2012-12-19 20.49.24Emre Kınay Duru Tiyatro’nın kaptanı, ekibiyle birlikte tiyatro edebiyatı dediği denizde çok yelken açmış bir sanatçı. Sahnesinde sakin suları da görmüş fırtınaları da ama Delphia 31’in dümenine geçince 26 knot’luk rüzgarı ilk kez yüzünde hissetti

Bir gece önce kentin üstüne fırtına çökmüştü. Delphia Yachts ve Vira Yelken’in ekibi bize dakika dakika hava durumu veriyordu. Sabah Kalamış Koyu sakindi ama öğleden sonra 15.00 itibariyle aklıselim hiçbir denizci palamarı çözmeyecekti… Ve biz, Emre Kınay’la birlikte saat 14.00’te marinadan ayrıldık. Kalamış açıklarında bizi 26 knot’a varan rüzgar karşıladı. Sanki bütün Marmara’da bir tek bizim Delphia 31’imiz vardı. Kızımızın bu havalardan özellikle hoşlandığını söyleyen Delphia ekibinin yüzleri de “nihayet yelkenler biraz rüzgar görecek” ışığıyla aydınlanmıştı. İşin tuhafı benzer bir ışık “acemi denizcimiz” Emre Kınay’da da vardı… Galiba bir tek teknedeki en kara çocuğu olan ben “Bu havada ne işimiz var ya denizde” hissini içimden atamıyordum.

Emre Kınay, Tankut Hoca’nın kendini alamayıp yaptığı uzun yelkene giriş konuşmasını ciddi ciddi dinledi, seyir boyunca teknede çalıştı, dümen tuttu, bir an bile “burnum dondu, elim acıdı, fazla sallandık içim kalktı” diye şikayet etmedi… Hatta neşeyle üşüdü. Nihayetinde denizci kumaşına sahip olduğunu işin uzmanlarının önünde kanıtladı. Biz zaten bu 20 yıllık oyuncu, yönetmen ve eğitmenin yeteneklerinin ve tecrübesinin denizde de işe yarayabileceğini düşünüyorduk. Duru Tiyatro’nun hukuk mücadelesindeki kararlı ve inatçı duruşu da bir deniz insanı olduğu şüphesini güçlendiriyordu. Zaten de daha en başından bu nedenle ona bordalamamış mıydık?..

Yelkene önceden bir niyet varmış. Neden olmadı?

Vakitsizlikten. Çok dağınık düzende çalışıyoruz. Hangi gün çalışacağımız belli değil. Yelken dersleri de belli bir program içinde yapılıyor ya. Ders günlerinde çekimimiz çıkabiliyor. Tiyatro yaptığımız zaman daha düzenliyiz. Yine de bir türlü zaman uyduramadım. Ama şimdi sözleştik işte, başlıyorum.

İki kere başlamaya teşebbüs etmişsin…

Evet. Birinde sınava girdim, kulakları çınlasın bir liman kaptanı, o okuyunca anlar kendisini, bana doğru bildiğim soruları sildirip yanlış yazdırdı. Alamadım ehliyeti; hem de öyle ucundan, 0.5 ile kaybettim. İkincisinde de sevgili Esra’nın  (Akkaya) İzmir’deki ajansının açılış gününe denk geldi. “Oraya her zaman gidersin” dedi, aradan yıllar geçti hâlâ gidemedim.

Deniz sevdası nereden?

Bilmiyorum. Çocukluğumdan beri, deniz olmayan bir yerde yaşayamam.

Denizi ne kadar kullanıyorsun?

Çok. Moda’da yaşıyorum. Arabam yok. Her yere denizden gidiyorum. Mesela Ustura Kemal’in çekimleri Heybeliada’daydı. Moda iskelesinden tekneyle işe gidiyordum. Bundan keyiflisi yoktu.

Evin de neredeyse denizin üstünde zaten.

Evet, terastan imrenerek bakıyorum Kalamış’taki yelkenlilere.

O teras da herhalde bir tekne hissi veriyordur.

E veriyor. Rüzgarı çok iyi takip edebiliyorum, bizim evin içinde esiyor. Herkes oturamaz orada, bayağı ıslık çalıyor rüzgarlı havada.

Dürbünün de varmış. Tekne tesisatı tamam neredeyse.

Tabii, pusulam da var. Her şeyim var. Rüzgar da ölçebiliyorum. Teleskop da var, yıldızlara da bakıyoruz.

