Perihan Özcan

Kendini gözenekleri kapanmış deri, üstü dört mevsimin eskimiş yapraklarıyla örtülü toprak gibi hissediyorsun. Karanlıkta havasız kalmış, tıkanmış, ağırlaşmış…

Üstünü ağır ağır kaplayan her neyse ondan kurtulmak istiyorsun.
Sanki soluk alıyorsun ama aldığın soluk ciğerlerine ulaşmıyor.
Neden böyle hissettiğini biliyorsun.
İnsan hep aynı yerde yaşadığı zaman böyle oluyor.

Yaşadığın yerden uzaklaşmayınca hayatında hiçbir şey değişmiyor.
Çamaşır makinesindeki havlular gibi dönüp duruyorsun. Fazla seçeneğin de yok. Ya uzun programı seçeceksin ya kısa programı. Sonuçta olduğun yerde dönüp duracaksın.
Biraz pergele benziyorsun. Çapını genişletsen de bir dairenin içindesin neticede. En fazla sınıra ulaşıyorsun, ama üstünden atlayamıyorsun. Hangi noktadan yola çıkarsan çık, kat edeceğin mesafe, dairenin çevresi ne kadarsa o kadar. O kadar.
Daha fenası dönüp dolaşıp aynı yere geliyor olman. Kendini başladığın yerde bulman.
Sen yer değiştirmeyince hayatında hiçbir şey değişmiyor. Aynı yatakta uyanıyorsun, ayakkabılarını aynı dolaptan alıp aynı kapıdan dışarı çıkıyorsun. Aynı kaldırımda yürüyorsun.
Aynı işyerine gidiyorsun. Cebindeki kartı aynı makineye okutup aynı masaya oturuyorsun. Aynı bilgisayar ekranına bakıyorsun. Aynı insanlarla yemek yiyorsun. O aynı insanlarla her gün aynı konuları konuşuyorsun.
Ve en fenası… Hayatı kendi yaşadıklarından ibaret sanıyorsun. İncir çekirdeğini doldurmayacak konular, kişisel gündeminde bir numaraya oturuveriyor. Her şey mesele olmaya başlıyor senin için. Zamanla farkında olmadan o meselelerden besleniyorsun.
Aklına yer değiştirmek gelmiyor. Gelse bile bunun imkânsız ya da çok zor olduğunu düşünüyorsun. Yarattığın bahanelerle kendine direniyorsun.
Halbuki ayaklarını bastığın zemin değişince rutinin değişecek. Başka insanlar görecek, başka sesler işitecek, başka kokular duyacaksın. Soğuk ya da en azından ılık duş etkisi yaratacak bunlar. Başka şeyler düşünmeye, başka şeyler konuşmaya başlayacaksın. Dünyanın merkezinin sen olmadığını, hiçbir şeyin dünyanın sonu olmadığını kavrayacaksın.
Baharda uyanan toprak gibi uyanacaksın.
Silkinecek, kendine geleceksin. Gözeneklerin açılacak. Deri değiştireceksin.
Dev aynasında büyüttüğün meseleler küçülecek.
Hayatının gündemi değişecek.
Bir köşede küflenmiş de güneşe çıkmış eşya gibi rengin yerine gelecek.
Gitmek iyidir.
Arada gitmek gerekir.
Hadi git bavulunu hazırla.
Bir yere git.
İmkânların nereye elveriyorsa oraya, ne kadar uzağa elveriyorsa o kadar uzağa.
Ne kadar kalacağını, ne zaman döneceğini, yokluğunda olacakları düşünme.
Belki dönmezsin ve belki geridekiler sandığından daha iyi idare ederler durumu.
Yokluğun belki de iyi gelir onlara.
Belki de yeni bir yaşamın kapısı aralanır önünde.
Git.
Denemeden bilemezsin.

8 Mayıs 2010, Büyükada

Reklamlar