Eski Foça

Eski Foça

Hep gözüm üstündeydi… Luwiler sana Pa-uwa-ke derdi; sulak yer anlamında. Sonradan gelenlerin dili dönmedi de Phokaa deyiverdiler… Sonra da arkasına yurt ekini koydular, oldun Phokaia…

Aioller, İonlar’la kaynaştı gözümün önünde. Sardes’i yerle yeksan eden Persler İon kentleri arasında ilk seni gözüne kestirdi. İonlar ilk seninle tattı acıyı ve iyi direndiler… Şehir kapının kömüre kesmiş bağrına saplı Pers ok uçları hâlâ duruyor, biliyorum. Ama düştün yine de. Derken İskender geldi, sonra Bergama Krallığı hüküm sürdü, ardından da Roma, Bizans, Osmanlı… Dünya Savaşı gördük birlikte, Yunan işgali ve Kurtuluş Savaşı; ah bir de inşaat talanı yaşadın o malum 1980’lerden sonra… Kimse sana İonlar gibi iyi bakmadı; kimse de benim sevdiğim kadar sevmedi seni…

Tunç Çağı’ndan beri sen de beni hiç ihmal etmedin doğrusu. Bana Kybele diye hitap ettiğin zamanlarda sunaklar kurdun benim için. Karanın merakla denize uzanırken bir an dönüp ardına baktığı, yarımadanın ucuna MÖ 580’lerde tapınağımı inşa ettin. Kuzey rüzgârı yüzüme vurup saçlarımı denize süpürerek binyıllarımı geçirdim orada. Athena olduğumda sana, eski evimin biraz üstünde tepeye afili bir tapınak daha yaptın. Akıl ve erdemi kutsadın. Sana da bu yakışıyordu.
Arkaik döneminiyse unutmak mümkün değil. O zamanlar bir yüzünde griffon ve at kabartmalarıyla beni onurlandıran elektron paraların vardı; bir de Siren Kayalıkları’nı mesken tutmuş büyüleyici fokları resmetmiştin ticaretinin kalbine. Yüksek surların içinde kendini güvende hissediyordun. Yumuşak tüf taşından heykellerle süslemiştin kendini gururla. Taş temel üstüne kerpiç oval evlerin, seramik atölyelerin, demirci ocakların, Anadolu’nun en eskisi olmasıyla övündüğün tiyatron, tersanen ve limanında 50 kürekli, 500 yolcu taşıyabilen görkemli gemilerinle gözalıcıydın. Heykeltıraşlar (Telephanes), mimarlar (Theodoros) ve hatta Lade Deniz Savaşı’nda bütün İon Birliği’nin son kalesi Miletos’u koruyan büyük bir komutan (Dionysos) yetiştirdin. Denizcilerin, bilinen denizlerin sınırlarına uzanıp 30 küsur koloni kurdu. Bugün kaç Marsilyalı, Niceli, Korsikalı ya da Samsunlu kentinin tohumlarını senin attığını biliyordur? Bilmeseler de olur, ben biliyorum ya; bir de seni anlatmalara doyamamış ihtiyar tarihçi Herodotos tabii…
1913-1914 yılları arasında Fransız arkeolog Felix Sartiaux’nun gelişini hatırlıyor musun? Yunan işgali bitene kadar sağda solda küçük kazılar yapıp seni anlamaya çalışmıştı. Ama asıl 1952’de daha sana bakar bakmaz beni gören bir adam vardı. Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, okul inşaatının altında sıkışan Athena Tapınağı’nı bulmuş ve başlamıştı kazmaya… Araya beton mezarlarıyla tatilciler ve yıllar girdi. Şimdi artık beton balkonlu evlerinin altındaki taşının toprağının tarih olduğunu farkındalar, sit alanısın. Bu da bir şey…
Dünyanın kapıları bana uzun süredir kapalı; elim kolum bağlı ama dedim ya gözüm üstünde… Hep üstündeydi… Arada bir baykuşun sesiyle, dalında salınan zeytinle, taşların arasında süzülen yılanın soğuk teniyle uğruyorum gizlice ve görüyorum ki uzun süredir temkinli bir barış atmosferinde, kendi başınasın ve bensiz de idare edebiliyorsun işte…

Kasım 2014, Antik Yerleşimler dönem ödevi…

Reklamlar