Bir hukuk diploması eksik

Denizle ilgili başka spor yaptın mı? Dalgıçlık mesela.

Dalgıçlığım var. 41 dalışım var bugüne kadar ama tembellikten yine, bütün işlemleri yapılmış brövem tasdik için Adrasan’da okulda bekliyor.

Diplomayı almamak gibi bir alışkanlığın var yani.

Genelde evet, ben diplomalarımı almam. Konservatuvar mezuniyet diplomamı da almadım.

Tebrik ediyorum. Bir de yarım bırakılmış doktora…

Evet.

Bir de galiba hukuk okumaya başlayıp…

Hayır ona hiç başlamadım ama bu sene niyetim ona da başlamak. Sınava gireceğim ve baştan başlayacağım.

Niye?

Bu ülkede artık hukuk okumak gerektiğini düşünüyorum. Artık herkesin asgari hukuk bilmesi gerekiyor. Ne iş yaparsanız yapın. Denizcilikle ilgilenmem için de hukuka ihtiyacım var. Hakikaten bizim gibi demokrasinin oturmadığı ülkelerde vatandaşın kendi hakkını göstererek alması için zorunlu bir bilgi olduğunu düşünüyorum.

Duru Tiyatro’nun başına gelenlerle bir ilgisi var mı bunun?

Var tabii. Adaletin sağlanması için haklı olmanız yetmiyor, hukuk da yetmiyor bazen. Ama o adaletin reel olarak size sağlanmadığını anlayabilmeniz için bile hukuk bilgisine ihtiyacınız var.

Duru Tiyatro’nun son durumu nedir?

Yasal olarak sözleşmemizin yenilenmesi mutlak ve gerekirken bir bürokratın keyfi uygulamaları nedeniyle yenilenmiyor. Yürütmeyi durdurma kararını 9 ayda alabildik, hukuk size yardımcı oluyor. Ama arkasından yeni yönetmeliğin yapımı 5 gün sürüyor.

Ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Hukuk yolunda devam edeceğiz. Hukuken resmi tahliye kararını bana tebliğ edene kadar, ben bu tiyatronun asıl sahipleri, seyirciler adına bu işten vazgeçmeyi düşünmüyorum.

Yeni oyun, Nafile Dünya nasıl olacak?

Oyunu yapamıyoruz işte. Çünkü bize illegal baskı yöntemleri uyguluyor beyefendi. Yani bana ait olan ışık odama gündüz giremeyeceğimi söylüyor. Halbuki ben orayı kiraladım, para ödüyorum, ciddi bir yatırım yaptım. Üstelik orayı sen benden daha çok kullanıyorsun. Bu hukuksuzluğa dur diyen yok. En çok ağırıma giden o. Tek bir okul müdürü, devletin diğer tüm mekanizmalarını susturmuş durumda. İki ihtimal var burada. Ya devletin resmi fikrinin uygulayıcısıdır o müdür ya da tiyatro bu kadar önemsiz bir şey ki, devlet kaderimizi o bürokratın iki dudağı arasına bıraktı.

Sonu nereye varacak?

Kararı bekliyorum. Beni oradan yasal yollarla tahliye ettiklerinde gideceğim. Sonra da haklı olduğuma inandığım için de tazminat davası açacağım. Bütün dünyaya da deklare edeceğim, bu demek ki devletin bahanelerle tiyatro kapatma politikasının sonucuymuş diyeceğim. Şu anda hâlâ sağduyulu siyasilerden müdür beyin yaptığının hukuk dışı olduğunu bildirmelerini bekliyorum ısrarla.

Hukuk eğitimi dört yıl, yetişir mi tiyatroya?

Fark etmez. Artık denize de çıkacağım, deniz için de gerekecek. Başka yerde tiyatro yapmaya devam edeceğim, en azından orada sağlam argümanlarla devam ederim.

Tek plan var: Tiyatro

Bir seferinde “memleketten giderim” demişsin.

