Onlar maskelerini, havalı pelerinlerini, kasları vurgulayan taytlarını, kovboy şapkalarını çekip, özel ve sosyal hayatlarını hiçe sayarak sokaklara sizi kurtarmak için dökülüyorlar. Siz de her geyik ortamında arkalarından ileri geri konuşuyorsunuz. Olmuyor ama…

Çizgi roman dünyasında en ölmez denenler bile öldü. Ama her ölen ölmüş olmayabiliyor.

Doğrudur efendim. Superman, Örümcek Adam, Batman, Kaptan Amerika düşmanlarının ellerinde feci şekilde can verdi; ve bir şekilde geri döndüler.

DC Comics’in has elemanı Superman 1992 yılında Doomsday adlı düşmanıyla çok ağır bir dövüşe tutuştu ve nihayetinde ikisi de aldıkları yaralarla Metropolis sokaklarında ruhlarını teslim etti (Superman’in Ölümü). Hatta Superman bir grup süper kahramanın (JLA – Justice League America) da katıldığı törenle gömüldü (Bir Dostun Cenazesi). O dönemde Kriptonlu adamımızın eski öykülerini yeniden basarak büyük paralar kazanan yayınevi aylar sonra, içinde Superman’in ruhunu taşıdığı söylenen, göğsüne malum logolu dört adam sürdü piyasaya: Çelik, Metropolis Çocuk, Kripton’un Son Oğlu ve Geleceğin Adamı.

1993’te DC, Batman’e de Şövalyenin Düşüşü’nde benzer bir şey yaşattı. Belalısı Bane dağ gibi kahramanın belini kırdı. Okuyucu tam “Aha bu adamcağızın da işi bitti” derken, Batman’in öyküsü ikiye ayrıldı: Biri Azrael’le birlikte yaşadığı serüvenler dizisiydi, diğeri de yeniden Batman olmaya çalışan Bruce Wayne’i anlatıyordu. Batman 2008’de Kara Eldiven adlı suç örgütüyle uğraşırken bir helikopter kazasında bir kez daha ölmüştü (Batman R.I.P.). Ama her nasılsa Kara Şövalye şimdilerde JLA ve Christopher Nolan ile çalışıyor.

Marvel Comics ailesinin üyesi Örümcek Adam da 2011’de Yeşil Goblin’in elinden, Mary Jane’in kollarında öldü. Onun çatıdan çatıya atlama görevini hem siyahi hem de Latin kökenli bir Amerikalı, Miles Morales üstlendi. Ama bütün bunlar Ultimate serisinde oldu. Marvel’ın diğer serilerinde ve evrenlerinde bu işleri hâlâ Peter Parker yapıyor. Yayınevinin dediğine göre bunca karmaşanın nedeni “Dünyanın bütün renklerine sayfalarında yer vermek” istemeleri.

Kaptan Amerika da iki kez ölmüş bir kahraman. Önce 2. Dünya Savaşı sonlarında uçağı Kutup’ta düşmüştü. Sonra İntikamcılar (Avengers) ekibi onun donmuş bedenini bulmuş, ısıtıp günümüz kahramanları menüsüne eklemişlerdi. Sonra Marvel Comics 2007’de “sivil haklar savunucusu” Amerikan bayraklı bu adamın bir keskin nişancının kurşununa kurban gitmesine karar verdi. Hâlâ ölü.

Batman ile genç kankası Robin eşcinsel bir çiftmiş!

Tartışmalı. Her şey 1954’te psikolog Fredric Wertham’ın Seduction of the Innocent (Masumun Baştan Çıkarılması) adlı kitabındaki bir tespitle başladı: “Batman öyküleri psikolojik olarak eşcinseldir.” Wertham, Amerikan çizgi romanını yıllar boyu biçimlendirecek Sansür Yasası’na giden yolun taşlarını döşeyen ustalardandı. Öncelikle şunu kabul edelim: Erkek dostluğu ayıp bir şey değil, öyle hemen homofobi krizine kapılmaya gerek yok. Ayrıca dünyayı kurtarmak tam zamanlı bir iş; Batman’in kadınlarla (evliliğe varan ya da bir gecelik) gerçek bir ilişki kuramaması bundan da olabilir. Batman’le Robin de çıkıp “Evet mutlu bir çiftiz” ya da “Yok biz sadece arkadaşız” demiyorlar ki önümüzü görelim. Gerçi daha sonra DC’nin eksik bıraktığını Hollywood’lu bir Batman doldurdu. George Clooney bir röportajında şu açıklamayı yaptı: “Vücuda oturan ve meme uçları bulunan kauçuk bir kostümün içindeydim. Batman’i erkek gibi oynayabilirdim; o eşcinsel değildi ama ben onu eşcinsel yaptım.”

