KADIN ÖDÜL AVCISI DOMINO HARVEY’NİN “BİR ÖLÇÜDE GERÇEK” HAYAT HİKAYESİ

23 haziranda 300 bin dolara satın alınmış “gerçek” bir hayatın öyküsünü izleme fırsatımız olacak. “Domino”da her şey var: “Bir ölçüye kadar” gerçek, güzel, seksi, silahlı bir kadın; onu izleyen erkekler, hasta bir çocuğa ameliyat parası arama iyi niyeti ve yeni moda, klip tadında bir kurgu… İçeriğe fazla takılmazsanız her şey gibi bu da olur!

Hollywood sağolsun, Amerikan hukuk sistemini kendimizinkinden iyi tanıyoruz. Hepimiz Amerika’da askerlik görevi misali jürilik yapıldığını biliriz mesela. 12 vatandaş, katil olduğunuza ya da marketten ekmek çaldığınıza karar verir; yargıç da uygun cezayı keser. Mahkeme salonları iyi giyimli, laf cambazı avukatların jüriyi ikna etmek için sunduğu parlak gösterilerin sahnesidir. Memlekette işiniz mahkemeye düşünce, 20 metrekare bir odada, ödünç cüppeyle dilekçe veren solgun bir avukat ve o dilekçeyi alıp kabarık dosyaların arasına koyan yorgun bir yargıç gördüğünüzde aklınız karışır bu yüzden. Bu gösterişsizlik canınızı sıkar…

Aynı kaynaktan, yine Amerikan hukukuna dair bir başka bilgi de geliyor bizlere: Ödül avcıları ya da daha afili ve kovboy filmi deyişiyle “kelle avcıları.” Bir Clint Eastwood olsun, bir Lee Van Cliff olsun, Vahşi Batı’nın “wanted”larını “ölü ya da diri” adalete teslim etmekten sorumlu adamları az izlemedik sinemada. “Yıldız Savaşları”nın Mira’sı da donanımı ileri teknoloji olsa da tamamen aynı kovboy kategorisinden dikkate alınabilir. Tümünün Vahşi Batı tadının dışında, bir ortak özelliği de uzun namlulu, pırıl pırıl silahlarla desteklenmiş “maço”luğu… Yalnızlık ve sertlik de aynı delikanlılık hesabından faturalandırılıyor.

Sinemalarımıza, bir yıl gecikmeyle, “kadın ödül avcısının gerçek öyküsü” düşünce, “Maço cennetinde vaha bulma” umuduyla film izlendi ve fena halde ters köşeye yatıldı.

Tony Scott en azından uyarıyor!

“Ben Domino Harvey, ödül avcısıyım” diyordu filmin başında Keira Knightley. Top model annenin (Jacqueline Bisset), iyi eğitimli, yediği önünde yemediği ardında, silahlara ve Uzakdoğu dövüş sanatlarına düşkün, mutsuz kızı; erken yaşta kaybettiği, aktör babasının hediye ettiği ve yaşatmayı bir türlü başaramadığı Japon balığına takıntılı, kırık, kırgın bebek… Yeri geldikçe de silah arkadaşlarını tanıtıyordu: “Bu Ed Moseby, (Mickey Rourke) efsane ödül avcısı; patronum, yol göstericim, hiç sahip olmadığım babam” ve “İşte en iyi arkadaşım Choco (Edgar Ramirez). Benden çok hoşlanıyor ama bu konuda bir şey yapamayacak kadar utangaç.” Buraya kadar “gerçek yaşam”la örtüşüyor Domino’nun öyküsü. Zaten filmin başında yönetmen Tony Scott izleyicisini uyarıyor: “Bu gerçek bir öyküdür; bir ölçüye kadar…”

Film gerçek yaşamdan koptuğu anda, izleyiciden de kopuyor. Domino’nun kendini (kelimenin her anlamıyla) sergilediği sahneler bitince sıra, “hasta ve yoksul bir kız çocuğuna para bulma” olayına geliyor. Daha iyilerini Yeşilçam’da gördüğümüz bu öyküye, silahlar, kopuk kollar, nedeni belirsiz diyaloglar ve asabi insanlar karışıyor… Ama Top Gun’ın, True Romance’in, Spy Game’in sorumlusu Scott’ı öldürseniz de hakkını yememelisiniz! Filmin kurgusu çok akılda kalıcı. Scott’ın memleketlisi eleştirmenler “asit kafası” tabirini kullanmış kurgu için. Yaptığı o mudur bilinmez ama Scott’ın “kafaya çalıştığı” kesin. Video klip hızında, hiperaktif bir kamerayla, zamanda ileri geri (hatta sağa sola) dönüşlerle bir şey yapmış. (Evet ya burası tam da “şey” demenin ayıp olmadığı tek yer!)

Teknik konulara dalıp can sıkmamalı. Hıza alışkın ve hız seven izleyici şunu bilsin yeter: 127 dakika tam gaz gidilecek, sonra da akılda Keira’nın tadıyla kazasız belasız, “gerçek hayat”a dönülecek.

Bir kadının hayatı

İşte yüzüp yüzüp yazının sonuna gelindiğinde, “gerçeklik” meselesinin hakkıyla anlatılamadığına inanan okuyuculara tamamen hizmet amaçlı, özel bir bölüm…

Domino Harvey gerçek bir kadın ve filmin sonunda izleyiciye kısaca gülümsüyor bile. Evet annesi Vogue’un top modeli Paulene Stone ve evet babası İngiliz oyuncu Laurence Harvey… Babası Domino dört yaşındayken mide kanserinden ölüyor. Çocukken hediye gelen bebeklerin saçlarını kesip, kafalarını kopardığını gururla anlatan Domino, dört okuldan kavga çıkardığı için atılıyor.

