images

Ana Tanrıça, Çatalhöyük

İnsanlığın, yerküreninkine oranla kısa geçmişi hakkındaki bilgileri sınırlı ve tartışmalı olabilir. Benim elimdeyse o kadarı bile yok. Yine de 10 bin küsur yıl öncesine baktığımda karşıma çıkan resmi, sırf bir tür zihin jimnastiği olsun diye, yorumlamakta bir beis görmüyorum. Nihayetinde “aileden biriyim” ve MÖ kodlu tarihlerde yaşamış akrabalarım hakkında bir çift söz hakkım olsun…

Temkinli bir şekilde söylemeye çalıştığım şöyle bir şey: Neolitik çağda kadınlar bilimsel devrimlere imza atmış, sonraki dönemlerde de erkekler bu bilginin uygar dünyaya yayılmasına vesile olmuş olabilir…

Önce şu tarihleme ve coğrafi konum konusunu, üstüne düşünme işini kolaylaştırmak için, sabitleyeyim. Neolitik dönem (Göbeklitepe gibi) bazı bölgelerde MÖ 12 binlere uzandığı söylenen ama bugünlük (ya da en azından bu yazılık) MÖ 8000-5500 arasında, farklı coğrafyalarda (ki bu yazıda coğrafyalar da mümkün olduğunca günümüzdeki karşılıklarıyla yer alacak) kendine has yoğunluk ve biçimlerde yaşandı. Hatta anlaşılan tek bir Neolitik kültürden bahsetmek de zor; belki Neolitik kültürler demek daha doğru. Buna karşın bu binlerle yıllık dönemin insanlarını aynı kefeye koymamızı sağlayan bir dizi marifet ve ortak nokta mevcut.

Neolitik çağa gelindiğinde artık insanlığın başını örten iyi kötü bir çatısı, dumanı tüten bir bacası, “mülkünü” bekleyen bir köpeği (evcilleştirilmesi MÖ 12 bin, tahmini coğrafyası bugünkü Türkiye, Ukrayna ve İsviçre) olduğunu biliyoruz. Erkekler avda, kadınlar toplama işinde ve yerleşim alanının örgütlenmesinde… İddialar çeşitli de olsa, toplumsal düzende anasoy çizgisinin ve kadın erkinin ağırlığı hissediliyor olsa gerek. (Bunun, anaerkilliğin bugünün “erk” algısıyla “kadın iktidarı” olarak tarif edildiği bir yazı olmadığını hatırlatmak isterim.) Böyle bir ortamda “ev”de kalanın gündelik sorunlara çözümler üretmesi de anlaşılır bir şey. Söz gelimi tohumlar, bitkiler ve meyveleri toplayan kadının zaman içinde tarıma elverişli bitkileri ayırt ettiği ve dönüştürdüğü görülüyor. Bugün soframıza gelen yiyeceklerin neredeyse tamamının Neolitik çağda ehlileştirildiği söyleniyor (Mısır, havuç-MÖ 8000 Meksika; buğday, arpa, nohut MÖ 8000 Yakın Doğu; hurma- MÖ 7000 Sümer; zeytinyağı-MÖ 6000 Yakın Doğu; kiraz ve kiraz şarabı MÖ 6000 Türkiye gibi).  Haliyle kadının, ekip biçme yöntemleri (çapa MÖ 7000 Ortadoğu), un haline getirme ve depolama araçlarını da icat etmesi gerekti. Depolama belki de bu çağın en önemli icadıydı; artı ürünün saklanması, dağıtılması hem nüfusun hem de siyasal düzenin belirlenmesinde başat rol oynamış olabilir. Kadın yaklaşık MÖ 5000’de Mezopotamya’daki “ev”inde kurduğu laboratuarında bir de biyokimyasal devrim yaratmış: Maya. Ekmek ve alkollü içeceklerin önünü açan bu keşfin de en az nükleer enerji kadar uygarlığı şekillendirdiği kesin (Şarap ve bağcılık-MÖ 4500 Sümer, Mısır, Yakın Doğu; bira-MÖ 4000 Mısır).

Neolitik dönemde “ev”den uzak işlerden sorumlu erkeklerin de boş durmadığı aşikar. Hayvan peşinde koşmanın güçlüğünü yenmenin tek yolu onları “ev”in hemen yanındaki ahıra girmeye ikna etmekti muhtemelen. Hayvancılığa dair buluşların da Neolitik çağda ortaya çıktığı anlaşılıyor (Öküz-MÖ 7000 Yunanistan, Yakın Doğu; keçi, koyun-MÖ 6000 Akdeniz). Keza, madencilik, uzak yerlerle ticaret de “ev”den uzak olanların geliştirmeye fırsat bulduğu girişimler olarak tarihe not düşülüyor.

