Konumuz deniz, konuğumuzsa memleketin sağlam caz piyanistlerinden ve bestecilerinden biri olunca teknemiz sürekli “teknik” sulardan duygusal kıyılara kayıyor. Neyse ki Kerem Görsev de bir deniz aşığı, yoksa hepten karaya oturur, sadece caz konuşurduk.

Emirgan’da Çınarlı Kahve’de oturmuşuz. Üstümüzü asırlık çınar örtmüş, bir yanımızı Boğaz’a yaslamışız, öte yanımız sabah kahvelerini yudumlayan mahalleli. Ortam “caz ve deniz” konuşmaktan çok, susup şiir yazmaya müsait. Televizyon ve radyo programlarında sohbeti koyultma deneyimi kazanmış caz piyanisti ve bestecisi Kerem Görsev sazı eline almasa muhtemelen yapacağımız da bu.

Yan gözle az ötede akıp giden denize bakıp, bir yudum sıcak ıhlamurla boğazını ıslatıp hemen ve kendinden konuya giriyor Görsev: “Denize yakın ne var biliyor musunuz? Piyano.” Sevgiyle “katamaran büyüklüğündeki kuyruklu piyanosunu” anlatıyor önce. Öyle mızıka gibi cebe atıp her yere götürülecek bir şey değil ama onunla denize bile gitmiş. Taşıyamadığı zamanlarda da yüreğine paketleyip götürmüş, en uzak sahillere. Yani “teknede sohbet” teması için adres bir şekilde doğru görünüyor. Konuştukça daha da ikna olduk, zira Görsev’in dediği gibi “Cazla, piyanoyla deniz çok yakın arkadaştır. Birbirlerini her zaman tetiklerler.”

Tekneniz Tilki’nin hikayesiyle başlayalım.

Bebeklik arkadaşım Cevat 2004’te bir gün bana dedi ki, “Devlet ormanlarına gideceğiz, ihaleye girip kestane ağaçları alacağız ve tekne yapacağız.” O ihaleden aldığımız kütükleri, kamyonla Karadeniz kıyılarında bir yerlerde, tek başına tekne yapan bir adama götürdük. Orada9.85 m boyunda, 4 m eninde, tam bir Karadeniz balıkçı teknesi yaptırdık. Taka değil ha! İçine 135 beygir Perkins turbo dizel motor koyduk. Donanımı süperdi. Balığa merakımız var. Cevat Tilki’yle İstanbul’dan yola çıktı. Benim de İzmir’de konserim vardı. O Karadeniz yapımı tekne İzmir limanına yanaştı, beni konser çıkışı aldı. Sonra 10 gün koyları dolaşa dolaşa, ağlar ata ata, balıklar tuta tuta keyif yaptık. Ben küçük bir orkinos tutmuştum o yolculukta. Sabah mangalımızda tuttuğumuz balıkları yedik. Düşünün üç öğün balık!

Balığa doydunuz herhalde?

Balığa doyulmaz.

Sonra Tilki’ye ne oldu?

Cevat Tilki ismini değiştirdi. Çünkü ben uğraşamaz oldum, “Cevat artık senin olsun” dedim. Tekne pırıl pırıl, kondisyonu da iyi. Motor yat değil ama içinde insanın açık denizde ihtiyacını karşılayacak bilumum sualtı sporu ve balıkçılık tesisatı mevcut. Teknenin balıkçılık belgesi de var. Her sene gittiğimde Cevat beni ağırlardı. Ondan sonra vaktim olmamaya başladı. Bayağı zaman geçmiş işte. Her sene gidiyorum ama kalamıyorum, çünkü teknede piyano yok.

Büyük eksiklik…

Ne büyük şımarıklık değil mi? Ama herkesin hayalleri var işte. Teknenin içinde küçük bir piyano olsun, arkadaşlarım gelsin, kontrbas ve davul da koyayım…

Bayağı büyük bir tekne olması gerek o zaman.

Eh bir 20 küsur metre olmalı ki benim hayallerim içine sığsın. Olmazsa da olmasın diyorum.

Teknede “el” engeli

Peki dalıyor musunuz?

Dalıyordum. 1986’da Bitez’de öğrenmeye başladım dalmayı. Orada müzisyenlik yapıyordum, gündüzleri de şimdiki eşimin arkadaşlarının dalgıçlık okuluna yardım ediyordum. Onlar da bana dalmayı öğretmişlerdi. Bayağı dalmıştım o yıl. 46 metreye kadar indim. Ondan sonra kulağımdaki rahatsızlıktan dolayı bıraktım. Bende vertigo var. Şimdi teknede sadece lojistik destek veriyorum. Teknede yatıyorum, uyuyorum…

Belki biraz getir-götür işleri?

