Telefon şarkılarımdan bir cv hazırlasam böyle bir şey olurdu. Ama 500 küsurluk şarkı dosyamdan yıllara, yerlere ve dönüm noktalarına göre bir ayarlama ve eleme yapmam da gerekirdi, ki burada öyle bir şey yaptım… Zihin jimnastiği niyetine. Ama her liste gibi çok eksik. Kimse kusura bakmasın.

Sonra fark ettim ki pek çok konuda olduğu gibi müzik konusunda da eski kafalıyım. Dinlerken bir anımı çağırmayan, bir insanın, bir yerin, bir olayın fotoğrafını hard diskimden çıkarmayan hiçbir müzik aklımda kalmıyor. Yeni müzikler ne kadar iyi olurlarsa olsunlar hayatıma büyük zorluklarla giriyor. Bu fena bir şey olabilir, ama güvenli, garantili… Bundan utanmalı mıyım? Yok artık daha neler!

Ankara

Donna Donna, Joan Baez – Annenin uzunçalarlarının gasp edilip, kendinden hoparlörlü pikapta döne döne dinlendiği çocukluk dönemi.

London Calling, The Clash – Babanın yurtdışı gezisinden getirdiği bir torba kasetten (burada adı anılamayacak kadar fena ama yine de dinlenip ezberlenmiş parçaların arasından) çıkan mucize, salondaki araba teybinin başında geçen saatler.

No Je Ne Regrette Rien, Edith Piaff – Fransızca öğreniyorum. Kaldırım Serçesi aklımı sokaklara çeliyor.

Greased Lightning, Jim Jacobs & Warren Casey – Grease filmi onlarca kez izlenecek; kadın ve erkek olmakla ilgili bir sürü yalan yanlış bilgi edinilecek. O sıralar şehirli yeni yetmelere başka eğlence yok ki…

Adaletin Bu Mu Dünya, Selda Bağcan – Ruhi Su, Rahmi Saltuk, Zülfü Livaneli’nin de aralarında bulunduğu geniş bir kaset koleksiyonuna sahip Diyarbakırlı dev Emin Ağabey’den “devrim yapmanın inceliklerini” öğrenirken kafada kalan şarkı.

İstanbul – KKL

Dil Yarası, Orhan Gencebay – Mahallede küçük bir dükkanda yaşayan manzara ressamı ağabey ve ondan aldığımız “aşk acısı nasıl çekilir” giriş dersleri.

Girls Just Wanna Have Fun, Cindy Lauper – Kız lisesinde kız kültürünü geliştirme girişimleri. Araya Papa Don’t Preach ile Madonna ve I Need A Hero ile Bonnie Tyler da karışıyor ama Cindy’yi tüm kızlar tek geçiyor.

Beat It, Michael Jackson – Akşam sokakta kapı önü çekirdek çitleme izni kapmış mahalleli teypten “yıkıl karşımdan” şarkılarıyla gaza geliyor.

Get Up Stand Up, Bob Marley – Komşuda rockçı var ama Enis Fosforoğlu Tiyatrosu’ndaki konserde reggae yapıyorlar.

Michelle, The Beatles – Ettore Scola’nın Le Bal filminde hem (nedense ilk kez) The Beatles’la karşılaşıyorum hem de müzikalin gücüyle çarpılıyorum. Sahi o filmi bulsam ya…

Hey Big Spender, Helen Gallagher – Bir yılbaşı gecesi izlediğim Sweet Charity ile Bob Fosse de hayatımın erkeği oluyor nihayet.

Hotel California, Eagles – Üniversiteli bir oğlanla ilk dans. Eee ne oldu evlenmeyecek miyiz şimdi?

Ankara – ODTÜ

Git, Sezen Aksu – Babasının karavanına binip uzaklara giden ilk aşka ne diyeceğini bilememe kumsalı. Sonra bütün kış Gary Moore, Still Got The Blues’u söyler, Tunalı’daki bir kafenin musicbox’ında.

Soldier of Fortune, Deep Purple – Flüt çalan, rockçı ama aynı zamanda solcu bir sevgiliden alınan hızlandırılmış müzik kursları (Ek dersler: Like A Tall Thin Girl, Jethro Tull, Child in Time, Deep Purple, Catch The Rainbow, Rainbow, Epitaph, King Crimson…) sırasında bir Camel içimlik uzunlukta romantik şarkı seçilir.

Fragile, Sting – Eşcinsel kanka ile okulun modern dans topluluğunun gösterisine gidilip alemin en iyi vücutları incelenir. Spor salonunu ısıtan bu şarkı da ne böyle?

