Özge Borak

Özge Borak

Özge Borak aileden sanatçı, denizci ve karavancı. Dar alanda yaşamayı, sınırlı imkanlardan çözümler üretmeyi çocukken öğrenmiş, denizi de öyle… Sörfçü, dalgıç ve bu röportaj sonrası ona “yelkenci” de diyebiliriz artık.

Fotoğraf: Batuhan Kıran

Şu sıralar TRT’nin sitcom’u Bir Yastıkta’da boşanma avukatı Ahsen’i oynuyor. Ama onu Ihlamurlar Altında, Küçük Kadınlar gibi dizilerden de hatırlarsınız. Yine de belki en çok Eyvah Eyvah’ların hemşiresi Müjgan diye bilirsiniz. İstanbul Şehir Tiyatroları’nın müdavimiyseniz 23 yıllık tiyatrocu Özge Borak’la sık sık karşılaşmışsınızdır da. 2011’den beri evli olduğu Ata Demirer’le hayatı ve denizi paylaşıyor.

Çift Bozcaada’da yaz boyu dümen tuttukları teknelerini satmış; ama Borak’ın gözü şimdi bir yelkenlide. Delphia 47 tam da zamanında sahneye çıkıyor. Vira Yatçılık’ın hocası Tankut Subay’ın eşliğinde denize açılıyoruz. Hocamız anlatıyor, Özge Borak dümende gözü kerteriz noktalarında, kulağı hocada her denileni birebir uyguluyor. Zaten sancağı, iskeleyi biliyor, bir de birkaç kez tramola ve kavança atınca havaya giriyor. Hatta bir ara “burna çarpmamak için biraz açıp” hocadan takdirleri topluyor. Tekne yatınca neşeleniyor ve ekliyor “Ben kullanıyorum arkadaşlar sakin olun. 14.5 metre yelkenli kullanıyorum aynen.” Fotoğraflarda zarif bir hanımefendi gibi göründüğüne bakmayın, hele ki tutsanız elinizde kalacakmış muamelesi hiç yapmayın, zira o gözükara bir denizci. “Sette de bana öyle cici kız muhabbeti yapmayın diyorum. Beni öyle belimden bağla köprüden salla.”

Denizle tanışıklığın windsurf’le mi başlıyor?

Hayır daha erken. Küçükken bana havuz yapıyorlarmış, içine de deniz suyu koyuyorlarmış. Ben böyle kaplumbağa gibi pıtı pıtı atlayıp denize kaçıyormuşum. Deniz çocuğuyuz yani. Babam zaten Beykoz’da büyümüş, oradan denize girmiş çocukluğu boyunca, balık tutmuş. Annemler Bostancı’dan denize girerlermiş. Deniz sevgisi zaten ailede var yani. Abim de öyledir. Ben de resmen su kuşuyum.

Baban windsurf yapıyormuş.

Evet zaten ben de onun sayesinde öğrendim. Bir süredir yapamadım, belim yüzünden. Annemle abim, babamla benim kadar aktif değiller. Aslında bizim nesil Jaws çocuğudur. Ben korkuyordum. Çok seviyordum denize girmeyi, sörfte bile tedirgin oluyordum. Yüzmeyi çok severdim ama korktuğum için tek başıma ileri gidemiyordum. Üstüne gitmem gerekiyordu. Korkudan nefret ederim. O yüzden korkumun üstüne gittim dalgıç oldum. Denizde altımda ne var biliyorum artık.

Bayağı radikal bir karar.

O benden korksun dedim. Daha doğrusu böyle bir şeyden korkmaya gerek yok diye düşündüm. Öğrenmem aşmam lazım diye dalgıç oldum.

Ne zaman dalmaya başladın?

Beş sene oluyor. Windsurf’e başladığımda da 16 yaşında falandım. Ben kullanmadım ama yelkenli, atraksiyonlu bir yolculuğun içinde de bulundum. Çok güzeldi.

O zaman sen bir sıfır önde başlıyorsun yelkene. Sörfte göstergeler falan da yok.

Evet orada vücudunla hissediyorsun. Denizin altını üstünü biliyorum. Korkumu yenmek için dalgıç oldum.

Ama yalnız dalınmıyor değil mi?

