı Sardes’i MÖ 546’da bir çırpıda alıyor; Aioller direnmeden bu “sert iklimlerin sert askerlerinden” kurulu büyük orduya teslim oluyor. Bu noktada kralın kardeşi, Sardes Satrabı Artaphemes, dönemin Miletos tiranı Aristagoras ve amcası Histiaeus sahneye çıkıyor. Miletos tiranının hesabının ne olduğu tartışma kaldırır ama kesin olan MÖ 498’de Atina ve Eretria’dan gönderilen birliklerce de desteklenen İon kuvvetlerini Sardes’e sürdüğü ve kaçarken Efes yakınlarında fena halde yenilgiye uğradığı… Belki de arı kovanına çomak sokmuştu. Ya da Persler zaten İonia’ya hızla dalıp kent kent indirmeyi çoktan hesaplamıştı.

Sonraki dört yıl İonia, en civcivli anda bozulmak üzere kurulan ittifaklar, taşlanan tiranlar, yakılıp yıkılan kentler görüyor; art arda gelen yenilgilerin tadına bakıyor; zeytinliklerini, bağlarını, tersanelerini, teknelerini bırakıp gelen insanlardan ordular ve donanmalar kuruyor; gücü yeten ahalisinin karşı kıyıya göç edişine tanık oluyor… Son kalesi Miletos’un açıklarındaki Lade Adası’nda son kez direnmeyi tercih ediyor.

Herodotos, o gün Phokaialı Dionysios’un 353 triremelik bir bileşik deniz kuvveti önünde İonialılar’a özgürlük ve boyun eğme arasında bir tercih sunduğunu söylüyor. “Sorunlarımız bıçağın ucundadır, ya özgür kişiler olmalıyız ya da köleler …” İonialılar ilkini tercih ediyor. Ama onlar nihayetinde “yumuşak”lar bir şekilde; iyi ürün alınan toprakların dört yıllık savaşçıları ve Panionion savaşmak için değil, para kazanmak için kurulmuş bir birlik; dağılıyorlar. Mesela Samoslular savaş sırasında gemilerini çekiyor, Midilliler de… Miletos bir daha asla tam olarak ayağa kalkamayacak şekilde çöküyor; halkının tamamı ya ölüyor ya köle ediliyor…

Diyorlar ki isyan bir işe yaramamış, çünkü hiçbir şey başaramamış. Diyorlar ki birkaç tiranın hevesine koca bir İon Birliği heba edilmiş… Bu tip şeyler yazıp çizenler kanımca iki şeyi atlıyor olabilirler: Öncelikle böyle imkansız bir kalkışma için bağını bahçesini bırakmayı göze alan insanların bu topraklara kardığı mirası hafife alınmamalı. İkincisi de özgürlük savaşı yapmayı göze alamayanlar, savaşıp yenilenlerin tarihini yazarken sözcük seçimlerine dikkat etmeli.

Kasım 2014, Antik Yerleşimler dönem ödevi

Reklamlar