Perihan Özcan

Tanıyanlar bilir ama onu daha yakından tanımak isteyenler de olabilir. Yine de bu yazı iki kesim için de aydınlatıcı olacaktır.

Enteresan kadındır Çağla. Onu tanımlayacak tamamı ‘objektif’ pek çok sıfat sıralanabilir.


Her şeyden önce eğlencelidir. Sıkılıp daralıp yanına gidersiniz, hafifleyip yenilenip dönersiniz. İlginizi yitirmeden, dikkatiniz dağılmadan, bazen hayretler içinde kalarak, çoğu zaman kahkahaya boğularak dinlersiniz onu. İlişkiniz ilerlerken merak edersiniz: Her daim siyahlar içinde olan bu kadının hiçbir sıkıntısı yok mudur? Ya da sıkıntılarını kimseye rahatsızlık vermeden nasıl bertaraf edebilmektedir?
Her an herkesi şaşırtabilir. Onun için “radyo gibi kadın” benzetmesi yapmak yanlış olmaz. Her frekanstan ayrı yayın yapar. Düğmesini her çevirişinizde farklı bir şey çalar. İlgi ve bilgi alanı geniştir. Özellikle edebiyat ve sinema üzerine saatlerce sohbet edebilirsiniz onunla.
Mütevazıdır. Yıllardır arkadaşsınızdır ama bir yerden konu açılır da o zaman öğrenirsiniz yolunun Sorbonne’dan (da) geçtiğini, Fransızca (da) bildiğini. Sonra kısa filmler çektiğini, oyunculuktan vazgeçip gazeteciliği seçtiğini… Bir yerden sonra düşünürsünüz: Tevazu gösterdiğinin farkında mı değildir, yoksa hayat felsefesi kendini çok önemsememek midir?
Galiba ikincisi doğrudur. Bunu tartabilmeniz için, Çağla’yı birinin yazısını okurken görmeniz gerekir. İçinde bulunduğu yapının ‘yazı bilirkişisi’ olmasına rağmen, ‘teknik’ müdahalelerin ötesine geçmez. ‘Herkesin üslubuna saygı duymak gerektiğini’ söyler. Kimseye ‘kim’ olduğunu hatırlatma gereği duymaz, tepeden bakmaz, üstten davranmaz.
İyi idarecidir. Bulunduğu ortamda, insan evlâdından kaynaklanan gerginlikleri dengeler. Doğru adama doğru iş verir. “Şu gün, şu saat alacağım” der ve söylediği vakit o işi o adamdan alır. Bunu acıtmadan, küstürmeden, kendinden nefret ettirmeden yapar. Kimileriyle daha çok kahve içip muhabbet etmesi, karşıdan bakan için ancak bir yanılgıdır. İş yaparken adam ayırmaz, kayırmaz. Dikey ve yatay ilişkide bulunduğu kişilerin yanındayken halinde, tavrında, ses tonunda, kelimelerinde, mimiklerinde değişiklik olmaz.
Zeki kadındır Çağla. Sürekli yeni projeler üretir. Biri çalacak diye korkmaz, uluorta anlatır aklındakileri. “Çalınsa ne olacak” der, “bende projeden çok ne var.” Hatırlatmakta fayda var: “Bende” derken işaret ettiği aklının kalabalıklığıdır, egosu değil.
Gören duyan bir yana, acaba Çağla’nın egosunu hisseden olmuş mudur? Yaptığı onca işe, taşıdığı onca etikete rağmen, kendinden herhangi birinden bahseder gibi bahseder. Kendini sohbetin gündemi yapmaz, başkalarından da bunu yapmalarını beklediğine dair bir emare göremezsiniz yüzünde, sesinde.
Yazarlığı ve yazıları üzerine laf söylemek az kişinin haddinedir. Ama gönül rahatlığıyla şöyle söylenebilir: Yazmaması eksikliktir. Bugüne kadar çalıştığı yayınlarda az yazdıysa, bu, o yayınların kaybıdır.
Şimdi bir dükkânı var. Kapıdan içeri adım atan dikkatli bir göz (onu tanıyan ve tanımayan), tezgâhlar arasında gezinirken, dükkânıyla kişiliği arasındaki benzerlikleri fark edecektir. Yine de uyarmak lâzım. Hakkında bir fikir verse de, dükkânı suretinin mütevazı bir yansımasıdır.
Bu satırların yazarı, söz konusu şahsı altı yıldır tanımakta ve hakkında (elbette kendisinden) hâlâ yeni bir şeyler öğrenmekte, elinde olmaksızın ona dair zihin mesaisi yapmaktadır. Bu yazının yazılmasının nedeni budur.

7 Aralık 2011, Beyoğlu

 

Çağla’nın notu: Kanımca “objektiflik” kriterlerini dostluğumuz nedeniyle azıcık esnetmiş olduğunu düşündüğüm yazarın bu eserini bu “dükkanda” yayımlamam yazının içeriğindeki bazı bölümlerle çelişiyor. Ama bu hareketim yazarla bu site üstünden yaptığımız anlaşmaya ters düşmüyor. (Bu not fazla ciddi oldu ama siz anladınız beni…)

Reklamlar