Söz bitti… Herkes onlarla ilgili her şeyi çoktan öğrendi. Şimdi sıra Karayip Korsanları’nın son serüvenini izlemeye geldi. Bu herkesin her şeyi bildiği ortamda Yeni Aktüel’in okurlarına özel iki hizmeti mevcut: 1. Dergiyi aldığınızda fark etmiş olacağınız üzere aile boyu oyalanabileceğiniz çıkartma albümü, 2. Zihninizi açacak birkaç bilgi… İyi eğlenceler!

Bu yazı “haber değeri” taşımıyor ama derginin sinema sayfalarının boş kalmasına gönül müsaade etmez. Ayrıca “taşın suyunun çıkarılması” diye de adlandırılabilecek mesleki bir becerinin sergilenmesi fırsatına da hiçbir gazeteci sırt çeviremez. (Mesleki deformasyon tam da buna denir!)

Bu nedenle olanca sağır sultan da dahil herkesin duyduğunu, hakkında en az üç beş satır okuduğunu, afiş edip duvarlarını doldurduğunu bile bile yazılıyor bu yazı; ve aynı bilinçle yapılıyor şu açıklama: “Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu” (Pirates of the Caribbean: At World’s End) nihayet başlıyor! Tam tarih vermek gerekirse tüm dünyayla aynı anda 25 Mayıs’ta Türkiye’de!

Yapımcılar yapımcısı Jerry Bruckheimer aynen şöyle diyor: “Bu, Jack Sparrow’u geri getirme serüvenidir.” İşte ünlü üçlemenin son bölümünün konusu da üç aşağı beş yukarı budur.

Bilmeniz gereken bir iki ayrıntı daha var tabii… Örneğin öykü ikinci filmde kalan yerden aynen devam ediyor. Yani Will Turner (Orlando Bloom), Elizabeth Swann (Keira Knightley) ve Kaptan Barbossa (Geoffrey Rush), her an dağılmaya müsait bir ittifak yapıp Jack Sparrow’un (Johnny Depp) ardı sıra uzak denizlere yelken açıyorlar. Bilmeniz gereken (tabii hâlâ duymamışsanız) bir başka olay da şudur: Jack’e can veren Depp’in her fırsatta söylediği üzere biricik ilham kaynağı, Rolling Stones’un gitaristi Keith Richards da filmde bir görünüp bir kaybolacak; hem de kuvvetle muhtemel Jack’in babası Kaptan Grant Sparrow rolünde. Bir yenilik de Çinli usta, Kaplan ve Ejderha’nın karizmatik adamı Yun-Fat Chow’un sevimli ve kurnaz bir korsan lideri olarak ekibe katılması… İşte bu kadar!

Lunaparklar tarihine gömülmeye yüz tutmuş bir Disneyland atraksiyonunun, korsanlı serüvenlere hasret izleyici damarını yakalayıp dünyanın parasını kazanması öyküsü de başka bir yazının konusudur. Tabii bu saate kadar çekim tekniklerinden kamera arkası efsanelerine, gişe rekorlarından ihtişamlı dünya prömiyerlerine öğrendiğiniz onca bilgiyle söz konusu öyküyü kendiniz yazmadıysanız… Yazdıysanız bunun da “haber değeri” kalmayacak; işler iyice zorlaşacak.

İyisi mi yine Bruckheimer’a kulak verin: “Bu sadece eğlence!” Yani büyütecek bir şey yok; ama kaçırırsanız üzülürsünüz, üzülürseniz büyütecek bir şeyler bulursunuz mutlaka…

——–

Denizcilerin kadınlarla zoru nedir kardeşim?

* Geçen yüzyılın başına kadar İngiliz gemicilerinin şiarı şuydu: “Nerede bir kadın varsa orada bela da vardır.”

* “Kadınların majestelerinin donanmasına bir ayda verdiği zarar, Fransızlar’ın on ayda verebildiğinden fazladır.” Bir Britanya Deniz Kuvvetleri atasözü.

* Çok yakın tarihe kadar ABD ve Avrupa’da itibarlı yelken kulüpleri kadın üye kabul etmiyordu. Hatta Bremen’deki bir yelken kulübü “oturarak işeyenleri” istemediğini açıkça belirtiyordu.

* Günümüzde denizaltılara kadınların binmesine izin verilmiyor.

* 1251’de Cenova liman kenti yönetimi, kaptanlara kadın taşımayacakları talimatı vermişti.

* 1731’de Büyük Britanya’da yayımlanan Kraliçenin Nizamnameleri ve Amirallik Talimatnameleri isimli kurallar manzumesinde kaptanların gemilerinde kadın taşımaları kesinlikle yasaklanmıştı. Aynı yasak Hollanda, Fransa, Hamburg ve İsveç bayrağı taşıyan gemilerde de geçerliydi.