Annesi Hard Rock Cafe zincirinin sahibiyle evlenip Amerika’ya gidince Domino tek başına liseyi bitirip, Notting Hill’de annesinin onun için aldığı bir evde idare ediyor; gece kulübü işletiyor, DJ’lik yapıyor, Ford Ajansı’na bağlı olarak mankenlik yapıyor, dövüşmeyi ve silahları öğreniyor… Sonra o da Amerika’ya göç edip sığır çobanlığı, itfaiyecilik gibi işlerle uğraşıyor. Sonunda 2500 kaçağı mahkemeye çıkarmış, efsanevi ödül avcısı Ed Martinez’le tanışıp 22 yaşında onun ekibine giriyor. Ed bir röportajında “Kapıyı kırıp içeri giriyorsun, birini tutukluyorsun ve adamın elinde torbayla uyuşturucu var. Haliyle payının dışında, bu yolla da bir miktar tahsilat yapıyorsun” diyor o günleri anlatırken. Domino, adrenalin, alkol, sigara, eroin ve sevgi bağımlısı bir kadına dönüşüyor zamanla…

Tony Scott, bu sarışın, alımlı, ufak tefek kadını 90’ların ortasında keşfediyor ve hemen bir projeye dönüştürüyor. Domino’yla yaptığı bir dizi röportajda kadın ona “Uyuşturucu bile, arkasında ne olduğunu merak ettiğin bir kapıyı kırmak kadar zehirli değil” deyiveriyor. Scott’ın ağzı sulanıyor. Sonuçta 1995’te 300 bin dolara Domino’dan hayatını satın alıyor (ve Keira’ya o hayatı oynaması için 2 milyon dolar veriyor).

Domino 2000’lere Los Angeles’ta, bağımlılıklarından arınmış olarak yeni bir hayata başlıyor. Bilgisayar grafik tasarımı ve DJ’lik yapıyor o sıralar. 2003’te kristal metamfetamin (morfinden kat kat güçlü bir ağrı kesici) bulundurmaktan tutuklanıp yeniden tedaviye alınıyor. 2004’te filminin çekimleri başlayınca Ed’le birlikte danışman olarak sette takılıyor. İşte o sıralar hayatını 300 bin dolara satmaktan pişman olduğunu fark ediyor; o öyküde anlatılan Domino’yu tanımadığını söylüyor ama çok geç; Hollywood Domino’dan yüzdesini almak için eyleme geçmiş bile… 2005 Ocak’ında ikinci kez yine tutuklanıyor. Bu sefer iş ciddi; metamfetamin bulundurmak ve satmaktan en iyi ihtimal 10 yıl hapis ufukta görünüyor. 1 milyon dolar kefalet karşılığında, bileğinde elektronik kelepçeyle ev hapsinde dava sonucunu bekliyor. Filmin gösterime girmesinden bir ay önce 27 haziran gecesi, kolunda kelepçe, damarlarında “kaza sonucu alınmış aşırı doz metamfetamin”le evinde ölü bulunuyor…

————

Avcının parasını av ödüyor

Amerikan hukuk sisteminde ödül avcılarının yeri pek nadide. Şimdi varsayalım tutuklu yargılanıyorsunuz. Yargıç tipinize, sosyal statünüze, yargılandığınız suçun ağırlığına uygun bir kefalet ücreti belirledi ve siz de kefalet anlaşmasına imzayı bastınız. Kefaletiniz, duruşmaya geleceğinizi garantilemekten sorumlu, kendini sigortalatmış, profesyonel bir kefile verildi. Siz de şeytana uydunuz ve “kaçak” durumuna düştünüz. İşte bu yandığınızın resmidir! Çünkü kefil elinin altındaki ödül avcılarından birini peşinize salıyor. Ödediğiniz kefaletin yüzde 10-20’lik bir miktarını alan bu avcı sizi hangi deliğe girerseniz girin buluyor ve mahkeme salonuna getiriyor. Yani kendi paranızla rezil oluyorsunuz.

———

Ödül avcılığı çok havalı bir olay

* Yılda ortalama 30 bin kaçak yakalıyorlar.

* Tecrübeli bir ödül avcısı yılda 80 ila 150 kaçak yakalıyor ve yıllık geliri 50 bin ila 80 bin dolar arasında değişiyor.

* İş üstündeyken haftalık çalışma saatleri 80 ila 100 arasında.

* Polisten farklı olarak, kaçağın evine hiçbir uyarıda bulunmadan dalabiliyorlar ve kimseye Miranda haklarını (hani şu “Söylediğin her şey aleyhinde delil olarak kullanılacak” diye başlayan) okumaları gerekmiyor.

* Genellikle lisans ve eğitim gerekmiyor. Ama bazı kefiller iki haftalık seminerlerle kendilerine ödül avcısı yetiştiriyor. Bazı eyaletlerde geçmişlerinin “temiz” olması koşulu da aranıyor.

* Hedeflerinin operasyon anında yaralanmasına karşı bir ölçüde yasal korumaları var. Ama peşinde oldukları kişiyi öldürürlerse tutuklanıyorlar.

* Teksas’ta silah taşımaları yasak.

* Ödül avcılarının tutuklama yapması için sadece Kentucky, Illinois ve Oregon’da mahkeme kararı gerekiyor.

* ABD sınırlarının dışında avlanamıyorlar.

* Hakları ve görevleri 1872 yılında yapılan bir yasayla son halini aldı.

Yeni Aktüel, sayı 50, 22-28 Haziran 2006

Reklamlar