Bana biri çıkıp derse ki, “Artık yapma istemiyoruz, bu ülkenin bayrağı o tarafa dalgalanmıyor, eğitim eyvallah ama kültür eyvallahımız içinde değil”, o zaman bunu protesto amacıyla gidebilirim. Ülkemi çok seviyorum, aslında hiçbir yere gitmeye niyetim yok. Başka bir salon ve salonlarda devam edeceğim. Ama niçin olsun? Alt katı lağım içinde, üst katının zemini çürük bir yerden kültür merkezine dönüşmüş bir yer. Dünyanın herhangi bir yerinde şövalye nişanıyla ödüllendirilirdim, bu zulmü neden çektiriyorsunuz bana diye soruyorum. Tiyatro bu kadar mı değersiz? Biz sizin gelecek kuşağınızı kuruyoruz.

Eğitim faaliyetleriniz de aksadı…

Aksadı tabii, konservatuvar hazırlık sınıflarını açamadım, yetişkinler sınıfını açamadım. Çünkü aklına eseni kapıya sıkıştıran bir müdürle muhatabım. Şu anda ben tiyatroya kapıdan giremiyorum; bir suçlu gibi. Kapıda adım var.

B planın ne?

Ben bekliyorum. Benim A planım, B planım, C planım hepsi tiyatro yapmak. Ama ömrüm boyunca Kamil Önalan adını da tiyatro düşmanı olarak her yerde deklare edeceğim.

Neden ısrarcısın?

Tiyatro yapmakta mı? Biraz önden alayım. Siyasetçilerle tiyatrocuların uzlaşmaz çelişkisi vardır. Çünkü en üst düzeydeki politikacıyla bakkal Mehmet Efendi’nin bir olduğu yerdir, tiyatro koltukları. En demokratik yerdir tiyatro salonu. Orası oyuncunun yeridir. Siyasetçinin de müdahale edemediği alanlara tahammülsüzlüğü vardır. Orada hoşuna gitmeyen şeyleri söylediğimde yapabileceği birkaç şey vardır. Bir, kalkıp sessizce salonu terk etmek, hatta gişeden biletini iade edip parasını istemektir, bu onun hakkıdır. Yuhalayabilir, adabına kalmıştır. Alkışlamayabilir, protesto eder. Ya da alkışlayıp eğlenebilir, söylenenleri hayata başka bir pencereden bakarak algılar. Ya da tahammülsüzlük gösterip ortadan kaldırmaya çalışır.

Bu durumda kızın Duru’ya ait bir planın var mı?

Hayır. Ben onun sadece çağdaş, demokratik, beyninin tüm kıvrımlarını kullanabilen bir birey olması için önüne olanak yaratmakla mükellefim. Seçimlerini yapmakta kendisi yetkilidir. Hiçbir seçimi nedeniyle de yargılama hakkım yok.

Ekip olmanın sırrı

Tiyatronun seyirciye ve oyuncuya adap öğrettiğini söylüyorsun.

Evet toplumsal adap öğretir. Seyirci de oyuncu da hazırlanır, vaktinde gelir… Bir daha aynı şekilde bir araya gelmeyeceklerdir, tekrarı yoktur. İlk gecekiyle üçüncüsü aynı olmaz. Çünkü koltuklarda başka hikayelerden gelenler oturur. Dolayısıyla aynı derede iki kere yıkanamazsınız tiyatroda. 11 kez Aşk Her Yerde oyunumuza gelen biliyorum. Sondan Sonra’yı 4 kere izleyen var. Tiyatro her seferinde başka türü yaratılan, beraber yapılan bir şey. Bu da hem izleyende hem oynayanda bir adap yaratır. Tek başına yapılmaz, ben deli miyim tek başıma çıkıp sahneye? Siz varsınız diye anlatıyorum o hikayeyi.

Tiyatro da çok ekip işi. Yaklaşık 30 kişilik bir ekibiniz var. Az değil.

Emin ol devlet yönetmek kadar zor.

Nedir sırrı?

Sevgi. Yoksa tahammül edilebilecek bir şey değil. İşini seven 30 tane insan.

Nasıl toplanır o 30 kişi?

Gelmesi gereken saatte provalarını aksatmayan, tiyatroya ve seyirciye saygısı olan, tiyatronun dış kapıdan başladığını bilen insanlar… Ama nasıl bir araya geliyorlar bilmiyorum. O da mistik bir şey. Şu oyunu oynayalım diyorsun, oynar mısın diyorsun, oynarım diyor. Ne parayı konuşuyorsun, ne bir şey.

Ortak bir yolculuk hissi mi?

