Her şey değişiyor, Hulk bile… Değişmezse Hollywood el atıyor meseleye zaten.

Onun adını 35 yaş üstü çizgi roman dostları aynen yazıldığı gibi okur; H-u-l-k! Aynı şekilde o insanlar İtalyan menşeli Amerikalı Mister No’ya da ‘Mistır No’ demez… Bu biraz racon, biraz da gelenek meselesidir. Bilindiği üzere bu kadim küresel köyde her şey hızla değişiyor… Hulk’la ilişkimiz bile!

Durum şöyle özetlenebilir edilebilir: Önce “gençler” televizyonda Hulk’un çizgi filmini seyrederken İngilizce bilen bir seslendirmecinin hizmetinden faydalandı; ardından da Hollywood’dan gelen iki Hulk darbesiyle telaffuzlarını geliştirdi. Sonuçta bu eski dosta gayet İngilizce olarak “halk” diye seslenenlerin sayısında bir patlama yaşandı. Aslında bunda korkacak ya da üzülecek bir şey yok; küresel köyün delisi rolüne soyunmanın, “Vay çizgi kahramanların adlarını keyfimizce söyleme geleneğimiz bile elden gidiyor” gerginliği yaratmanın da kimseye faydası dokunmaz. Lafın gelmeye çalıştığı yer de zaten küreselleşme sorunsalı değil, bir “halk” hareketinin anatomisi…

13 Haziran itibariyle tüm dünyayla eşzamanlı memleketimizde de gösterime giren Hulk 2 (The Incredible Hulk) filmi bu “halk” hareketine yeni bir soluk getiriyor. Yani adamımız bir iki anlamda halkın arasına karışıyor!

Hulk (ve onun insan hali Bruce Banner) ilk filmde Amerikan orta sınıfı, yarı askeri, tam bilimsel köklerine indikten ve babasıyla ilgili, neredeyse ödipal sorunlarını çözdükten sonra günbatımına doğru yürümüştü… Ang Lee’nin usta elinden çıkma bu uyarlama, çizgi romandan sinema dili yaratma ve genelde (ne yazık ki) bir süper kahramandan beklenmeyen derinliğe dalma denemesi olarak gönüllerde çok saygın bir mevki edinmiş, gişedeyse zayıf kalmıştı. Yeşil kahramanın (ve daha pek çoklarının) asıl sahibi Marvel Comics de “Bir işin iyi olmasını istiyorsan kendin yapacaksın” düşüncesiyle kendi film şirketini kurup ve Demir Adam’dan (Iron Man) başlayarak göbeğini kendi kesmeye başladı. Böylece ikinci Hulk serüveninde yönetmen koltuğuna Luc Besson’un Transporter, Danny the Dog gibi Amerikan usulü Fransız aksiyonlarında pişen Louis Leterrier oturdu. Hollywood’un güzel adamı Edward Norton da en gerçek Bruce Banner oldu. Elfkızı Liv Tyler sevgili Betty Ross, ağır işlerin adamı William Hurt sert baba General Ross, her işin adamı Tim Roth da hırslı asker Blonsky rolüne cuk diye oturunca Hulk’un halkla gişe randevusu ayarlandı…

“Halk” konusu burada da bitmiyordu… Bruce Banner da yeni serüveninde halkla iç içe, hatta halktan biri gibi duruyordu. Hulk’un uzun kaçış dönemi serisinden alınan öyküde Bruce, Rio de Janeiro’nun Amazon’u andıran mahallelerinde gündüz gazoz fabrikasında işçi, gece derdine derman arayan bilim adamı olarak yaşıyordu. Anlaşılan Ang Lee, gerçekten de kendini çözmüş, oyunda yeni bir “level”a geçmeye hazır bir kahraman bırakmıştı izleyiciye. Zira Bruce’un Arizona’nın çölünün askeri yalnızlığından kaçıp Brezilya’nın daracık sokaklarındaki kalabalığa sığınması daha ilk sahneden inandırıcı duruyordu.

Süper ya da değil hemen tüm “kahramanlı” aksiyon filmlerinin finalindeki büyük dövüşte de Hulk, tercihini halktan yana koyuyordu. İlk filmde Hulk orduya ve benliğine karşıydı; şimdiyse ordu ve benlik aklandığından, yerine halk (burada halk New Yorklular oluyor) için tekil bir kötüye karşı verilmesi gereken bir mücadeleye dönüşüyordu… Yani Lee’nin derinlemesine örmeye başladığı öykü, halk uğruna (yoksa gişe mi denmeliydi) sığ sulara çekilmiş gizlice.

Söz konusu sığlıkta eğlence düzeyini artırmak, çizgi roman dostlarının ağzına bir parmak bal çalmak ve uzun vadeli planların tanıtımını yapmak amacıyla bir iki de güzel sürpriz saçılmış sağa sola. Örneğin “süper kahramanların babası” lakabıyla da bilinen ve Hitchcock gibi takılma fikrine iyice ısınan Stan Lee yine bir Marvel operasyonunda rol alıyor; üstelik bu sefer bayağı uzun konuşmasına izin verilmiş. Daha da mühimi Tony Stark (Demir Adam) kendi filminden çıkıp geliyor ve Marvel evreninin popüler ekibi Avengers’ın gelişini muştuluyor. Nitekim kutlu randevu tarihi 2011! Demir Adam ve Hulk tamam ama ekibin geri kalanı da o yıla kadar kendine bir film yapmak durumunda. Bir başka müjde de bu işte! Sırasıyla Nick Fury, Ant-Man, Thor ve Kaptan Amerika da yolda!

İlgilisine…

Newsweek Türkiye, 0 Sayı, Haziran 2008

Reklamlar