Gürkan Uygun

Gürkan Uygun

Önyargı zaman kazandırır, ama yeri geldiğinde de fena utandırır. İşte Gürkan Uygun vakası buna mükemmel bir örnektir. Onunla denize açıldık ve deniz gözümüzü açtı. Meğer Uygun, Memati’den Muhsin’e, rock basçısından Sakaryalı bir köylüye, hepsi ve hiçbiriymiş.

Önyargı 1: O Kurtlar Vadisi’nin Memati’si. Ve hep öyle kalacak. Saç sakal uzatmakla bu imajdan kolay kolay kurtulamaz.

Utanç 1: Oyun Atölyesi’nde sahnelenen Testosteron oyununa gidip o rock basçısıyla karşılaşınca ya da Çanakkale Yolun Sonu filmindeki keskin nişancı Muhsin’le tanışınca önyargı duvarları çatırdıyor. Zira duvarın ardından her şekle girmeye müsait bir oyuncu çıkıyor.

Önyargı 2: O Sakaryalı bir toprak adamı. Fındıktan anlıyor, eli becerikli falan ama denizde sudan çıkma balığa dönecek.

Utanç 2: Hissedilen sıcaklığın 7 derece olduğu,16 knot rüzgârda Kalamış koyunda gık demeden halatlara asılıp gülümsemesini de kaybetmeyince insanın içine bir şüphe düşüyor. Her koşulda bir şekilde idare edebilen cinsten bir insan mı o yoksa?

Önyargı 3: Yerinden memnun, güvende; ne diye yeni bir şeyler öğrenmek için rahatını bozsun ki?

Utanç 3: Karada yeni projelerle kafası dolu. Hiç bilmediği sularda hiç yüzü asılmadan yeni bir şey denedi, korkularından bahsetti korkusuzca. Üstelik Kechi Sailing’in Nil adlı, Azuree 40’ıyla yapılan kısa seyir boyunca, hocamız Sarp Güney’e ahret soruları sordu. Neler oluyor ya?!

Önyargı 4: Hemen her “denizde ilk defa” konuğumuz, seyir sonunda “Ya ben bu yaz bu deniz işine bir eğileyim” der ve istatistikler o yaz günlerinin hiç gelmediğini gösterir.

Utanç 4: Henüz bu önyargıdan utanç duymak için erken. En azından Gürkan Uygun kendini biliyor, “kıyın kıyın” deneyebileceğini söylüyor. Biz de onunla bir adada mahsur kalsak başımızı sokacak evi yapabileceğini öğrendik. Yine de balık tutma işini bilen biri daha yanımızda olsa kendimizi daha güvende hissederiz.

Daha çok karacısın değil mi?

Evet, karacıyım. Toprak insanıyım. Denizin de keyfi başka tabii. Cazip bir şey ama benim için zor. Karaya basmadan dünya turu yapan arkadaşlarımız var sonuçta. Ama o başka bir kafa.

Ama nasıl bir denizci olduğuna bağlı, kıyın kıyın da gidebilirsin.

Kıyın kıyın bana uyar evet. Bizim koylar da cazip. Ama açık deniz… Ayağımın toprağa basmasını daha çok seviyorum. Benim zaten denizin altıyla ilgili bir korkum vardı; yapamam, düzenli nefes alamam diyordum. Ancak öyle olmadığını gördüm. Üç beş defa da daldım. Bu kadar güzel bir şey görmedim ben. Duygu olarak, yeryüzü mü, hava mı, denizin altı mı deseniz, denizin altı derim. Biz herhalde en iş yapmaz yerinde yaşıyoruz. Yukarısı çok güzel, aşağısı çok güzel. Ortada, toprakta sıkıntı var.

Hangi vesileyle dalmıştın?