Beraber bir yola çıkıyorsun. Nasıl olacağını bilmiyorsun. Mesela ben Ahu’nun (Türkpençe) bu kadar iyi oynayacağını hayal etmezdim. Ama inanılmaz bir karakter çıkarttı ortaya. Her gün şaşırabilme olasılığın olan bir iş bu. Her gün yeniden yarattığın bir iş. Her gün yeni insanlarla iki buçuk, üç saatliğine aile olduğun bir iş.

Denize ve denizciliğe benziyor bu anlattığın…

Yaptığımız seyirde hoca uyarmasa bumba birine çarpar ve denize düşerdi. Eğer birisi yoldan çıkarsa diğerlerini de rolden çıkartır ve denize düşer. O yüzden ikisi de ekip işidir.

Ki yola devam edebilinsin…

Aynen öyle. O seyirde bir kere alabora edersen tekneyi tabii ki toparlanır ama seyri bozmuş olursun. Denizle çok benzerliği var. Dümendekinin dümeni sağlam tutması lazım.

Her oyun bir liman

Şöyle bir benzetme de mümkün mü? Tekne sınırlı bir alan. Belirli bir süre için, belirli bir ekiple yola çıkıyorsun…

Aynı şey. 40 ile 80 santim arası bir yükselti var. 20 de oyuncusun. Önünde dünyanın en güzel hikayelerini anlatan, binlerce eve girip çıkan, binlerce insanın masalını anlatan, binlerce sayfa tekst var. Ülkeler devletler kurabilirsin, batırabilirsin, insanları aşık edebilirsin, ayırabilirsin, bir çocuk büyütebilirsin… Tekne o sahnenin içi, deniz de tiyatronun edebiyatı. Biz de yola çıkıyoruz. Bazen halim selim sular görüyoruz, Aşk Her Yerde gibi; bazen de Shakespeare oynuyorsun, koca koca fırtınalarla uğraşıyorsun. Ama her zaman amaç bir karaya çıkmak. O denizi geçip bir karaya çıktığında, oyunu bitirip seyircinin gözlerine baktığında, seyirci o limana gelmekten mutluysa o zaman işte tamam. Ama hemen ertesi günü yeniden demir almak istiyor insan. Bu oyunu yaptık eee yarın ne yapacağız. Yeni bir oyuna başlamak lazım.

Dar alanda ekip idare etmek zor değil mi?

Bu daha çok kadınlar için zordur. Tiyatronun kendisi ve şartları modern değil. Belli kuralları vardır. O yüzden komutanın herkesin görevlerini asgari düzeyde yapmasını sağlaması gerekir. Bu komutanın adı yönetmen. Erkek daha askerdir. Kadınlarsa detaycılıktan, doğurganlıktan kaynaklı olabilir, asidir. O yüzden bu komutanın altına girmekte zorlanırlar.

Duru yelken takımı yolda

Duru Tiyatro’nun yelken takımı ne olacak? Başlamışsınız ama…

Yelken eğitimlerini tamamlayamadık. Tiyatronun müdürünün ve teknik müdürümüzün de olacağı, oyunculardan da isteyenlerin katılacağı 10-12 kişilik bir yelken ekibi kurmak istiyoruz. Ama işler bitmiyor ki. 2009’a kadar binanın tadilatıyla uğraştık. 2010’da oyun yaptık tamam dedik, borçlarımız çıktı. Tam borçları ödedik, çok güzel bir sezon olacaktı, müdür bey atandı. Sonunda bir sürü hayalimiz yarım kaldı.

Hayatını birlikte geçiren bir ekiple denize açılmak zor olmaz mı?

Yo zaten biz komün gibi yaşıyoruz. Tekneyle uğraşırken en azından birbirimizle uğraşmayız. İki yıldan beri hayal ediyoruz. Herkes kendine rol bile seçti teknede. Ben dümende dururum, ben aşağıda yatarım, yemek yaparım diyenler var aramızda.

Yarışlara katılır mıydınız?

Katılırız tabii. Ama kazanmak için değil herhalde, yarışmış olmak bile keyif. Önemli olan o kadar yelkenli içinde Duru’nun da olması. Kızı da yelkenci yaparsam kaymaklı kadayıf.

Sana sadece zaman gerekiyor…

Tabii, ben söylediğim her şeyi yaptım. Sadece biraz zaman alıyor. Gecikmeler benden değil, ya bürokrasiden, ya bürokrattan, ya yönetmelikten… Bana kalsa mutlaka bitiririm.

Motor, Boat & Yachting, Ocak 2013

Reklamlar