“Limandaki dükkanında Bodrumlular’a hizmet veren bakkal amca modeli” 23 yıldır Bodrum Kupası’nı ne öldürüyor ne de güldürüyor.

Bir bakkal, dükkanındaki malların envanterini tutmuyorsa uzun süre ayakta kalamaz, batar. En azından ben öyle sanıyordum. 18 – 23 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen 23. Uluslararası Bodrum Kupası’nı yakından izleyene kadar…

Her şey Bodrum Kalesi’nin anfitiyatrosunda kampananın çalınmasıyla başladı. Kupa’ya emeği geçenler uzun vadeli planlarını anlattı önce. Sadun Boro konuklara hayırlı seyirler dileyip son sözü söyledi: “Allah selamet versin.” 83’lük çınar sahneden inerken yardım etmeye çalışanları hafifçe fırçaladı: “Yaşlı değilim, çekin elinizi.”

Rakamlar bazen böyle yanıltır. Çünkü 83 yaşın genç olabildiği bir yerdeyim. Denizde… Ama denizde bile 23 yılda Bodrum Kupası gibi büyük bir organizasyonun belli bir tecrübe kazanması beklenir.

Denizde alabildiğine cahilim, yanılabilirim. Bana bir kerteriz noktası lazım. Bodrum Denizciler Derneği Başkanı Mustafa Demiröz’ü yarışın Acıbadem etabının sonunda İngiliz Limanı’nda buluyorum. Derdimin dermanının onda olduğunu söylediler. Sorularım basit: Bodrum’da üretilen ve limanda demirli guletlerin sayısı kaç? Ne kadarı bu yarışta boy gösteriyor? 23 yılda bu yarışlar neyi değiştirdi, onu anlamak istiyorum önce.

Demiröz “Burada bir itirafta bulunacağım” diye başlıyor konuşmaya. Bu hiç de iyiye işaret değil! “Bodrum’da kaç tekne olduğunu tam olarak kimse bilmiyor.” Limandaki tekne sayısı tahminen 3500 civarında ama bunların ne kadarı özel, ne kadarı ticari belli değil. Teknelerin detaylı sınıflandırılmasınıysa hiç sormayın. Demiröz dudağının kenarında mahzun bir gülümsemeyle açıklıyor: “İşte bu denizciliğe yaklaşımımızın bir göstergesi.”

Era Bodrum Yelken Kulübü ve Bodrum Kupası organizasyon komitesi başkanı Erman Aras da zamanında Türkiye’deki yatları “saymayı” denemiş. Böylece yatçılık sektörünün boyutları ve ekonomideki yerinin tescilleneceğini düşünüyormuş. Ama artık “Olmaz” diyor, “çünkü bunu siyasi olarak aşamazsınız.”

Bu bakkal, bu haliyle 23 yıl iyi yaşamış yine de.

Aslında az çok güvenilebilecek birkaç sayı var: Yıllar içinde katılımcı sayısı 55 – 75 arasında değişiyor ama yarışçısıydı, ziyaretçisiydi, organizasyon ekibiydi derken her yıl Kupa’da 100 tekne denize açılıyor. Bu yıl Bodrum Kupası’nda 56 tekne var. Bunların 11’i misafir kategorisinde, 15’i yabancı bayraklı. Geceleri huzurlu koylar, (300’ü yabancı) yaklaşık 1200 kişiyi ağırlıyor. O kadar insan biraraya gelince illa ki bir arıza çıkar diye düşünenler de her gece yanılıyor. Bu denizle terbiye olmuş “küçük bir camia” ve içine pek bir kapalı. Yeniler de camianın kenarında içeriye kabul edilmeyi bekliyor.