Kelebekler Vadisi’nde arkadaşım vardı. Orada scuba’ydı zaten. O ısrar etti, yapamam dedim; ısrar etti, ben de cesaret ettim. Bir eşik var, o eşiği geçince oluyormuş. Nefesteki sıkıntıyı attım üstümden. Basıncın verdiği psikolojik sorunu geçince, anladım ki suyun altında metabolizma başka türlü çalışıyor. Hareketlerin daha yavaşlıyor, yerçekimi kayboluyor gibi oluyor. İlk bir metrede bir panik yaptım. Yukarı çıktık. Sonra durumu anladım ve sonra oldu işte. Çok mutlu oldum. Bayağı bir deniz canlısı da gördüm orada. Kaş’taki gibi değil tabii. Ama çok keyifli olduğuna karar verdim. Aşağısı çok güzel.

Ne zamandı bu?

Bayağı da oldu, dört beş sene. Sonra da pek dalamadım. Zaten o zamana kadar da denizle çok temasım yoktu. Ama yazları kumda oturmayı çok seviyorum. Islanmak için giriyorum denize. Ama tekne hiç yok kafamda. Belki ileride küçük bir balıkçı teknesi olur.

O zaman balık avlıyorsun.

Yok benim balıkla da çok ilişkim yok. Hevesli arkadaşlarım var. Ben ilgilenemem, onlar yaparız derlerse, açılırız muhabbet olur. Yoksa yaşam biçimi olarak zor. Yabancılar bu konuda çok iyiler. Selimiye’de yaşlı bir çift görmüştüm öyle, balığa çıkıyorlardı köpekleriyle. Zevkli iş ama meşakkatli de.

Birazdan göreceğiz ne kadar meşakkatli olduğunu…

Ben bu gibi durumlarda çok sıkıntı yaşamam ama kontrolü zor gelir herhalde. Karada daha kontrollüsünüz, araba mesela. Bir de deniz her zaman için tehlikeli, ne olacağı belli olmuyor. Gerçi denizde çok sıkıntı yaşamam. Dengem de iyidir.

Teorisi değil pratiği iyi

Eline beceriklisin diye biliyorum. Heykel yapıyorsun mesela.

Sakaryalıyım ama İzmit’te doğdum büyüdüm. Oralarda tiyatroya başladım. Bir de sanat kahvesi vardı. Tavla oynanır, kitap okunurdu. Orada heykeltıraş bir abi yaptıklarını sergilerdi. Bir gün Ytong’dan soyut bir heykel çıkarmış. İlgimi çekti, ben de yapabilir miyim diye, keser, bıçak, ytong girdim; öyle ufak tefek şeyler. Yaptıklarım aslında eğitimsiz, ham bir beceri. Bir kere iki aylık bir kursa gittim, nasıl yaparsam iyi bir heykeltıraş olabilirim onu öğrendim ama çok da girmedim o işe. Eğleniyorum ben daha çok, sadece hobi.

Başka şeyler de yapıyorsun ellerinle sanırım.

Evet gelir elimden. Dedem de becerikliydi. O sepet örerdi, fındık dallarından falan. Aylarca yontardı onları, arkadaşlarına falan verirdi, satardı. Ondan gördüklerim de var. Dolayısıyla küçükken elime çakı geldi, kestim biçtim. Ahşapla da oynayabilirim. El becerim var evet. Ben aslında keşfedilmemiş bir cevherim.

Bir adaya düşsen yani…

Tabii kendi evimi de yaparım. Kelebekler’de öyle bir tribe girmiştik, doğal malzemelerle rüzgârgülleri yaptık, palmiye ağaçlarından ip yaptık falan. 10 günlüğüne gitmiştim bir ay kaldım orada. Teknoloji de yoktu. Öyle yaşamayı seviyorum. Boş vakitlerimde de atlayıp köye gidiyorum.

Fındığa mı?

Evet fındığa da gidiyorum. Fındık zordur ama en azından gölgede çalışırsın. Rize’de çay topluyorlar, Adana’da pamuk; onlar daha zor. Yani öyle bir hayatı tercih ediyorum. Seviyorum. Dolayısıyla da gayrı ihtiyari kendini geliştiriyorsun. Mesela ben aklıma çok güvenemem, ama zekamın kıvrak olması en büyük avantajımdır. Hemen çözüm üretirim. Seri hareket ederim. Bir şeyi kurup, projelendirmek bana göre değil ama anlık harekete geçerim. Teorim değil pratiğim iyidir.

