Kızımla edebi ilişkimiz tam olarak şöyledir: Hakkında iyi konuştuğum her kitap kızımın gözünde lanetli sayılır. Açlık Oyunları serisinin aynı adlı ilk kitabıyla (Pegasus Yayınları, 2009) tanıştığımda hâlâ o uzun gaflet uykusundaydım. 16 yaşında, avcı, yırtıcı bir kızın aşk ve macera dolu öyküsü tam da kızımın ağzına layık gelmişti ve ben de bunu ona söyleyivermiştim. Bu da aylar süren benim için pişmanlık dolu, onun için de horgörü yüklü (Ne sanıyorduk ki biz onu, çocuk kitapları okuyan bir çocuk mu?) bir gerilime yol açmıştı. Sonra kankası bu seriyi keşfetti ve şimdi evde günde üç kez bu seri konuşulmazsa susmuş sayılıyoruz. Zira kitaplar (Açlık Oyunları, Ateşi Yakalamak ve Alaycı Kuş) bitti, şimdi de 2012’de vizyona girecek ilk film heyecanla bekleniyor.

Kızıma ve herkese bu seri ile ilgili ısrarım boşuna değil. İyi nedenlerim var:

Öncelikle uzun süredir içine sağlam bir önerme ve güçlü bir toplum tasarımı yerleştirilmiş bir bilimkurgu düşmüyordu elime. Sanki bilimkurgu ölmüştü. Hollywood bu hissimi doğruluyordu. Son dönemde çekilen tüm bilimkurgular eski öykülerin kırpılıp yıldız yapılması konseptine uyuyordu. (Kader Ajanları, 2012, Los Angeles Savaşı, Transformers, Avatar, X-Men serileri, …) Açlık Oyunları bu eksiği kapatmayı vaat ediyor.

Serinin yazarı Suzanne Collins, Harry Potter’ın dalgasına kapılmış olabilir azıcık. Ama bu kadının niyeti özel bir çocuğu bir nesille birlikte büyütmek değil; başka bir özel çocukla Potter neslini eyleme davet etmek gibi görünüyor. Öyküsüne 2000 yapımı Battle Royale (BT) filminin DNA’sından katmış olması da özgünlük puanını düşürmüyor. Aksine BT’nin 10 yıl önce yaptığı uyarıyı yinelemesi açısından faydalı bile sayılabilir.

BT’ninki gibi Açlık Oyunları’nın da temelinde hissedilen “Büyüklerin en kötü yanı hatalarını, öfkelerini ve korkularını küçüklere yüklemeleri; açlıklarını küçüklerle tatmin etmeleridir” önermesi uyarı gibi gelmiyorsa, bir de “Oyunu yetişkinler kurar, gençler bozar” fikrini kafanızda evirip çevirin… Bu işi yaparken, gizlice büyüyen bir gücün varlığına dair (ki bunlar gençler oluyor) içinize bir korku sızıyorsa meseleyi anlamaya başladınız demektir.

Serinin 1.5 milyondan fazla sattığı Amerika’da da bir takım yetişkinler sizinle aynı korkuları paylaşıyor belli ki. Amerikan Kütüphaneler Derneği’nin (ALA) her yıl okul ve kütüphanelerin sansür uygulamalarına dayanarak hazırladığı “Sakıncalı kitapları listesi”nin yenisinde bu serinin de adı geçiyor. Üstelik Ann Frank’ın Hatıra Defteri, Gönülçelen, Cesur Yeni Dünya ve evet Kuran ile beraber…

Açlık Oyunları gençler için edebiyat meselesinde de genel gidişten küçük bir sapmayı müjdeliyor. Asıl kız öyle dünya güzeli değil; steril ve seksi hiç değil. Babası maden kazasında öldüğünden beri yasak bölgelerde avcılık yaparak annesiyle kızkardeşine bakıyor. Defalarca ölümle yüzleşmek, üçlü bir aşk ilişkisini anlamaktan kolay geliyor ona. Collins’in 2008’de yarattığı bu güçlü kız, Katniss, bugün aşk üçgenlerinin doldurduğu o kitapçı raflarında ve acımasız bir gelecekte inisiyatifi ele alıyor.

Kuzey Amerika’da Capitol adlı kente bağlı, açlık sınırında yaşayan 12 Mıntıka (kasaba), kentin doymak bilmez iştahını beslemek üzere gıda, giyim, enerji üretiyor. Yetmiyor bir de her yıl 12 ile 18 yaş arasında, bir kız ve bir oğlan çocuğunu Açlık Oyunları’na gönderiyor. Televizyonda canlı yayınlanan bu eğlencenin özü şu: 24 çocuk kapalı bir sisteme (orman, ada vb) bırakılıyor ve yalnızca biri sağ kalana kadar birbirlerini öldürmeleri izleniyor. Oyunları kazanmak ün ve hayatı boyunca aç kalmamak anlamına geliyor; kaybedenler kulübündeyseniz de zaten ölüsünüz demek…

Çok mu acımasız geldi? Gençler bunları mı okuyarak büyüyecek diyorsunuz? Yetişkinlerin gençleri kurban etmeleri mi içinizi ürpertti? Siz günlük hayatınızda kaçının kurban oluşuna tanık ya da bilfiil sanık oldunuz? Her gün farklı bir seviye ve başlık altında televizyonda görmeye alıştığınız şey nedir peki? Ya başarı takıntılı bir toplumda kaybetmenin ölüme eş tutulduğunu henüz fark etmediniz mi yoksa? Bu oyunu bozmak mı geçiyor aklınızdan? Yoksa bunun için fazla yaşlı mı hissediyorsunuz kendinizi?

O zaman bırakın da gençler işlerini yapsın…

O zaman bırakın “Açlık Oyunları başlasın”!

Yazıda geçen terimler sözlüğü

Battle Royale: İlki (ve en hası elbette) 2000’de Kinji Fukasaku tarafından çekilen korku, gerilim ve kan banyolu, müthiş Japon filmi. İkincisine ömrü yetmeyince oğlu Kenta babasının yarım kalan işini tamamlamıştı. Film nüfus artışına karşı yetişkinlerin bulduğu çözümü anlatıyor. Her yıl bir grup liseli bir kişi kalana kadar birbirini öldürmek üzere bir adaya bırakılıyor. İnsanlığından utanmadan izleyenlere aynı adada bedava tatil müesseseden.

Gençler için edebiyat meselesi: Kitapçılarda gençler için ayrılan bölümde yaşanan teknik ve içerik sıkıntısı. Seksi vampirler, romantik seri katiller, alışveriş düşkünü haylaz kızlar, moda ikonu dedikoducular piyasayı ele geçirir. Bir takım yayınevleri kurgunun, çevirinin ve baskının ucuzuyla sürümden kazanır. Bu arada kızım da dağlarla kitap okuduğu halde “dahi anlamındaki de’yi” ayrı yazmayı bir türlü öğrenemez.

Anne Boyutu, 3 Ekim 2011

http://www.anneboyutu.com/Yazar-Detay.aspx?ArtId=6958

Reklamlar