Son hava bükücü Aang tuzağa düştü.

Derler ki, “Kahramanlar dünyayı dörde böler.” Su huzur, toprak kuvvet, ateş hiddet ve hava uyumdur. Rivayet olduğu üzere, su kabileleri kutuplarda yaşar. Bazıları su bükme yeteneğiyle doğar. Onlar suyun taşıdığı iyileştirme gücünü bilir. Toprak krallığı ise yerleşiktir; madencilikle büyük şehirler inşa etmek onların işidir. Toprak bükücüler toprağı şekillendirir, toprak da onları. Ateş ulusu ise hepsini ister. Onlar, dört ulus arasındaki dengeyi koruyan Avatar’ın 100 yıl önce kayboluşunu fırsat bilip ateş bükücüler ve ateş kusan makinelerden oluşan ordularıyla hepsini aldılar zaten. Yani neredeyse hepsini… Bir de hava göçerlerinden söz edilir; ki onlar artık yok. Avatar’ın bir hava bükücünün bedeninde doğacağını bilen ateş ulusu hepsini katletti. Yani neredeyse hepsini… Son hava bükücü Avatar, Aang adlı 12 yaşında bir çocuğun bedeninde Kuzey Kutbu’nun buzulları altında 100 yıldır uyuyor; idi.

23 Temmuz’da “Son Hava Bükücü” Türkiye sinemalarında uyandı. Dünyada ılık bir barış havasının esmesi beklenirdi ama hakim olan duygu hayalkırıklığıydı. M. Night Shyamalan’ın filmi ay başında Amerika’da gösterime girdiğinde ilk kötü eleştiri dalgası kıyılarımıza vurmuştu zaten. Karanlık, çocuksu (ya da içinde illa ki çocuk geçen) yetişkin masallarının naif yönetmeni yapacağını yapmıştı. Kaleme aldığı ilk uyarlama için pırıl pırıl, neşeli ve barışçıl bir öykü seçmişti kendine. Sonra da öyküdeki çocukları kendi özgün senaryolarında anlattığı mutsuz, travmalarıyla boğuşan ve büyümüş de küçülmüş çocuklara benzetmişti. Hakkı var mıydı? Vardı ki üçleme olarak tasarladığı serinin bu ilk filmi için 150 milyon dolar bulmuştu; vardı ki filmi Amerika’da üçüncü haftasında 136 milyon dolar kazanmıştı bile.

Ama her zaman para konuşmaz. Konuşsa da anlamlı bir şeyler söylemeyebilir. Bu durumda Aang’in öyküsünü de dinlemek gerekebilir. Michael Dante DiMartino ve Bryan Konietzko’nun yarattığı bu oğlan çocuğu 2005’ten başlayarak üç yıl boyunca (24 dakikalık toplam 61 bölüm) Nickelodeon kanalının en çok izlenen (Amerika’da bölüm başına ortalama 3.1 milyon izleyici), dünyada en çok tanınan (150 ülkede yayınlandı) ve ödüllere doymayan çizgi film karakteriydi. Başta 6-11 yaş çocukları için planlanmıştı ama zamanla aile fertlerini de yakalayınca üst sınır (kişisel gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki) 40 yaşı aştı. Bunun nedeni de DiMartino ve Konietzko’nun öyküye itinayla gömdüğü ve her yaşa hitap edebilecek, zengin malzemeydi. Çizgi film, yaratıcılarının da sık sık söylediği gibi, Japon animesi, Hong Kong aksiyon sineması, Çin sanatı, Hinduizm, Taoizm, Budizm ve yoga Amerikan usulüyle harmanlanmış. Ekipte Koreli animasyon stüdyosu DR Movie, bir kültürel danışman (Edwin Zane), geleneksel Doğu Asya kaligrafisinin yeniden yorumlanması için bir kaligraf (Siu-Leung Lee) ve bir dövüş sanatları ustası (Sifu Kisu) bulunuyor. Dört ulusun da karakterine uygun bir dövüş tekniği kullanılıyor. (Elementlerini harekete geçirirken su bükücüler tai chi chuan, toprak bükücüler hung ga kung fu, ateş bükücüler kuzey Shaolin kung fu ve hava bükücüler ba gua tekniğiyle hareket ediyor.) Senaryoda da bir çizgi filmde ender rastlanan derinlikte karakterlerin yavaş yavaş olgunlaşmasına izin veriliyor.

