Zorla entellik olmaz!

Biri “Önyargı iyidir, zaman kazandırır” demişti; nasıl akil bir insanmış.

Zaman en değerli şey; en fütursuzca harcama eğilimim olan ama en az sahip olduğum… En çok bulunduğunu sandığım anda elimden kayıp giden… İçini çer çöple doldurup geri dönüşüm kutusuna atılamayacak hale getirdiğim… Bu nedenle bana saniye kazandıran her yönteme tamamım; bana maliyeti ne olursa olsun.

Penceresinden akan çizgilerden başka bir şey görmediğim bir hızlı tren yolculuğu gibi yaşamak değil sözünü ettiğim elbette. Zira iki nokta arasını en hızlı şekilde kat ettiğimde zaman kazanmıyorum. Aksine o canım yolu heba etmiş oluyorum. Asıl yolun tadını çıkarmama engel olabilecek risk faktörlerini bertaraf ederek zamanı doğru kullanabileceğimi düşünüyorum. Bildiğiniz hedonizm bu benimki. Ya da risk hesabı yapılan, kârın maksimize, zararınsa minimize edilmeye çalışıldığı rezil bir ekonomi kafası…

Hayatıma girmesini kabul ettiklerimle etmediklerim arasında kalın bir duvar öreli uzun zaman oldu. Eminim bir sürü güzel şey duvarın bensiz tarafında kaldı; benim olduğum tarafıysa risksiz, tatmin garantili tercihlerin işgali altında (ve yine de şaşılacak kadar yeni ve sürprizlerle dolu).

Örneğin hayatımda hiç Elif Şafak kitabı okumadım, hiç Nuri Bilge Ceylan filmi izlemedim. Rus yönetmen Andrei Tarkovski’yi sevmem. En son tiyatroya üç yıl önce gittim (o da Broadway’de Chicago müzikaliydi). Geçen kış kızımla Frida ve Diego sergisini gezdim; kızımın “Diego malın tekiymiş” yorumuna (aynı sözcüklerle olmasa da) katılıyorum. Gençliğimde bana bir ömür yetecek kadar deneysel, avangard, fütüristik, yabancılaştırıcı, tabu devirici (ve yeni tabular inşa edici), dışa ve içe vurumcu, çeşit çeşit sanat faaliyetine, okumasına, yazmasına, yapmasına dahil oldum. O zamanlar biriktirdiklerimle bir süre daha idare ederim. Şu sıralar ne kadar aylak şey varsa aklım ona kayıyor. Yani aksiyon, polisiye, fantastik, bilimkurgu ve çizgi roman insanıyım. (Ama bu arada sinemada Ertem Eğilmez’i tek geçerim. Ursula K. LeGuin’in Yerdeniz serisi de zihinsel detoks formülümdür.) Buraya kadar entelektüel eğilimlerimi anladığınızı varsayıyorum.

İnsan orta yaşlı bir işsizken çok zamanı olduğu ve bu nedenle zamanı harcarken bir takım risklere girebileceği yanılsamasına kapılıveriyor; önyargılarına meydan okuyabileceğini, gençken yaptığı gibi bilinmezin ortasına kafadan dalabileceğini, yeni sayılabilecek entelektüel deneyimlerle hayatını baharatlandırabileceğini düşünebiliyor… Aha oysa o insan çok yanılıyor!

Bu yazının asıl konusu olmasını planladığım filme gitmeye çalışan ben mesela. Hafta başı, Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” adlı filmini izlemeye karar vermiş ve bu kararımı yakın çevreme büyük bir özveri örneği olarak tanıtmıştım. Eser yere göğe sığdırılamıyordu ve Hıncal Uluç beğenmemişti. İlki beni genelde çok etkilemez ama Uluç’un fikirleri kesinlikle tersten işleyen bir referanstır. (Önyargı dediğin böyle olur ve dedim ya zaman kazandırır.) Zaten Ceylan’la da bir şekilde tanışmam gerekiyordu artık. “Film çekeceğine fotoğraf sergisi açsın” önermemden fazlasına ihtiyaç duyuyordum. Bir haftadır her sabah yataktan “Tamam bugün gidiyorum Anadolu’ya” diye kalktım. Oysa Anadolu’nun yolları zamanın çatlattığı önyargı ve “zorla entellik olmaz” taşlarıyla yürünmez hale gelmiş; bilemezdim.

İlk günler yapacak daha iyi şeyler çıktı; bir arkadaşla kafe ofiste kafa kafaya çalışma (ve elbette arada dedikodu yapma) imkanı, “bugün bitse iyi olur” çevirisi, geliştirilmesi gereken bir sürü parlak proje gibi… Nasıl olsa önümde koca bir hafta vardı. Sonra o kadar da iyi olmayan ama yapmam gerekenler öne çıkmaya başladı; hastalıklar, ödemeler, acilen bitmesi gereken yazılar, iş görüşmesi, devlet kapısında beklemeler gibi…

Ve geldim haftanın son gününe (yani bu yazının teslim tarihine). Bu saate kadar ortada alınmış bir risk yok. Ceylan bensiz yoluna devam ediyor. Ödemeler yapıldı, hastalar taburcu oldu, projeler (yerlerini yenilerine bırakmak üzere) rafa kaldırıldı, çeviriler kolaylandı (tabii ki bitmedi), imzalar atıldı, fakslar çekildi, oğlanın basket, kızın resim kursu kaydı halledildi… Yapıla/edile listesinin 19 kaleminden 11’inin üstü çizildi. (Merak eden varsa diye ekleyeyim: İş görüşmesi daha başlamadan bitti.)

Şimdi Twitter’dan hızla ve seçmece son dakika gelişmelerini alacağım, elektronik postalarıma üstten bir göz atacağım ve evimin yolunu tutacağım. Bu akşam çocuklar için düzenlemem gereken salçalı sosis partisi, sinema gecesi için ailenin oy çokluğuyla seçilen (robotlar, eski bir boksör ve oğluyla ilgili bir öykü anlattığını sandığım) Çelik Yumruklar adlı yeni film ve başlamak için heyecandan aklımı kaçıracağım bir Lee Child polisiyesi “Kaybedecek Bir Şey Yok” beni bekliyor.

Ah başka bir akil adam, Joker’in dediği gibi “Ne çok iş ve ne az zaman”…

Yazıda geçen terimler sözlüğü

Zihinsel detoks: Kitap, film, dizi gibi (çoğunlukla) tercihli, gazete, televizyon ve internet gibi (çoğunlukla) tercihe bağlı olmayan bilgi bombardımanı altında püreye dönen zihnin kendine gelmesi için herkesin arada bir yaptığını sandığım arınma faaliyeti. LeGuin’in Yerdeniz’i iki yılda bir (her seferinde akla ziyan bir şekilde kendine hayran bırakarak) zihnimi pırıl pırıl yapar ve detoksa girme zamanım gelmiş olabilir…

Yapıla/edile listesi: Üç dört günde bir güncellenen yapılması gerekenler listesi. Biyolojik hard diskimde o derece az yer var ki, annemi aramam gerektiğini de yazmam gerekiyor. Bu, geçmiş aylarda yaptıklarımı da gerektiğinde kontrol etme olanağı sağlayan bir tür harici diske yedekleme eylemi sayılabilir. Her orta yaş ve üstü insana hararetle tavsiye edilir.

Anne Boyutu, 10 Ekim 2011

http://www.anneboyutu.com/Yazar-Detay.aspx?ArtId=7043

Reklamlar