Tabii. Tek dalış legal bir şey değil. Bazı şeyleri tek başına yapmamak lazım. Yelkenle hayat daha kolay ama yine de tek olmaz.

Gücün yettiğince rüzgârla gitmek

Ailen sadece denizci değil…

Aslında biz daha çok karavancı bir aileyiz. Bakın karavanımı yedirmem. Florya’daki karavan parkına bahar geldiği zaman yerleşirdik; yağmur çamur geçtikten sonra. Annem babam oradan işe giderdi, ben de okula. İstanbul’da evimiz vardı ama yazlığa gitmeden önce, herkesin işi gücü bitene kadar orada yaşardık. Karavanla tekneyi çok benzetiyorum. Tabii denizin şartları çok daha değişken yani karşılaştırmak belki çok doğru olmaz ama yaşam tarzı olarak benzer. Kapalı, sınırlı alan, az eşya, mümkün olduğunca eline koluna dolanmayacak şekilde fazlalıkları atmak gibi benzerlikleri var.

Yani dar alanda yaşamayı biliyorsun.

Her şekilde dar alanda yaşarım evet. Yani işte bu yelkenle seyri seviyorum. Neden windsurf’ü seviyorum, çünkü motor yok. Sanki gücün yettiği kadar rüzgârla gidiyorsun.

Sahiden bir yelkenli alman lazım.

Öğrenmem de lazım, kimseye ihtiyaç duymadan idare etmem lazım. Düşünüyoruz zaten, yedim Ata’nın beynini. Teknede asıl bana hareket oluyordu; onu buradan alsana, bunu buraya koysana her şeyi bana yaptırıyordu zaten.

O zaman teknede miçosun.

Evet eski teknede miçoydum.

ozgeborak_02Yelken alırsanız, kaptan olacaksın.

İnşallah, keşke. Çok istiyorum. Onun da zaten en çok sevindiği şey bu olmuş. Ben denizi seviyorum ya, o da “Artık ben az çalışırım, biraz keyif çatarım” diyor. Yelken 12 saatte öğreniliyormuş, bu seyri derslere saydırabiliriz.

Öyle bir aileden geliyorsun ve yine denizci kafada bir adamla evlisin.

Aynen burcu da Yengeç, o da benim gibi bir su kuşu. Ben şuna inanmıyorum, biz birbirimizi çok seviyoruz ama o bunu seviyor ben de bunu, yine de bir elmanın iki yarısıyız. Yok öyle bir şey. Tamam herkesin ayrı dünyası var ama ortak bir zevk olacak ki hayattan beraber zevk alsın. Düşünsenize Ata bu kadar denizci olup, benim hiç denizi sevmediğimi. Ne yapacağız, o denize açılacak, ben hep karadan el mi sallayacağım yani. O da seviyor ve çok güzel bir ilişki oldu. Konuşacak, paylaşacak çok şeyimiz oluyor. Deniz çok başka bir ortam, öyle teknolojik aşırı şeyler yok, olmasını tercih etmezsen yok yani; doğayla iç içe bir şey konuşmak, bir şey üretmek, bir olasılık üstüne tartışmak bile, her şey çok daha zevkli oluyor, çünkü başka hiçbir uyaran yok, başka bir ses yok. Ben çok seviyorum bunu.

Tekneyle dünya turu istiyorum

Ne kadar zaman geçiriyordunuz denizde?

Eğer Bozcaada’daysak sabah çıkar, akşam dönerdik. Ama onun dışında Ata’yla uzun denize açılamadık.

Ama şimdi önünde uzun bir tatil var.

Tekneyi sattık, olamayacak maalesef. Ama çok istiyorum bir yelkenlimiz olsun da açılalım. Hatta dünya turu istiyorum. Çok istiyorum. İmkan varsa, yapabilirsem, öğrenirsem, çünkü sadece sevmekle olacak bir iş değil bu. Yetenek ve bilmek de gerekiyor.

Ama altyapı tamam. Rüzgârı tanıyorsun, denizi de…

Aynen.

Teknenin bakımına da aşinasın.

Tabii. Ata hep beni indiriyordu makine dairesine. Tabii canım, “Hadi in bakalım, ben şimdi kafamı çarparım” diyordu, ben iniyordum. Teknik elemanım yani.

Bu yazı teknesiz ama deniz kenarında geçireceksin.

