Mustafa Demiröz zamanımızın dolduğunu düşünüyor ve ona göre artık birinin (tercihan da özvarlıklarını korumak için devletin) çıkıp böyle bağırması gerekiyor.

Mustafa Demiröz iki yıldır Bodrum Denizciler Derneği Başkanı. Bugünkü adıyla İTÜ Denizcilik Fakültesi’nden 1984’te mezun olmuş. Aslen uzun yol kaptanı. Ama yıllarını Bodrum’un mavi sularında geçirmiş. Ben onu 23. Bodrum Kupası’nda tanıdım. Okul gemisi STS Bodrum ekibiyle İngiliz Limanı’na yeni demirlemişti. Yücel Köyağasıoğlu’nun tasarladığı, Bodrumlu ustaların ellerinde şekillenen bu dünya güzeli ahşap guletin az ötesindeki zeytin ağacının altında Demiröz’le oturup tahminimden uzun konuştuk. Bir dokununca bin ah geldi. Demiröz’ün tavrı fazlaca karamsar ya da felaket habercisi gibi görünebilir size, ama samimiyetli endişesine şahidim. Nihayetinde o “denizle gönül bağı kopmayanlardan” ve bu kadarcık duygusal bir öfkeye kapılmaya hakkı olsun müsaadenizle.

Son bir uyarı: Kayıt yok, notlar var. Bir de bu eski denizcinin içime saldığı korku… Bu nedenlerle biraz kusurlu bir röportaj. Umarım dilim sürçer ise Mustafa Bey affeder beni.

Mustafa Demiröz

Bodrum koylarında ne kadar tekne var?

Burada bir itirafta bulunacağım. Sayıları bilmiyoruz. Bizim derneğin yaklaşık 2100 kayıtlı üyesi var ama kaçı balıkçı, kaçı turizmci, kaçı tekne sahibi, kaçı tekne kaptanı bilinmiyor. Göreve geldiğimden beri üyeleri yenilenenlerden bu bilgileri toplayıp bir istatistik çıkarmaya çalışıyorum. Bodrum limanında da 3500 civarında tekne var ama ne kadarı özel, ne kadarı ticari belli değil. Günübirlik ya da yatmalı geziler düzenleyenlerin sayısı da belli değil.

Saymak bu kadar zor mu?

Geçen yıl yürürlüğe giren yeni turizm yönetmeliği yatlara işletme belgesi almasını zorunlu kılıyor. Yavaş yavaş bir sayı ortaya çıkıyor. Biz günübirlik teknelerin 1000 tane falan olduğunu tahmin ediyorduk, 120 çıktı.

Tekne üretiminde durum ne?

Aslında kriz nedeniyle son iki üç yılda azaldı. Pek çok tersane kapısına kilit vurdu. İçmeler’de 50 küsur kaldı. Tersaneler turizm alanı olarak cazip, sahildeler ya… Turizm denince bazılarının aklına sadece şu geliyor: Otel yap, içine her şey dahil insanları sok. Böyle giderse ileride daha çok acı çekeceğiz. Güzel sahillerimizi tesislere feda ettiğimiz sürece böyle olacak. Tekneler sayesinde o koylar muhafaza ediliyor. Kisebükü son mücadele ettiğimiz yer. Tesis kurup deniz turizminden kopartılmak isteniyor. Şimdi de termal sondaj yapılıyor ki tesis için yeni bir neden olsun. Artık sahiller tesislere mahsus sayılıyor; bir de şamandırayla çevirirsin, denizden de fethedersin, olur biter.

Nasıl gelindi bu noktaya?

Bodrum deniz turizminin lideri. 70’lerde limandaki tekneler parmakla sayılacak kadar azdı. 75-80’lerde Mavi Yolculuk yükselişe geçti. Ama o zamanlar 12 metreden büyük tekne yoktu. Teknelerin içinde tuvalet bile az bulunurdu. Yolcular için ahşaptan tuvaletler eklenirdi, suyu denizden çekilirdi. Şimdi kabin sayısı azalıyor ama teknelerin boyları uzuyor. Daha lüks yatlar yapılıyor. Deniz turizmi paralı ve kaliteli turist demek. Aynı koydan bir tesisten kazanılacak paradan fazlasını teknelerle kazanmak mümkün.

Denizcilik bu kadar kârlıysa…

Sayıları bilmiyoruz ya işte bu denizciliğe yaklaşımımızın bir göstergesi. Zaten denizin geri alma gücü de kırıldı. Derdik ki denize ait olmayanı deniz eninde sonunda yüzüne çarpar. Çöpler bir ters rüzgarda sahillere dolar mesela. Ama Denizin canı çıktı, ayağa kalkacak hali yok.

Yine de bir takım kampanyalarla kurtarmaya çalışıyoruz.

İşi bilmeyene balığın boyu ve denizi temizleyelim demek yeterli görünüyor. Ama uygulamada öyle değil. Göstermelik tedbirlere vaktimiz yok. Balığın boyuydu, av yasağıydı gibi şeyleri denemeye zamanımız kalmadı. Birinin çıkıp, “Deniz bitti herkes dursun,” demesi şart. Devletin kendi özvarlıklarını koruma altına alması gerek. Radikal tedbirler gerek. Doğu Akdeniz aslında çöl. Ege’de de Saros ve Gökova körfezlerinde hayat kaldı sadece. Datça-Bodrum hattından körfezi avcılığa kapatmak gibi kararlar almalı mesela. Çünkü kişi ve grupların menfaatlerini düşünme aşamasını da geçtik. Devlet denizi kara gibi kendinden görmüyor. Balıkçılar da fındıkçılar gibi sübvanse edilebilir. Ayrıca bu bir dünya projesine dönüşebilir, AB’den fon sağlanır.

Gerçekten dönüşü olmayan noktayı geçtik mi?

Bütün bunlar çok acıtıyor. Dalıyorum, kirliliği gözümle görüyorum. Mavi bayraklı o plajların 30 sene önceki halini biliyorum. Övünüyoruz tekne yapıyoruz, turist geliyor diye. Tedbir alınmazsa Bodrum’da 10 yıl içinde lağım suyunda yüzeceğiz.

Lağım suyu mu?

Bir ay önce teknelere mavi kart uygulaması getirildi; tekne atıklarını kontrol altına almak için. Ama atıklar nereye verilecek? Akyaka Belediyesi’nde bir arıtma tesisi var. Turizm rotası dışında. Kim seyir esnasında gidip atığını boşaltacak oraya? Teknelere pis su tankı koymak Bodrumlu’nun fikri; ayrıca bazı teknelerde arıtma ünitesi bile var. Yabancılarda yok çoğunlukla. Bunları bir haftalık gezide 2-3 defa boşaltılmak gerek. Mobil atık toplama tekneleri lazım mesela. Sahil Güvenlik bu tankları denetleyecek ama ispat edilemeyeceği için hukuka aykırı. Aslında her şey insanın iyi niyetine kalmış.

Ne miktar atıktan söz ediyoruz burada?

Gökova Körfezi’nde sezonda en fazla 50 bin ton atık üretiyor tekneler. Yarım litre bile denize atılmamalı ama… Bodrum’daki iki tesise günde 20 bin ton atık giriyor ve havuzlar taşıp denize karışıyor. Bir de diyorlar ki derin dejarş yapıyoruz. Yahu orası da deniz değil mi?

Reklamlar