Yok. Ben öyle çapa, halat tutmam. Ellerim bana lazım. Onun için teknede ağırlanmayı seviyorum. Benim teknedeki en büyük görevim nedir biliyor musunuz? Bunu yılların denizcileri bile yapamaz. Ben teknede iyi müzik seçerim. Bu da teknedeki en faydalı olaydır. Günün hangi saatinde hangi müzikler dinlenecek önemlidir. Ama iyi bir enstrüman varsa teknede onu da çalarım.

Tilki’deki göreviniz de bu muydu?

Tilki’de de tabii lojistik destek veriyordum.

Şu lojistik desteği biraz açabilir miyiz?

Balık tutmayı çok severim. Ağları atıyorduk, temizliyorduk, kıyı balıkçılığı, sıyırtma yapıyorduk, parakete bırakıyorduk. Tüplerin doldurulmasına yardım ediyordum. Onlar denize girerken giyinmelerine yardım ediyordum. Denizden çıktıklarında toparlanmalarına yardım ediyordum. Onlar denizdeyken, ben de kendi başıma açık denizde yüzüyordum.

Bu işlerde de elleriniz tehlike altında olmuyor mu?

Bütün arkadaşlarım çocukluğumdan beri ellerimin bana ne kadar lazım olduğunu bilirdi. Herkese elleri lazım ama ben piyano çaldığım için ellerime dikkat etmeliyim. Mesela artık top oynamıyorum, kimse de bana şu halatı tut demez. Ben müzik seçerim.

Kendi tekneniz olacak mı?

Çok arzu ediyorum. Kaptan ehliyetim de var. Keşke getirseydim, ehliyetimle fotoğrafımı çekerdiniz. Amatör yat kaptanı ehliyetimi üç sene evvel aldım. İleride denizle baş başa kalmak hobimi yapmak istiyorum. Yazları Maya’da kalıyoruz. Güllük’te. Orada da bir marina var. Oraya bir tekne koymak istiyorum ama bunlar ekonomik şartlarla ilgili. Denk gelmesi lazım. Çocuk okutuyoruz. Bir de kendi projelerimden para kalırsa… Hayatım projelerim çünkü.

Aileniz bu hayalinizi paylaşıyor mu?

Eşim hayır demez, uyar böyle şeylere. Belki ileride olursa, benimle dolaşır. Kızım Nisan sever denizi. Onu Gökova’ya çok götürürdüm. Cevat’la dolaşırlardı, koylara gider deniz kabuğu toplarlardı. İki üç yaşında yüzmeyi öğrendi. Bir ara Enka yüzme takımındaydı. Şimdi 12 yaşında. Hem okuyor hem de devlet konservatuarında yarı zamanlı piyano bölümüne gidiyor. Onun da ellerini koruyoruz. Zararlı olduğu için tenis oynamıyor, basketi seviyor ama o da zararlı. Fiziksel yapısını geliştirecek zararsız bir spor bulduk, eskrim dersi alıyor.

Kumsaldaki piyano

Denizde konser de verdiniz değil mi?

Mehmet Kocadon Ortakent belediye başkanıyken, orada iki günde denizin ortasına demir konstrüksiyondan sahne kurdurdu. İnanamadım. Sonra bir konser piyanosu ve aletler teknelerle taşındı. Konseri dinlemeye başka tekneler de geldi, etrafımızı sardı. Güzeldi. Ben deniz kenarlarında da konserler verdim. Boğaz’dan başka, Çeşme’de deniz kıyısında. Her zaman sahneyi kurup kuyruklu piyanoyu getirirdik. 2003’te Amerika’da kaydettiğim albümümde Black Sea diye bir parçam var. Cüneyt Özdemir onun klibini çekti, Şile’de. Denizin kıyısına kuyruklu piyano kurduk. Çok güzeldi.

Denizde çalmakla, konser salonunda çalmak arasında ne tür farklar var?

Duygusu farklı. Akustik açıdan kapalı konser salonlarında çalmak her zaman daha iyidir ama denizin sesi, güzelliği, kokusu ayrı. Deniz hayattır. Şükrediyoruz ki ülkemiz denizlerle çevrili. Üstelik Avrupa kıyılarına göre daha temiz. Hassas olmamız lazım, kabak çekirdeği bile atmamalıyız. Gerçi bilinçlenmeye başladı insanımız. Dünya bir tane, insanoğlu sürekli artıyor.

Denizlerin korunmasında denizciler biraz daha hassas galiba.