Belli ki toprak da, en az deniz kadar iyi öğretmen.

Tabii denizin sıkı kuralları var. Karanın o kadar yok. Denizin bana en çok farklı gelen tarafı o. O kurallar silsilesine uymak zorundasın, uymazsan ölebilirsin. Karada öyle değil. İşte suyun altında, dışarıda ne kadar serseri olursan ol, suyun altına bir takım işaretleşmeleri yapmak zorundasın. Sonra tek kişi dalamazsın. Sonu ölümle sonuçlanabilecek bir aktivite var orada nihayetinde. Sanıyorum teknede de öyle. Evet tarlada çalışırken de riskler var ama denizin kuralları daha sıkı. Halatın olması lazım, yoksa olmaz. Ama modernliğin, gelişimin simgesi de bu…

Deniz çok değişken ya bir de… Mücadele edeceğinizi bilerek açılıyorsun denize.

Toprak o kadar değişken değil işte. Deprem bin yılda bir oluyor ama deniz sürekli hareket ediyor. Bilemiyorsun tabii. Küçükken balıkçı abiler motorlu kayıklarıyla çıkıyorduk, korktuğumu hatırlıyorum.

Ama o sallantı ve oksijen fazlası iyi gelir bazen.

Aynen özellikle motoru durduğunda çok dingin oluyor. Tekne turlarına falan çıkıldığında o tat alınıyor. Arkadaşlarımın teknelerinde misafir olarak devam ediyorum. Keyifli ve paralı bir iş biraz. Bir de kontrolün elimde olmasını severim, güvende olmayı severim; öyle özgüveni yüksek, yarıp giden bir adam değilim.

Ama dalmaya cesaret etmişsin.

Evet ve sevdim. Deniz üstündeki yaşamı, karadan, köyümden sıkılırsam daha sonra deneyebilirim. Topraktan sıkılırsam tabii. İyi bir alternatif.

Komedi risklidir, deniz gibi

Film nasıl gidiyor? İçine sindi mi?

İnsanlar beğeniyor. İyi olduğunu düşünüyorum. Benim içime sindi evet. Film olarak bir takım eksiklikleri muhakkak var. Ama genel itibariyle, başı sonu olan, sıkılmadan izleyebileceğiniz, savaşın içinde, gölgesinde ufak insan hikayeleri anlattığımız ve bunların anlaşılabildiği bir film oldu. Kurtlar Vadisi’nden sonraki ilk işimdi, tedirgindim.

Zaten senin performansın içine sindi mi demek istemiştim.

Şöyle söyleyeyim, filmi izlediğimde rahat uyudum. Yaptığımı biliyorum ama onların birleştiğinde nasıl görüneceğini hesap edemedim; oyunculuğumda bir atlama varsa sıkıntı olurdu. Zaten ortalama bir karakterde en fazla üç beş hareketiniz vardır, onu sağlamaya çalışmıştım.

Bu normalden zor gelmiş olabilir. Çünkü geçen 10 yıl boyunca başka bir insandın.

Bir yandan kolaydı, bir yandan da zordu. Dezavantajlıydı çünkü insanlar kabul etmeyebilirdi. Ama avantajlı çünkü 10 yıl oynamışım, artık yaptığım en ufak harekette, bu Memati oluyor diyebiliyorum. Hangi kaslarımı kullandığımı, mimiklerimi, duruşumu çok iyi biliyorum, her şey fiksti orada. Bunu nasıl avantaja çevirirsin? O fiks şeyleri yapmayarak. Neticede Muhsin’e de yaklaşımım öyle oldu.

Araya tiyatro alman fark ettirmiş olabilir mi?