Ya şu İtalyan çizgi kahramanlarını gözüm bir yerden ısırıyor.

Doğrudur. 26 Eylül 2011’de aramızdan ayrılan Sergio Bonelli’nin kendisi de zaman zaman röportajlarında söylerdi. Kriminolog Julia, Audrey Hepburn; kabuslar dedektifi İngiliz Dylan Dog, Rupert Everett; entelektüel sığır çobanı Ken Parker, Robert Redford; Kızılderili şaman Büyülü Rüzgar, Daniel Day-Lewis (ama özellikle Son Mohikan’daki hali); vampir avcısı Dampyr, Ralph Fiennes; “rancer” Tex Willer ise Gary Cooper ilhamla yaratılmış. Kankalarda da sürpriz isimler var: Julia’nın didiştiği komiser John Malkovich, temizlikçisi ise Whoopi Goldberg’in ta kendisi. Dylan Dog’un tahammülü zor yardımcısı ise bildiğiniz Groucho Marx.

Amerika’nın Adalet Ligi’nde (JLA) bir Türk kadın süper kahraman var.

Doğru. Lakabı Yeniçeri ama o bir kadın. Hem de Türk bayrağından kostümlü bir doktor. Adı Selma Tolon. İzmit Depremi sonrası arama kurtarma çalışmaları sırasında Kanuni’nin gizli büyü nesnelerini buluyor, aralarında Merlin’in Sonsuzluk Kitabı da var. Böylece büyü öğrenmeye başlıyor, fiziksel gücü artıyor ve uçabiliyor. Planet DC’ye girişi 2000 yılına denk geliyor ve henüz sadece yedi sayıda görünmüş; ama Batman, Superman gibi kahramanlarla yan yana dövüşmüş.

Ne Şirin Baba Marx’mış! Şirinler de komünist bir ütopyada yaşıyormuş!

Tartışmalı. Öykülerinin ilk yayımlanmaya başladığı 1958’den beri Şirinler’in köyünde polis, asker, din, para ve hükümet yok. Belli konularda uzmanlaşmış Şirinler olsa da herkes her işi birlikte yapıyor. Mülkiyet de yok ama herkesin başını sokacak bir evi var. Sosyal hizmetler tıkır tıkır bedava işliyor. İlk kez 1998’de yazar Marc Schmidt, bu mavi halkın sosyalist eğilimine vurgu yapmıştı. Sonra tartışma büyüdü. Hatta Şirin Baba’nın Marx’ın ta kendisi olduğu ile ilgili “kanıtlar” ortaya koyanlar (kırmızı şapka, beyaz sakal vb) bile çıktı. Şirinler’in yaratıcısı Peyo’nun (1928-1992) bu tartışmalara katılmaya ömrü yetmedi. Ama Fransız sosyolog Antoine Bueno, Şirinler’i “totaliter ve ırkçı bir toplum” olarak tarif edince sanatçının oğlu “Yok artık daha neler” demekten kendini alamadı.

Tenten siyaseten zararsız bir Avrupalı’dır.

Yanlış. Tenten’in dünyasında nüfusun çoğunluğu biraz şaşkın, beceriksiz ve sakardır. (Zaten Belçikalılar, Fransızlar’ın “Lazları” sayılır.) İyi de kardeşim tüm Çinliler, Latin Amerikalılar, Afrikalılar da mı öyledir? 1929’da ilk kez insan içine çıkan bu gazeteci çocuğun doğduğu topraklar, ötekine yukarıdan bakmaya hep eğilimliydi. Uygarlık meşalesiyle barbarları aydınlatmaya talip olanlar, karşılığında kaynaklarını sömürme hakkını da kendilerinde görüyorlardı. (Neyse ki dünya çok değişti!) Tenten’in günahı bu fikri neşeyle, pervasızca yeniden üretmekti; üstelik bu fikri çocukların sıfır kilometre zihinlerine, ötekini anlamaya dair hiçbir iz bırakmadan ekmişti.

Müslüman’dan süper kahraman çıkmaz.

Yanlış. Kuveyt merkezli Teshkeel Comics 2008’de The 99 adlı bir seri yayımlamaya başladı. Bir tür X-Men ekibinin Müslüman hali… Daha çok “best of” hissi var zira Amerikalı kahramanlardan açık izler taşıyorlar. Ama süper Müslümanlar tayt giymiyor, kimisi türbanlı ve itinayla dekolteden uzak duruyorlar. Yine de en azından kadın erkek birlikte savaşıyorlar. Yani ketçaplı bir Arap Baharı tadı alınabilir.

 

Aralık, 2011

Not: Başka yere niyet, buraya kısmet bir yazıdır. 

 

Reklamlar