“Rüzgarı satmayı öğrendik”

Aslında Aras, rakamlara takılmamayı tercih ediyor. Sonuçta gelinen noktadan memnun. “Adam gibi tekne yapar, bu tekneyi de adam gibi kullanırsanız, rüzgarı 12 ay satarsınız. İşte bunu gösterdik.” Sonra da söze noktayı koyuyor: “İki yıl sonra 25. yılımız. Benim hedeflerim bitti, yapacağım bir şey kalmadı.” Bodrum tersanelerinde en güzel teknelerin yapıldığını düşünüyor. Dünya okul gemilerine kayıtlı, “TC’ye 10 gömlek büyük gelen proje” STS Bodrum denizde bütün heybetiyle süzülüyor. İnsanlar geliyor. Startta gayda sesi yayılıyor denize, rüzgarsız beklemelerde dans edenler, birbirine yardım eli uzatanlar, “acil ödünç rakı anonsuna” acilen yanıt verenler… Hepsi burada.

Erman Aras bu filmin başrol oyuncusu; kimseyi geri çevirmiyor, önüne gelen hiçbir soruyu yanıtsız, hiçbir sorunu çözümsüz bırakmamaya çalışıyor. İyi de böyle büyük bir organizasyon fırtınasına küçük bir yelkenlide üç beş kişi çıkılır mı? Aras kendinden emin, “Ben mayayı çaldım; maya tuttu. Çok koşması gerekir ama koşmuyor. Türkiye’de de bu kadar oluyor.”

Eh bir de ekonomik kriz teğet geçiyor tabii… Tersaneler ardı ardına “kapılarına kilit vuruyor.” Demiröz “İçmeler’de 50 küsur kaldı” diyor. Ama motoruna kuvvet kenardan yarışçıları izleyen basın teknesi Sparkle’ın dümenindeki Anıl Kaptan aynı fikirde değil. O daha önce işten güçten vakit bulamadığı için Kupa’ya ilk kez dahil olmuş. Kaptan, yarışın birinci günü yelkenlerine astıkları hafif rüzgarla nispet yapar gibi yanından kayarak geçen zarif yatlara bakarken “Kriz denizi vurmadı” diyor. İlk kez denize açılan ana sponsor Acıbadem Hastanesi’nin buradaki varlığı da onu onaylar gibi. Gerçi Bodrum’a bir hastaneyle geliyorlar ve girdikler kentlerin spor faaliyetlerine sponsor olma eğilimleri de malum. Ama burada düşünmedikleri bir yükü üstlenmeleri gerekebilir: Profesyonel kurumsal tanıtım açığını kapatmak.

Akdeniz çıkartması

Aras’ın kafasında döndürdüğü ikinci 25 yıllık planında da sponsorlara ihtiyaç had safhada. “Şu anda Akdeniz’de dolaşan bir sürü tekne var. Onları davet edip daha şık, daha lüks organizasyonlar yapabiliriz.” Bunun için derinden çalışmaya da başlamış. Örneğin annesi ve eski bir hariciyeci olan babası kupaya konuk gelen İtalyan diplomatları ağırlıyor; maksat İtalya’dan katılımı artırmak. Hepsi gitar ve mızıkayla gecenin serinliğini kıran Santa Lucia ekibi gibiyse burada daha fazla İtalyan görsek iyi olur gerçekten.

Yine de “Akdeniz’de ses getirecek organizasyon” için çok minik adımlar bunlar; yeterli tecrübeyi kazanmış olması gereken 23’lük bir delikanlının işi değil yani. Yüksek maliyetli hayaller olabilir bunlar ama işin en pahalı kısmı olan eğitim ve tecrübe kazanmak için ellerinde yeterli zaman vardı.