Neolitik, anlaşılan “kendine yeterlilik çağı” olarak tarif edilebilir ve doğayı denetlemeyi öğrendiğimiz, planlama, biriktirme ve mülkiyet kavramlarına ısındığımız bir çağ. Bunların tamamı şehir devrimine giden yolda değerli bilgiler.

Bu çağı ekonomik anlamda yeniden örgütlenilen, göçebeliğin oransal düştüğü, düzenli sulama, meyve ağaçlarının yetiştirildiği ve maden işlemenin geliştiği, bunu takiben de erkin el değiştirme yoluna girdiği Bakır Çağı (MÖ 5500-3000) takip etti. Hala bir anlamda “keşifler ve icatlar çağı”nın içindeydik. Saban ve tekerlek MÖ 3000’lerde sahneye çıktı. Hayvancılık ve kimya bilimiyle bağlantılı gelişmeler de yaşandı; süt ürünlerinin işlenmesi, tereyağ, peynir gibi (MÖ 4500 Yakın Doğu). Bu puanların çoğu erkeklerin hanesine yazıldı. Bu da ekonomik ve siyasi alanda erkin erkeğe devriyle eşzamanlı bir gelişmeydi. Artık kendine yeterlilik geleneği yıkılmış yerini fetih, yağma ekonomisine bırakmıştı. Kısıtlı topraklar üstüne dönen savaşlar toplumları birbiriyle buluşturdu, tabakalar halinde karıştırdı, bilgi aktarımı ve paylaşımı hızlandı. Neolitik çağda biriktirilen (depolardaki buğdaydan bira yapımı tekniklerine kadar) hemen her şey farklı coğrafyalardaki kültürlere dağıldı. Ama bundan sonra insanoğlunun “ev”de oturup icat ve keşif yapmaktan daha mühim işleri olacaktı.

Tunç Çağı’nın gündoğumunda, MÖ 3000’lerde tanrı evleri inşa edilmişti; mimarların yaklaşık da olsa pi sayısını hesaplaması gerekmişti; devlet örgütü şekilleniyordu; kasalarda biriken artı değerin hesabını tutabilmek için rakamlar ve çarpım tablosu (MÖ 2500 Sümer) ortaya çıkmıştı. Bu çağ tunçtan mızrak uçlarıyla orduların birbirine girdiği, Mısır, Mezopotamya ve Hindistan’da devlet örgütlerinin çöktüğü “karanlık çağlar”la anılacaktı. Bu çağdan geriye “efsanevi savaş öykülerinin” yanı sıra Fenike alfabesi kaldı.

Ardından gelen Demir Çağı da bol ve ucuz demir elementinin yaygın kullanımıyla MÖ 1200’lerde daha yaygın ve koyu bir karanlık çağı tetikledi. Uygar dünyanın büyük bir bölümünde tarih kesintiye uğradı. Kuzeyden gelen barbarlar Mykene uygarlığını sildi, Hitit, Babil, Mısır ve Çin çöktü. MÖ 500’lere gelindiğinde uygar dünya kendini toparlamaya başladı. MÖ 330’da bir savaşçı, İskender uygarlık çorbasını ordusuyla bir kez daha karıştırdı. O öldüğünde kültürler ve fikirler Mısır’dan Hindistana, Anadolu’dan Mezopotamya’ya gidip gelmişti, Yunanca bu bölgede yaygın bir dile dönüşmüştü, para ekonomisi oturmuş, haberleşme hızlanmıştı (bir mesaj Kral Yolu’ndan Sardes’ten Sus’a 3000 km’lik yolu 90 günde gidiyordu)… Uygar dünya yeniden siyasal bir dağılma yaşıyordu ama kültürel bir birlik söz konusuydu.

Nihayetinde Neolitik çağını erkin el değiştirdiği, kendine yeterli doğal ekonomiden emperyalizm temelli para ekonomisine kayılan, önceliklerin yeniden tarif edildiği çalkantılı dönemler silsilesi takip etti. Keşif ve icatlar oransal olarak azaldı ama bilginin paylaşım ve yaygınlaşma hızı arttı.

Hikayenin sonunda “ev”de olan “ev”de kaldı; “av”da olan “av”da…

Bilgi “ev”de kadın eliyle üretiliyor, “av”da erkek silahıyla dağıtılıyor…

Mini kaynakça:

Tarihte Neler Oldu, Gordon Childe, Alan Yayıncılık, 6. baskı Temmuz 1995

Histoire Naturelle et Morale de la Nourriture, Maguelonne Toussaint-Samat, Larousse-Bordas, 1997

Not: Bu yazıyı Turizm Rehberliği bölümü derslerimden Arkeoloji ve Sanat Tarihi Terminolojisi için hazırladım.

Reklamlar