Perihan Özcan

Her günün belli vaktini hatırlatan saat, dolaptaki ahşap askılardan birinde asılı duran elbise, suretine baktığın ayna, kulaklarının arkasına sürdüğün koku, binip işe yollandığın araç, önüne yaydığın gazete, o gazete üstüne döktüğün poğaça kırıntıları, yan yana durduğun veya karşılaştığın insanlar, ettiğin sohbetler, birilerinin seninle konuşmak istediğini hatırlatan melodi, evine dönmeye çalışan kalabalığın akşam gürültüsü, yaşam alanına yayılan televizyon sesi, sızdığın koltuk, gönülsüzce tek vücut olduğun dakikalar…

Ya da yorganın altında geçirdiğin ve hızla geçmişin karanlığına gömülen saatlerin için kendine kahrettiğin anlar, geçen gün kahve damlattığın dizleri bollaşmış eşofmanın, hava kararırken kumandasını eline aldığın televizyon, bir yanına poponun kalıbı çıkan kanepe, kulağına benzer sözler fısıldayan şarkıcı, aşk romanlarını elinden düşürmediğin yazar…
rutinindir senin.
Güvenle teslim olduğun, bir süre sonra sıkılmaya başladığın ama vazgeçemediğin, değiştiremediğin, bırakamadığın, kopamadığın, çok sıkıştığında iyi taraflarını bulup çıkarmaya çalışarak ve hatta içinden geçtiğin kimi dönemlerle kıyaslayarak ‘hayatın oturması’ olarak tanımlamayı tercih ettiğin alışkanlıkların…
Seni sıkan ne varsa, sıkıldığın kim varsa o senin rutinindir.
Bir durumun, bir mekanın, bir kişinin seni sıktığını hissediyorsan, ondan oradan kurtulacağın anın gelmesini bekliyorsun demektir.
Rutin tehlikelidir.
Çünkü rutin ‘sıkılmak’ demektir, ‘sıkılmak’ ise beklemek.
Sıkılırken farkında olmadan beklersin. Başka bir iş, başka bir ev, başka bir sevgili… Aramaz, her biri ya da herhangi biri gelsin seni bulsun istersin. Kapının önüne koyulmadıkça istifa etmez, ev sahibi çıkarmadıkça taşınmaz, terk edilmedikçe ayrılmazsın.
Büyük bir sorun yaşamadıkça, her şeyin yolunda olduğunu düşünmek istersin. Böylesi işine gelir.
Oysa bir şeyler raydan çıkmaktadır.
Geriye saymaktasındır.
‘Sıkılmak’ tehlikelidir.
Sıkılıyorsan eğlenmeye ihtiyacın var demektir.
Bu, er ya da geç, birinin seni eğlendirmesine izin vereceğin anlamına gelir. Direksiyonuna geçmeyi reddettiğin hayatını yeni bir kişiye bırakacağın.
Aslında dikkatini çekmeyecek, hiç ilgilenmeyeceğin, hoşuna gitmeyecek hatta belki itici bulacağın biri hayatına giriverecektir.
Sıkıldığın hayatın, bırak aşık olmayı sevgi bile beslemediğin biriyle renklenecektir. İçine sürüklendiğin macera, sana adrenalin pompalayacaktır.
Ama zamanla adrenalinin azalacak, yerini günün getirdiği kısa süreli küçük heyecanlara bırakacaktır. Hayatın başa saracaktır. Sen “yine mi aynı şeyler” diye sızlanırken zaman geçip gidecek, geçip gidecektir.
Gelen kurtarıcın değil, yeni mecburiyetindir. Kendi iradenle yarattığın alternatifler arasından bir seçim yapmadığın için, karşına çıkanı kabul etmek zorunda kalmışsındır.
‘Beklemek’ de bir tür teslimiyettir. Bir kısır döngüdür. ‘Teslim olmayı’ beklemeye teslim olmaktır.
Rutin, güvenli değildir.
Kendini en güvende hissettiğin anda aslında tehlikedesindir.

12 Kasım 2011, Büyükada

Reklamlar