Üstelik para tek başına her zaman, her şeyi çözmüyor. Profesyonel bir planlamaya ihtiyaç olduğunu kabullenmek bedava mesela. Yeni katılımcılara karşı daha misafirperver olmak da ne kadar pahalı olabilir ki. Basın dostu bir organizasyon için çuvalla para harcanması da gerekmez. Saygınlığı ve Bodrum’a uygunluğu konusunda ağır tartışmalar yürütülen bir yerde, fotoğrafçı ve kameramanların düzgün bir görüntü için önünde birbirlerini ezmelerine neden olacak üç metrekarelik bir kürsüde ödül vermezsiniz olur biter. Yerel basına ayrılan tekneye elektrik, fotoğrafçılara patlak olmayan bir bot, içinde elektrik, internet, faks, telefon gibi sıradan ihtiyaçların bulunduğu gezici bir basın merkezi de iyi bir başlangıç olabilir. Haydi başlamışken devam edelim… Yarışmacısından gazetecisine elektronik posta yoluyla günlük birkaç bülten yollamanın maliyeti nedir ki? Tabii söz konusu kişilerin iletişim bilgilerinin bulunduğu bir listeniz varsa… Peki programda yoga atölyelerini görüp meraklanan ama bir türlü yerini ve saatini anlayamayanlara telsizle yol göstermenin faturası nedir?..

Akdeniz’i istiyorsanız, dünyanın en lüks ahşap yatlarında gezen zenginlerini ve dünya basınını da istiyorsunuz demektir. O zaman hesabını bilmeyen bakkal amca, işini yeni nesil pazarlama tekniklerini bilen hipermarket sahibi toruna devretmelidir. Zira artık yarışçısından gazetecisine herkesin bilgiye ulaşmasını, bilgiyi paylaşmasını kolaylaştırmanız istenir sizden. Bu insanları birbirleriyle tanıştıracak vesileler yaratmak için Disco Catamaran’dan daha yerel ve samimi bir fikir üretmeniz beklenir. Bunu 23 yılda yapmayı öğrenemediyseniz, bunu yapmayı bilen bir profesyoneli görevlendirmenizin daha verimli sonuçlar doğuracağını çoktan anlamış olmanız gerekir.

Yoksa tüm Akdeniz gelse, Bodrum Kupası Bodrumlular’ın güzel ahşap yatlarının (buradaki moda deyişle) “gövde gösterisi” olmaktan öteye gidemeyebilir.

Yeni yine yeniden gelenler

Dört etapta da ilk finişi yapan Swansong’un 63 yaşındaki kaptanı Hollandalı Herman Van Der Zwan ve ekibi misafir kadrosunun gediklisi. 40 yıldır ağabeyiyle birlikte yelken açan kaptan 21 sezondur burada. Mayıs ayında Bodrum’a geliyorlar, kupa sonunda teknelerini Turgut Reis’e bırakıp evlerine dönüyorlar. Ahşap yatların hükmettiği bu yarışta, kategori olarak değilse bile artık duygusal anlamda “misafirliği” çoktan bitmiş. “Eğlenmek ve kazanmak için” burada olduklarını söylüyor kaptan.

Büyük Yunus ekibi de ilk yılından beri kupanın sadık takipçisi; Dedemanlar, Necati Zincirkıran, Sadun Boro da uzun soluklu takipçilerden. Arsenal’in eski asbaşkanı David Dein ise ilk kez katılıyor. Ekip elemanları beklentilerinin üstünde keyif aldıklarını söylüyorlar. “Patron durumundan Arsenalli” olan Take It Easier tayfası gelecek yıl da gelecekmiş.

Kupa’nın bir başka özel katılımcısı da ta Zonguldak’tan. 7 kişilik Sera Su’da daha önce yelken açmış bir tek Bekir Atalay var. Aralarında en gençleri de o, 55 yaşında. Bekir Kaptan ekibini bilfiil bu yarışta eğitmiş. “Ben 3 senedir denizlerdeyim. Ekibimiz ise balık tutmayı bilir ama halat tutmayı burada öğrendi” diyor. Biraz cesaretlendirilmeye, biraz ilgiye ihtiyaçları olduğu anlaşılıyor. İddialılar, Kupa’nın en iyi çayı burada. Üstelik kemençe, cümbüş ve ud da demirbaşları. Gerçi İngilizler’in her startta çaldığı gaydaya hiç yanıt vermediler ama belki gelecek yıl ailecek geldiklerinde daha cesur davranırlar.

Motor, Boat & Yacthing, Kasım 2011

Reklamlar