Ben denize girmediysem tatil yapmış olmuyorum, asla. Bütün kış oturayım, çalışmayayım. Bu tatil değil, illa ayağım bir suya değsin.

Deniz işi biraz erkek işi görülüyor. Kadın oranı sanki daha düşük.

Ben de zaten biraz erkek gibiyim. Türkiye’den bahsediyoruz değil mi? Biz kalıpları seviyoruz. Kadın dediğin evdedir gibi. Birçoğuna sorsak eminim “Çok isterdim” der. Ama niye yapmadın dersen, evlendik, işte çoluk çocuk, hayat gailesi. Oysa evlenmek, çocuk hiç engel değil. Çocuğu da atarsın tekneye, o da teknede büyür. Neden olmasın.

Fiziksel güç de gerektiriyor.

Tabii, o yüzden çalışma isteyen bir şey. Bayağı bir spor bu.

Bir yaşam biçimi de. O anlamda karavanda yaşamış olman da avantaj.

Aynen, problem çıktığında çözersin. Bana da aileme de pek çok şey problem gibi gelmez. Karavanda kaldığımız zamanlarda karavanın herhangi bir yerinde bir sorun çıktığında onu çözmek bizim için bir rahatlama yöntemiydi. O başka bir dünya, o dünyayı sevmek lazım. Ama karavanda kalkıp da dantel örtü, üstüne de biblo koyanını da gördüm. O dünyaya aykırısın ki, o zorlama ilişki muhtemelen. Adam zorlamış kadını, kadın da ne yapsın karavanı evine çevirmeye çalışmış. Biraz adapte olmayı bilmek lazım, o duruma. Aynı karavandaki gibi, seyir esnasında da içerideki eşyaların konumunu falan kontrol etmek gerekir.

İkisinde de evini sırtında taşıma durumu var ayrıca.

Bu çok güzel bir duygu yaa. O durumda her yer benim. Yine alışverişini, yemeğini yapıyorsun. Her yer benim.

Salon salamanje değil ama…

Değil ama ona rağmen arkadaşlarını da ağırlıyorsun. Bir de daha kolay, her şey elinin altında işler hızla bitiyor.

Biraz dikkatli hareket etmek gerekebilir tabii.

Evet, benim gibi aşırı enerjik ve hızlı hareket etmeyi seven insanlar, aşırı dikkat etmeli. Yoksa öyle kafayı gözü gömüyoruz. Biraz önce de çarptım kafayı. Ayağı da kırabilirsin, esas mesele o. Usturmaçaların olduğu o vardavela mıydı onlara birçok insan ayağını takar, küçük parmağını kırar. Dikkatli olmak gerekiyor yani.

23 yıllık kadrosuz oyuncu

Karaya çıkalım azıcık da. Yeni istifa ettin İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan. 23 yıl çalıştın. Sen dizi oyuncusundan çok tiyatro oyuncususun.

Sekiz yaşındaydım Şehir Tiyatrosu’na girdiğimde. Evet 23 yıl olmuş. Çocuk eğitim birimine girdim, o zamandan beri Şehir Tiyatrosu’ndayım. Çocuk oyunu, müzikli oyun, müzikal, normal oyun her türlü oyunda oynadım. Aynı zamanda konservatuar. Sonra bu son olaylar, ani yönetmelik değişimi, tepeden inme değişiklikler, tiyatronun son hali, çıkan oyunlar, kadronun olmayışı… Hâlâ kadrolu değilim tabii. Yani ben istifa etmedim, o işin süsü. Kadrolu olan istifa edebilir. Ben ayrıldım.

Hiç kadrolu olmadın mı?

Hayır. Kadrom geldi, geri gitti. 10 kişinin kadrosu geldi, sonra o 10 kişinin kadrosu hala bilemediğim bir şekilde yok oldu.

Sekiz yaşından beri kadrosuz ve sosyal güvencesiz mi çalışıyorsun?