Yok tiyatro sonra oldu zaten, filmi eylül ve ekimde çektik. Tiyatro da aralıkta başladık. Tabii acemilik çekiyorsun. 10 yıl bir şey yapıyorsun, başka da bir şey yapmıyorsun. Başka role hazırlanmıyorsun, köreliyorsun, antrenman yapmıyorsun. Ama bu işe başladığımızda, nasıl yapıyorduk, neye dikkat ediyorduk acaba filan oldum. Arkadaşım Erdem’e (Ergüney) baba böyle bir rol var ne yapalım dedim. Bana bir nevi koçluk yaptı.

Destek aldın yani.

Aldım tabii, çünkü üçüncü bir göz şart. Hemen onunla çalışmaya girdik. Davranış biçimleri belirledik. Ben biraz dıştan içe bakarım. Gördüğüm üstünden bir şey yaratıp onu içselleştirip bir şekilde inandırıcı hale getirmeye çalışırım.

Testosteron’daki performansından memnun musun?

Oyunda mümkün olduğunca inandırıcı olmaya çalışıyorum. Oyunculukla ilgili tek çabam bu, inandırıcı olma peşindeyim.

İnandırıcı olmanın peşindeki bir adam niçin 10 yıl hep aynı rolü oynar?

İş devam etti. Keyif alıyordum gerçekten. Ama bir süre sonra oyunculuk keyfi kayboldu. Yazılan rolle ilgili değil. Mesleki açıdan tamamdır dedim, bu rol yeterince oynandı.

Şimdi komedi yapacak mısın mesela?

Televizyonda değil ama belki sinemada deneyebilirim. Konservatuardayken Dormen Tiyatrosu’nda büyüdüm. Haldun Dormen, çok büyük bir hocadır. Fars oynadım. Yedi sezon, tiyatro kapanana kadar. Çok büyük bir şans, çok büyük bir okuldu; ahlak, kültür öğrendiğin bir okul. Yedi sezon fars oynamıştım işte, o zaman da başka bir şey istiyordum. Yeni sulara yelken açmak istiyorsun… Bak sana başlık. Dolayısıyla o sulardan biri de komedi olabilir ama komedi de bana deniz gibi geliyor şimdi. Çünkü komedi risklidir, yaptığın işle mi güldüreceksiniz yoksa kendine mi güldüreceksin. Tabii bu işler biraz da kısmet. Bir teklif geliyor, ah ya oynarım ben bunu diyorsunuz, bir anda oynuyorsunuz.

Rölantiye mi aldın kendini?

Tiyatro var işte. E eylüle yeni bir proje de olacak zaten. Muhakkak olacak, ne olacağını bilmiyorum ama. Öyle tatil yapılamıyor. Ayrıca 10 gün sonra sıkılıyorsun yatmaktan.

Evet biz de çok oturduk, haydi denize gidelim.

Erkan abinin çok güzel bir sözü var: Soruyorlar sever misin dalmayı diye, şezlongda beş dakika diyor.

…Ve denizde bir saat sonra

Gürkan Uygun

Gürkan Uygun

Kısa ve öz bir deneyim oldu.

Evet soğuk çünkü. Bak hoca güzel bir şey dedi. Rüzgâr olduğu sürece her yere gidebilirsiniz dedi. En büyük esprisi bu ya. Medeniyet başlangıcı bu. Akdeniz’in özelliği bu. Karşı kıyılardaki insanlar birbirini görünce ticaret başlıyor. Deniz kenarındaki şehirler, her zaman daha gelişmiş yerler, çünkü ticaret yapabiliyorsunuz. Alışverişte bulunduğunuz için de medeniyet ilerliyor. Karada öyle bir sıkıntı var.

Ama biz denizi pek kullanmıyoruz.

Evet dünyada çok küçük ülkeler var, limanları dünyanın en büyük limanları. Maalesef biz değerlendiremiyoruz. İşte hobi olarak biraz. Oooo ne manevra yaptık bu arada be! Şak diye döndük valla.

Karada bir araç kullanmaktan farklı değil mi?

Evet burada sıkı kurallara uyuyorsun.

Sen de teknede bayağı çalıştın ama.

Çalıştım tabii. Macerayı yaşamak keyifliydi.

Ama çabuk pes ettin.