Elle Va Ou Elle Veut, Noir Desir – “Bu kasette bir parça keşfettim, ama Fransızca; ne diyor bu adamlar?” “O kadın nereye isterse oraya gider, diyor.” “Tıpkı senin gibi ha… Baksana biz otostopla Kaş’a gidiyoruz, gelsene…” Al işte şimdi de Bulutsuzluk Özlemi‘nin “Solda güneş yükseliyordu, güneye giderken”i dilime dolandı.

Akdeniz

The House Of The Rising Sun, The Animals – Güneye doğru çekilen otostoplarda yeni bir hocayla müzik mastırı yapılır. (Ek dersler: Stairway to Heaven, Led Zeppelin, The End, The Doors, Gone Daddy Gone, Violent Femmes…)

Black Magic Woman, Santana – Siyah dönemim başlayınca rockçı tayfadan eli müzik tutanlar arada bunu çalar. Ha bir de bunu: Wonderful Tonight, Eric Clapton. Kendimi vazgeçilmez hissetmek iyidir ama sonra bunun faturası illa ki ödenir…

Paint It Black, The Rolling Stones – Kaş. Mavi Bar’ın ahşap zemininde bira sarhoşu ayaklarla tutulan ritim sırasında kalkan tozun conta, anahtar ve boncuklarla dilek ağacına çevrilmiş saçlara bulaşması. Her şeyi kendim için, kendi kendime yaptığım bu dönemde, kaybedilen sevgilinin ardından yakılan öfkeli bir ağıtla tutuşmak, her şeyin karaya kesmesini arzulamak da az tuhaf değil.

Love Is A Battlefield, Pat Benatar – Sevgililerin ayrılık hediyesi olarak toplama kaset verdiği günler… “Ladies Do It Better” adlı kasetten kalan da “aşkın muharebe alanı olduğu” bilgisidir. Ah bir de Alannah Miles’ın sesinden Black Velvet ve Janis Joplin’den Summertime var.

Paris

Islak Islak, Cem Karaca – Tamamen yabancısı olduğun bir kentin sokaklarında, ardında bıraktıklarını da düşünerek böğüre böğüre ağlamak için mükemmel seçim.

Tostaky, Noir Desir – O istediği yere giden kızın hikayesi meğer devam ediyormuş… Fransız rock listesinin tepesinde aynı tuhaf adamlar duruyor. Walkman’de döndüre döndüre dinleyince öfke kabarıyor da kabarıyor ve nihayet Paris daha yaşanılır, daha güvenli hale geliyor. Sonra diğerleri keşfediliyor: Bir evsiz tarafından bıçaklanıp tüm kanı sokağa boşalan şarkıcı Bessie’yi Patricia Kaas anlatıyor, “Askere gitmeyeceğim Bay Başkan, istiyorsan jandarmalarını üstüme sal” diyor Boris Vian Le Deserteur’de… Lou Reed’in Transformer albümü de dev bir müzik mağazasının ucuzluk sepetinden çıkar ve Perfect Day olur.

Hawkmoon 269, U2 – Bir otoyolun ortasında ayrılırken sigara paketinin kağıdına yazılan üç beş satır: Bir çöl nasıl suya ihtiyaç duyuyorsa ben de aşkına öyle ihtiyaç duyuyorum. Koyu bir kahve gibi, sigara gibi, oksijen gibi…

İstanbul – İş hayatı

Never There, Cake – Bazı dergiler ancak Cake gazıyla biter. Ama hafta sonu eklerine Led Zeppelin’in Kashmir’i gerekir. Yine de içinden hep gitmek gelir ve Bob Dylan, One More Cup Of Coffee diye fısıldar sürekli.

Le Vent L’Emportera, Noir Desir – Sevgilisini öldürmeden önce ve hemen sonrasında Cantat’nın sesi Yeni Aktüel’e devam etme gücü veriyordu. Ama şunlar da işe yarıyordu: Dans Mon Jardin, Manu Chao, Forbidden Games, Miriam Makeba, I Will, Radiohead, Un Ano D’Amor, Luz Casal, Le Meteque, George Moustaki

Karkadon, The Devil’s Anvil – Bu Ortadoğu kökenli New Yorklu garaj grubunu keşfettiğim an Erkin Koray’ın da bittiği andır.

Should I Stay Or Should I Go, The Clash – Artık gitme zamanı… Yoksa daha kalmalı mı? Yok ya o kadar da kolay değil. İşte hâlâ buradayım…

Beggin, Madcon – Newsweek Türkiye’nin Serhat’ı haydi bitir şu Periskop’u da gidelim! Bak You Know I’m No Good diye çırpınıyor Amy Winehouse. Değil mi Nevra, değil mi Mustafa?

Ayrıca

I Kissed A Girl, Katy Perry – Kızımdan geldi, Pink’in Dear Mr. President’i ve eski dost Scorpions’un Wind Of Change’iyle birlikte…

 

Reklamlar