Bir dönem SSK yaptılar ama kadrosuzum evet. Bunu pek çok insan kişisel zannetti ama ben biraz da o adaletsiz sisteme karşı durmak için ayrıldım. Çünkü benim televizyon gibi gelirimi sağlayabileceğim bir sektörde iş bulabilme şansım vardı; o yüzden o taşın altına elimi koyabildim. Ama o şansı yakalayamamış birçok arkadaşım hâlâ orada çalışmak zorunda; evlerini geçindirmeye çalışıyorlar aldıkları üç kuruş parayla. Ki o üç kuruş para da her ayın beşinde yatmıyor, bir beşinde yatıyor bir onunda, bir ikisinde, bir onbeşinde. Bu adaletsiz durum beni çok rahatsız etti ve daha fazla tahammül edemedim.

Şimdi ne yapacaksın? Televizyon devam ediyor ama…

Tiyatro yapmam lazım. Çünkü tiyatro benim için marşa basmak gibi, motor duygusu. Tiyatro yapmazsam mutsuz olurum. Ama şu anda ne yapacağım belli değil. Biraz düşünüyorum, projeler bakıyorum kendime. Bir sürü iyi iş yapan özel tiyatro var, küçük iyi tiyatrolar var. Neden olmasın. Ama mutlaka tiyatro yapacağım. Şu an sadece televizyonda TRT1’de Bir Yastıkta diye bir sitcom dizimiz var.

Nasıl gidiyor?

Çok güzel, eğlenceli gidiyor. İlk kez sitcom yapıyorum. Oturdu, çok güzel bir iş oldu. Kapalı alanda tık tık gidiyorsun.

Enerjin, ritmin de sitcomun ritmini tutuyordur.

Sette sadece oyuncu arkadaşlarım değil ekip de ne kadar değişik bir enerjin var diyorlar. “Bitmiyor enerjin otur iki dakika” anlamında söylüyorlar. Çalışmayı seviyorum, yaptığım işi seviyorum. Zaten o yüzden Şehir Tiyatrosu’na tahammül edebilmişim bu kadar zaman. Bir de bu şansım var, mesleği işi olan insanlardanım. Sevdiğim işten para kazanıyorum. Bu da yansıyordur ekrana.

Sudan çıkmış balık

Bu yüzden aklıma ilk bu takılıyor… Tiyatro bitti o zaman ne yapacak? Acaba sudan çıkmış balığa döndü mü?

Döndüm. Çünkü çok üzüldüm. Verdiğim kararın her gün biraz daha iyi anlıyorum ne kadar doğru olduğunu. O ayrı ama sonuçta çok uzun bir zamanımı orada geçirdim, çok emek verdim. Birazcık da fazla yıprattım kendimi, o da olur tamam hallederiz dedim, her şeye çok fazla tamam dedim. İşimi seviyorum bu yüzden. Sudan çıkmış balığa döndüm tabii, ben oranın eski binasını biliyorum. Ben küçücük çocuktum, bugünün büyük abileri ablaları o zaman ergen rolleri oynuyordu. Yani insan üzülmez mi. Üzülür. Ama her şeyin bir sonu vardır. Ben oradaki görevimi tamamladığıma inanıyorum. Başka işler yapacağım bakalım.

Peki sinema?

Sinema da olacak inşallah bakalım. Herkes beni sadece Ata’nın filmlerinde oynadım zannediyor ama öyle bir şey yok. Gerçi yine Ata yazıyor bir şeyler. Şimdilik o var. Ama başka şeyler olursa onlara da bakacağım.

En son Kabare’de Liza Minelli’nin rolünü oynadın. Ailecek dans geçmişiniz var, şarkı söyleyebiliyorsun, oyunculuk var. Kafanda şöyle bir müzikal istiyorum var mı?

Var tabii. Netleşmediği için söylemek istemiyorum. Yoksa kafamda bir müzikal var. Yabancıysa telifiyle uğraşmak gerek, ama belki de Türk bir şey yaparız. Çocukken erken uyanırdım, o dönem bir çocuk müzikali vardı, Annie, her sabah onu açar izlerdim, şarkılarını ezbere söylerdim. Hayatımda en çok istediğim şey müzikalde oynamaktı ve oynadım. Son oyunda ağlaya ağlaya selam verdim zaten. Doğal olarak hayalimi bir anlamda gerçekleştirmiş oldum, şimdiki hayalim de bunun üstüne bir şey eklemek. Yeni bir şey yapalım istiyorum. Ama netleşmiş bir şey yok.

Motor Boat & Yachting, Temmuz 2013

KAPAK_68

Reklamlar