Bilinçli insan tekne aldığı zaman da aynı bilinci teknesinde devam ettirir. Denize saygı, deniz kuralları diye bir şey var. Rahmi Koç’un bir kitabını hatırlıyorum; teknede nasıl yaşanılır, davranılır diye. Ne giyilir, nasıl dolaşılır, nerede ne hareket yapılır bilmek lazım. Bazısı şehirde yaptığı saygısızlıkları denizin ortasında da yapmaya devam ediyor. Denizdeki en önemli şey insanları rahatsız etmemektir. İkincisi de bir tekne yolculuğuna çıkmadan önce insanların birbirini çok iyi tanıması gerek. Teknenin içinde, denizin ortasında, hadi ben inip gideyim diye bir şey de yok. Her şey zehir zıkkım olur.

Ben yalancıyım

Hâlâ balık avlıyor musunuz?

Tabii. Ben sıyırtma severim. Tekne böyle giderken, 6-7 milde, açıkdenizde atacaksınız ve bekleyeceksiniz sabırla. İyi bir şeyler çıkabilir. Küçük balığı ne yapayım? Büyük olsun filetoları çıkarılsın, zeytinyağında marine edilsin, birkaç gün dinlendirilsin sonra hep birlikte yensin…

O zaman aşçılığınız da var.

Hiç yok. Bu işler için Ayhan Sicimoğlu’nu tavsiye ederim. Ayhan küçücük teknenin içinde ne yemekler yapar, kaptanlığı iyidir, dünyanın her tarafında yelken basmıştır, tekneleri iyi bilir. Çok renkli bir adamdır. O tam bir denizcidir.

Sizse galiba tatlı su…

Ben yalancıyım. Teknelerde otururum, müzik yaparım, yardım ederim, iyi bir tekne arkadaşıyımdır, insanlara rahatsızlık vermem. Ben de rahatsız olmak istemem.

Yaşlandığınızda denize demir atmayacak mısınız yani?

E ben yaşlıyım zaten. 51 yaşındayım. Olacak. Kızım biraz büyüsün, üniversiteye falan gitsin. Güneye gideceğim, oraya gidince de kendimi mutlu edecek, hiç olmazsa denizde rahat edebileceğim, mutlu olabileceğim bir teknem olacak. Bunları yapmazsak vakit geçiyor. Bir sağlığımızı bir de günümüzü satın alamıyoruz. İmkanlar dahilinde yapmak lazım.

Müzik kavga etmemeli

Denizin müziği hangisidir?

Denizin ve yelkenciliğin müziği bossa nova’dır. Brezilya müziği. Denizde sizinle kavga edecek şarkılar dinlememelisiniz. Size huzur verecek müzikler seçmelisiniz. Büyük yaylı orkestralar, iyi vokaller… Ella Fitzgerald, Sarah Vaughan, Tony Bennett yelkenleri açtıktan sonra iyi gider. Büyük, motor yatlarda dinlenme anında müzik dinlenir. 30 mille giderken bu müziklerden bir şey anlamazsınız. Suyun bir sesi, yelkenin rüzgarda çıkardığı bir sesi vardır ve bu müzikle çok iyi gider. Bossa nova’da hiçbir zaman hiddet, kavga yoktur, hep aşk vardır, iyimserlik vardır. Müzik size hayal kurdurmalı, masal anlatmalı. Ben de müzik dinlerken iyi bir hikaye duymak istiyorum ki mutlu olayım. Denizde ufku görüyorsunuz, masmavi… Neden kavga edeyim ki…

Therapy’nin kapağında bu nedenle mi bir yelkenli süzülüyor?

Müzik terapidir. Deniz de. Orası Grand Cayman Island. Benim en sevdiğim deniz orasıdır. Açık yeşil başlar, kumluktan; yeşil açık mavi olur; mavi, koyu ve laciverte gelir. O rengarenk değişimi görürsünüz. Çeşme’nin de denizi öyle, Bodrum’da da var. Yunan adalarında da öyle bir yer vardı, bakir bir koy… Hayal alemi gibi. İnsanın o suları içesi geliyor.

Koltuğunuzun altında şu anda kaç karpuz var?

En son albümüm Therapy idi. Onu dünyanın en önemli müzisyenlerinden biri Alan Broadbent yönetti. Diana Krall’un da müzik direktörlüğünü yapıyor, orkestrasyonlarını yazıyor. En son Paul McCartney’nin de bir albümü çıktı, onun da müziklerini yazdı. Yaşayan bir efsane. Biz de onunla dost olduk. Alan benim parçalarımı yazdı. Bill Evans dünyada en sevdiğim piyanisttir, ona bir parça yazmıştım. Alan’ın da en sevdiği piyanist. Onu da yazdı ve bana yolladı. Projenin ismi Tribute to Bill Evans. Büyük orkestra olacak, büyük nefesler, yaylılar. Büyük proje. 2013’te kaydetmeyi düşünüyorum. Çok büyük proje, çok büyük para gerektiriyor. Onun için tekne alamıyorum, anlıyor musunuz? Bu kayıtlar küçük bir tekne parası gerektiriyor. Sponsorum da yok. Her seferinde haydi bunu da yapayım sonra diyorum. Olmuyor. Bunlar tekneden daha önemli geliyor bana.