* Britanya donanmasının 1807 Yıllık Kayıt Defteri’nde pek çok kadın ismine rastlanıyor. Bu kadınlar Birinci Napolyon Savaşları’nda gemilerde barut taşımış ama maaş almadıkları için tayfa defterlerine adları yazılmamıştı.

* Denizcilere helal tek bir kadın vardı: Deniz kızı. Onun da belden aşağısı balıktı…

* Uzun bir seferden İngiltere’ye dönen bir gemi karaya yanaşmadan demirlediğinde armasının yanına sarmaşıktan bir çelenk çekerdi. Bu “madem denizciler karaya çıkamıyor bari kadınlar gemiye gelsin” davetiydi.

* 1588’de İngiltere seferine çıkmadan hemen önce İspanyol donanmasında 6 bin kadın tespit edilmişti. Tayfalar İngiltere’de yeterince kadın olduğu konusunda ikna edilince bu kadınlar karaya çıkarılmış ve sefer başlamıştı.

* İngiltere ve kolonilerinde kölelik resmi olarak 1834’te kaldırıldı, ancak Karayipler’de 1840’larda kaptanlar, subaylarına gemideki her denizci için bir siyah kadın bulmalarını emrediyordu.

* 1716-1726 tarihleri arasında Anglo-Amerikan korsanlarla ilgili bir incelemede yakalanan 521 korsanın sadece 23’ünün evli olduğu anlaşılıyor. Bizim Karasakal olarak bildiğimiz Kaptan Blackbeard (Edward Teach) bir istisna; onun toplam 12 karısı olduğu tahmin ediliyor.

* 29 Temmuz 1789’da İngiltere’den Lady Juliana adlı çok özel bir gemi Avustralya’ya hareket etti. Bu gemi Avustralya’daki (dört erkeğe bir kadın düşen) dengesiz nüfusu eşitlemek üzere, tam 239 kadın mahkum taşıyordu. 30 denizci ve altı subaydan oluşan mürettebat ve yolcular, pek çok limanda oyalanıldığı için 11 ayda biten bu yolculukta tarihin bu en büyük yüzen genelevinden, dünyanın parasını kazanmıştı.

* 1745’te Hannah Snell, James Grey adıyla ve erkek kıyafetleriyle İngiliz donanmasına katılmış, kendisini hamile bırakıp terk eden sevgilisinin peşinden Hindistan’a yelken açmış, Fransızlar’la çarpışırken yaralanmış, terhis edilmiş ve dört yıl sonra memlekete dönüp başkomutan Cumberland düküne bir dilekçeyle başvurup emeklilik hakkını talep etmişti. Büyük Britanya ona 15 Sterlin ve iki takım erkek elbisesi verdi. Snell elbiseleri 16 şilinge sattı.

————–

Korsan hikâyeleri

* Kurukafa ve kılıçlı korsan bayrağının adı Jolly Roger’dı.

* 1680’lerde Karayipler korsanlığın altın çağını yaşıyordu. Aralarında Kaptan Kidd, Kaptan Blackbeard ve Kaptan Morgan’ın da olduğu dört binden fazla korsan faaliyetteydi ve çoğu İngiliz’di.

* Tarihin denizlerde el değiştirmiş en büyük hazinesini İspanyollar’dan çalan korsan Francis Drake, kaçarken Macellan’dan sonra dünyanın çevresini dolaşan ikinci insan unvanını da kazanmıştı. Daha sonra Kraliçe Elizabeth hazinenin büyük bir bölümünü hediye olarak kabul edip Drake’i sör yapmıştı.

* Çinli kadın korsan Cheng I Sao, 18. yüzyılın sonlarına doğru Güney Çin’de bir gemide doğdu ve kariyerine bir çiçek gemisinde (yüzen genelev) başladı. Daha sonra iki kocasıyla 400 Çin yelkenlisi ve 50 bin mürettebatı yöneten bu kadın tarihteki en büyük korsan gücüne sahip oldu.

Kaynak: Denizde Günah, Klaus Hympendahl, Ataköy Marina Yacht Club, 2007

———

Denizde…

* Geminin gövdesini yeşile boyamak, adını değiştirmek,

* Sancağı yıkamak,

* İngiliz gemilerinde rabbit (tavşan) kelimesini kullanmak,

* Kadından başka, papaz, misyoner, tanrıtanımaz, avukat ve bir suçlu bulunması

…uğursuzluk getirir.

 Yeni Aktüel, Sayı 98, 24 – 30 Mayıs 2007

Reklamlar