Evet çünkü antrenman yok bende. O yüzden yoruldum ama uğraşılır ya. Biraz da sevmek, ilgilenmek lazım. Dengede durmaya çalışarak ip çekmek zormuş. Ben çuval taşıyayım daha iyi. Ama yarattığı özgürlük başka bir şey. İstediğiniz yere gidebilirsiniz işte. Ama ileride ne var göremiyorsun, o sıkıntı yaratabilir. Bundan karşı kıyıya gidilebilir. Sonunda badireler atlatıp bir adaya düşeceksek olabilir. Altındakileri görmeyince insan korkuyor. Eskiden suya kafamı sokardım sonra hemen çıkarırdım. Daha sonra o korkumu yendim çok şükür.

Peki bu kısa seferde ne öğrendin? Mesela usturmaçanın ne olduğunu öğrendin mi?

Öğrendim. Onsuz seyir yapmak ayıpmış. (Sarp hoca kaş gözle kopya veriyor.) Haa o asılıyken seyir yapmak ayıpmış, limandan çıkarken çıkartmak lazımmış; çıkartmadık mı cenaze var demekmiş. Başka katı kuralları da var bildiğim kadarıyla, denizin ortasında kaldık mı ne oluyor hocam? Hiçbir şeyimiz yok, halatımız da yok mesela, her şeyimiz gitmiş. Bir şey olmuş, biz böyle kalmışız. Birisi geldi bizi kurtardı. Gemiye sahip oluyor mu?

Sarp Güney – Çok zor ihtimal.

Evet biliyorum zor ihtimal ama öyle bir kural var mı?

Sarp Güney – Denizde birbirine yardım etmek zorundasın. Zaten yarış kurallarının ilkinde kişisel canyeleklerinizi giyin der; ikincisinde de denizde yardıma muhtaç birine mutlaka yardım edin.

İnsan olun diyor neticede itibariyle.

Sarp Güney – Tabii, yarışı bırakıp gidip yardım ediyorlar, sonra yarış bittiği zaman o sırada kaçıncı gidiyorsa, o değerlendirmeye göre yarışı bıraksanız bile sıralamada yeriniz olabiliyor.

İşte abi fairplay. Bu bir spor da, yüksek kültürün sporu. Belli bir noktaya gelmiş insanların yaptığı spor. Dolayısıyla yaklaşımları da çok farklı oluyor.

Aslında bir balıkçı için de bağlayıcı bu kurallar.

Tabii sonucu vahim olabileceği için… Bir teknenin alabora olması büyük bir olay değil mi? Katı kuralları olmasının nedeni, çok dengesiz, ne olduğunu bilmediğiniz bir şey. Bir anda yağmur yağabilir, rüzgâr patlayabilir. Denizin ortasında kalabilirsiniz, sonucunda ölebilirsiniz. Dedi ya hoca tek kişi çıkılmaz diye, suyun altında da öyle, en az iki kişi. O kuralları uygulamak zorundasınız.

Boş yere konulmuş kurallar da değil.

Aynen. Her şeyin, havanın, denizin şartları değişken olduğu için kafanızda sürekli matematik yaptıran bir uğraş. Öyle olunca her çıktığınızda farklı reaksiyonlarla karşılaşıyorsunuz. Keyifli, adrenalini de yüksek. Diyorum zemin sağlam değil ya, her an bir sürpriz yapabilir.

Eh tabii bir de ekip işi. Sen müsait misin ekip işine? 10 yıl aynı ekiple çalışmış olman öyle olduğunu gösteriyor ya.

Tabii uyarım. Ekip bana uyar. Galiba bu yaz ufaktan bir deneyeceğim. Ama önce bir katamaranla çıkmaya niyetim var. Geçen sene arkadaşlarım zorladılar ama ben yani… Henüz hazır hissetmiyordum kendimi. Bu sene ufak çaplı bir gezi yapabilirim. Ama ben denizde çok fazla vakit geçiremem, en fazla bir hafta, o da kıyın kıyın.

Motor Boat & Yachting, Nisan 2013

Motor Boat & Yachting Nisan 2013

Reklamlar