Anlaşıldığı üzere Shyamalan’ın oynamasına izin verilen malzemenin avantajları çok. Beş yıldır bu anı bekleyen hazır bir seyircisi ve Lego’sundan bilgisayar oyunlarına geniş bir ticari faaliyet alanı oluşunu saymazsak bile dört dörtlük bir öykü elde var bir. Dolayısıyla yönetmenin (önceki filmlerinden bilinen ama başka güzellikleri nedeniyle görmezden gelinen) sağlam bir final eksikliği ve asıl derdini anlatamama sorunu da olmamalı. Ama ne yazık ki var. “Solgun çocukların yönetmeni” Shyamalan, elindekinin dünyayı kurtarmanın çocuklara düştüğü, savaşın sonuçlarının tartışıldığı, barışın maliyetinin öğrenildiği bir büyüme öyküsü olduğunu görmezden geliyor. 12 yaşındaki Aang’in (Noah Ringer) yaşam enerjisini ve mizah anlayışını çekip onu 112’lik, öfke dolu, savaş makinesi bir ihtiyara dönüştürmeyi tercih ediyor. Sokka’nın (Jackson Rathbone) elinden hevesini ve sakarlığını alıyor, onu genç kızların sevgilisi karizmatik bir delikanlı yapıyor. Katara’nın (Nicola Peltz) devrimci ruhunu ve her şeyi değiştirme arzusunu törpülüyor ve suyla oynamayı seven bir ev kızına dönüştürüyor. Prens Zuko (Dev Patel) ve amcası Iroh’un (Shaun Toub) kendi yolculuklarına çıkmasına izin vermiyor ve nedeni tam anlatılamayan bir hırsla (genç kızları kovalayacağına) Avatar’ın peşine yolluyor. Uçan bizon Appa ve uçan maymun Momo’nun ruhani tarafını yok sayıyor ve onlara sevimsiz bir bilgisayar animasyon gösterisi işi veriyor.

Shyamalan, bir de manasız bir hevese kapılıyor. Görsel efektlere yüklenerek açıklarını kapatabileceğini düşünüyor herhalde. Hatta 3D pastasından pay alma hevesiyle fazladan bir 10 milyon dolar harcayıp filme çakma bir üçüncü boyut ekleyip filmi “büküyor”; sonuçta element orada ama şekil bambaşka oluyor. Böyle bir “olmamışlar listesi” yapınca da insanın aklına tuhaf komplo teorileri düşüyor.

“Son Hava Bükücü”nün baş kötüsü ateş ulusundan Kumandan Zhao (Aasif Mandvi), Aang’i meditasyonda enselediğinde şöyle diyor: “Uyan genç adam. Ben Kumandan Zhao. Bu tuzağı sana ben kurdum.” (Oysa Avatar ruhlarla bağlantıdayken ölürse yeniden doğamaz ve öykü oracıkta biter; ama belli ki bunu Zhao da Shyamalan da bilmiyor.) İşte o zaman insan düşünüyor: Hintli yönetmen Shyamalan’ın Zhao için memleketlisi bir oyuncu seçmesi yalnızca bir tesadüf mü? (Hint dillerinden Sanskritçe’de “tanrının yeryüzünde dolaşmak için kullandığı ölümlü bedeni” anlamına gelen) Avatar’ı yine bir Hintli’nin tuzağa düşürmesi fikri mi hoşuna gitti? Yoksa bu son film hariç her filminde şöyle bir görünen yönetmen bu sefer kendini Zhao karakterinde mi ete kemiğe büründürdü? Böylece beş yıllık bir efsaneyi de kendi elleriyle tuzağa düşürmeyi mi planladı? Eğer öyleyse tuzak işe yaramış. Avatar Aang fena yakalanmış ve şu sıra ikinci bölümün senaryosunu yazan Shyamalan görünüşe göre üç filmde daha bu tuzağı kurulu tutacağa benziyor.

Son söz:

Her şey de o kadar kötü olamaz tabii. Bu hafta San Diego’daki uluslararası çizgi roman buluşması Comic-Con’da açıklanması beklenen güzel bir haber var. Rivayete göre DiMartino ve Konietzko, Avatar evreninde 70 yıl sonra geçen yeni bir çizgi film serisi hazırlıyor; Kora Efsanesi. Su kabilesinden bir kadın Avatar’ın öyküsü belki yanan yüreklere ilaç olur.

Newsweek Türkiye, 92. sayı, Ağustos 2010

Reklamlar