Perihan Özcan

Ne kadar çıplağız aslında.

Seçtiğimiz kadınlarla, erkeklerle, mesleklerle, sürdürdüğümüz ilişkilerle, oturduğumuz evlerle, kullandığımız otomobillerle, çıktığımız tatillerle, hatta yaşadığımız şehirle bile…

Ne kadar çıplağız.

Ne kadar gizlenmeye çalışırsak çalışalım.

İstediğimiz kadar kendimizi göstermemek için korunaklı yerlerde yaşayalım, az arkadaş edinelim, başkalarıyla aramıza mesafe koyalım, az konuşalım, çok susalım.

Ne yaparsak yapalım.

Nafile.

Kendimizi kimden, kimlerden gizlemek istersek isteyelim.

Çırılçıplak ortadayız hepimiz.

Hayatımızda yer açtığımız kişi neşeli ise biraz eğlenmeye, sakinse sükûnete, asık suratlıysa ciddiyete, konuşkansa dinlemeye, otoriterse yönetilmeye, aktifse neşesiz hayatımıza renk katmaya, pasifse yönetmeye, acizse güçlü hissetmeye, gençse gençleşmeye, yaşlıysa korunmaya, hırçınsa yorulmaya, dürüstse gerçeklerle yüzleşmeye, yalancıysa gerçeklerden kaçmaya…

ihtiyacımız olduğunu anlatırız farkında olmadan.

İhtiyaçlarımız seçimlerimizi etkiler.

Seçimlerimizi büyük ölçüde ihtiyaçlarımız belirler.

Seçimlerimiz bizi ele verir.

Biz her seçimimizde mecburiyetlerimize, hayallerimize, ihtiraslarımıza hatta bilinçaltımızda uyuttuklarımıza da işaret ederiz.

Nasıl biri olduğumuzu konuştuklarımız, yazdıklarımız, gösterdiklerimiz değil yaşadığımız hayatlar ortaya koyar.

Çünkü hayatlarımız seçimlerimizle şekillenir.

Yaşadığımız hayat, yaşamayı seçtiğimiz hayattır.

Hayatımız bizim karakterimizdir.

Oturduğumuz evler, eşyalarımız, giysilerimiz, saçımızın rengi, izlediğimiz filmler, okuduğumuz kitaplar, dinlediğimiz müzikler, yaptığımız işler, sofralarımız, dostlarımız bizi yansıtır.

Sürdüğümüz yaşamlarla biz hep çıplağızdır.

Dikkatli bir göz, seçimlerimize bakarak ‘kim’ olduğumuzu söyleyebilir.

‘Seçmek’ nihayetinde ‘tercih etmek’tir.

Başka türlüsü varken, dururken, mümkünken onu değil ötekini istemektir.

Seçmek aynı zamanda ‘vazgeçmek’tir.

Vazgeçtiklerimiz, neleri göze aldığımızı neleri riske atamadığımızı gösterir.

Bir sevgiliden, bir semtten, bir evden, bir işten vazgeçtiğimizde yeni bir hayat seçeriz.

Zordur vazgeçmek.

Çünkü çoğu kez yitirmekten korktuğumuzdur vazgeçtiğimiz.

Vazgeçtiklerimizde özgüvenimizi ya da güvensizliğimizi, aczimizi ya da cesaretimizi, teslimiyetçiliğimizi ya da dirayetimizi görürüz.

Kendimizi gizlemek için yaşadığımız hayatı bizim seçmediğimizi söylememiz sahtekarlık oluruz.

Hayat akıp giderken ihtiyaçlarımız, mecburiyetlerimiz, hayallerimiz, ihtiraslarımız değişir.

Hayat her gün her an seçme hakkı tanır, sunar bize.

Bu hakkı kullanmamak bile bir seçimdir.

Ekim 2008, Firuzağa – Kasım 2011, Büyükada

Reklamlar