Başka projeler var mı?

Bir bu proje hazır evde bekliyor. Bir Coltrane projem var; iki nefesli, piyano, bas, davul. Onu Ekim’de Amerika’da kaydedeceğim. Oldu iki. Bunun da tüm besteleri bana ait. Bir de 92 yaşında geçen sene aramızdan ayrılan dünyanın en efsanevi piyanistlerinden George Shearing’e bir tribute hazırlıyorum. Onu da dünyanın en iyi aranjörlerinden Kamil Özler çalışıyor. Türk’tür, pek bilinmez. Therapy albümündeki bestelerimi de o aranje etmişti. Ondan evvel 1999’da St. Petersburg Filarmoni Orkestrası’yla yine benim bestelerimi Kamil yazmıştı. Shearing projesinin bestelerini de o yazdı. Yani evde kayda girebileceğim üç projem var. Finans konusunu çözmeliyim. Çünkü bunlar beni çok aşan şeyler.

Radyo ve televizyon programlarınız da vardı.

Joy FM’de her Pazar sabah program yapıyorum. Televizyon bitti. TRT’de, öncesinde TV8’de yaptım. Onlar olur, biri biter biri başlar. Haddimi bilen bir insanım, bildiğim ve sevdiğim, beni yargıladıkları zaman kendimi savunabileceğim bilgi ve birikime sahip olduğum işleri yaparım. Bilmediğim hiçbir konu hakkında konuşmam, bilmediğim hiçbir müziği çalmam, inandığım müziği, kendi bestelerimi çalarım. Denizcilik konusunda da aslında bilgim yok. Seyrederim, sohbet ederim kaptanlarla, neyin ne olduğunu arkadaşlarımdan öğrenirim. Benim tekneyle aram güzel ama asıl iyi bir tekne DJ’yiyim. DJ demeyeyim, o başka bir şey. Teknelerde günün her saatine, ortama uygun iyi müzikler seçerim.

Öyleyse her tekneye sizin gibi biri lazım olabilir.

Müziksiz tekne olmasın. Müziksiz denize çıkılmaz. Denizin ortasında gerginlikleri müzik yumuşatır. Karı koca kavgalarını çözer, arkadaşlar arasındaki sorunları da. Sadece teknede değil, evde, yolda, her yerde. Hayatımızın her yerinde nitelikli müzikler olmalı. Teknede de nitelikli ve yol gösterecek müzikler şart. Güzel bir müzik her şeyi çözer. Müzik terapidir.

*****

Twitter’a olta atmak

Sevdiğim şeyleri insanlara alıştıra alıştıra anlatmaya çalışıyorum. Kimseye “İlla da gel caz dinle” demiyorum. Balık tutmak için denize dinamit atmak değil de, oltayı atıp beklemek gibi… Twitter’da da öyle yapıyorum; “caz hareketi” diye başladım. Onbinler takip ediyor şimdi. Yüzme bilmeyeni denize atarsanız olmaz. Güzel güzel, tatlı tatlı anlatmalı.

*****

Görsev’den tekne için playlist

Kahvaltıda, güne mutlu başlamak için Eliane Elias, Diana Krall, Stan Getz, Robert Farnon; büyük orkestralar Claus Ogerman, Nelson Riddle; onlarla yapılan Frank Sinatra, Tony Bennett, Bill Evans’lı prodüksiyonlar.

Öğlen biraz swing edebiliriz. Bunun içine her tarz girebilir.

İkindilerde çay saatine doğru, piyano trioları tavsiye ederim. Bill Evans, Red Garland, Hank Jones, Kenny Barron, Mulgrew Miller, George Shearing, Oscar Peterson, McCoy Tyner, Keith Jarret, Herbie Hancock, Phineas Newborn, Wynton Kelly

Akşama doğru 18.00’dan sonra Latin dinleyebilirsiniz ve Küba müzikleri. Ben çok dinlemesem bile insanların dinlediğinde mutlu oldukları müzikler bunlar. Günbatımında bir aperatif alırken hafifçe kıvırtırsınız.

Geceleyin klasik müzik çok güzel gider. Dünyada en çok sevdiğim Rahmaninov 2. ve 3. Piyano Konçertosu, insanı denizin üstünde başka boyutlara taşıyor. Bir de round midnight dediğimiz, gece ve caz var. Onlar da damardan girer. Yanında soda bile içseniz olur.

Motor, Boat & Yachting, Haziran 2012 

Reklamlar