Amerikancılar vs İtalyancılar

Ailemizin çizgi roman sahafı Büyülü Rüzgar’ın sahibi İlyas’ın da dediği gibi biz koruma altına alınması gereken ender bir türüz. Zira çoğunluğu erkek olan ve yakın çevresi (özellikle de sevgilisi) tarafından hırpalandığı iddiasıyla sızlanan çizgi roman okurlarının aksine nüfusumuzun yüzde 100’ü çizgi roman sever. Genç yarısı Amerikancı, orta yaşlı diğer yarısı ağırlıklı olarak İtalyancıdır.

İtalyancıların yaş ortalaması yüksektir çünkü onlar Fumetti’nin kahramanlarıyla çok küçük yaşta kuytularda buluşmuştur. İlk aşk unutulmaz. Bizim evin ihtiyarları da bu kuraldan muaf değil. Kocam Zagor, Mister No, Büyülü Rüzgar gibi aklı başında sayılabilecek adamları, bense Dylan Dog, Dampyr gibi daha serserileri tercih etsek de sık sık Martin Mystere’in imkansız dünyasına ya da Ken Parker’ın Vahşi Batı’daki entelektüel huzursuzluğuna sığınırız. Yine de Amerikalılar’ı hepten dışlamıyoruz elbette. Özellikle Örümcek Adam ve Conan’ın gönlümüzdeki yeri ayrıdır. Ama Amerikancı çocuklarımızın karşısında İtalyancı cephesini oluşturuyoruz.

Korkarım ki öykü kıtlığından ve gösteriş merakından aklını kaçıran ve bu krizinden kurtulmak için Amerikan çizgi romanına dadanan Hollywood çocuklarımızı ele geçiriyor. Hayır Hulk’u, Batman’i, Demir Adam’ı, Fantastik Dörtlü’yü şıkır şıkır bilgisayar efektleriyle seyretmekten şikayetçi olduğumuz sanılmasın. Hatta elbette X-Men 1. Sınıf, Thor, Yeşil Fener ve Kaptan Amerika arka arkaya vizyona dalınca en kutsal aile aktivitesi olarak izlendiler ve sonuçta aile bütçesine 3D bir delik açıldı. Üstelik bu Amerikan malı süper adamlar “3 film birden devamlı” ayarında izlenince tatları kaçıyor. Biraz sığ, gereksiz yere ihtişamlı, fazlaca özgüvenli, çok Amerikalılar işte… Yani kitaplarda durdukları gibi durmuyorlar.

Tamam çocuklarımızın kalplerini evdeki raflar dolusu çizgi romandan daha hızlı kazandıkları için Hollywood yapımcılarına karşı hafif bir haset besliyor olabiliriz. Ayrıca hem “süper” (ya da süper zengin) hem de maskeli adamlara şüpheyle yaklaşmamız öğretildi bize. Çocuklarımızın Amerikan menşeli, askeri bir deney kurbanı, metal pençeleriyle öfke saçan, kendi dahil her şeye muhalif Wolverine’i sevmesi bir teselli bize. Sık sık işinden kovulan fotoğrafçı Örümcek Adam da iki nesil arasında bir empati yaratıyordur herhalde.

Ama elimiz yine de zayıf: Bir tarafta Hollywood’un teknolojisi, eğlendirme tecrübesi ve birbirinden adaleli kahramanları, bir tarafta cüzdanlarında limitini zorlayan kredi kartları, kütüphanesinde üç beş kitabı ve dillerinde “Evladım öyle diyorsun ama…” ile başlayan titrek önermeleri olan biz ebeveynler var. Bizi mi dinleyecekler, onları mı izleyecekler? Ah ama okurlarsa “büyülü rüzgar” tersine dönebilir. Çünkü kitaplarda normal insanlar da kazanabilir.

Mesela kızım bu yaz Kızıl Sonja’yı keşfetti. Belki de Kılıçlı Dişi Şeytan, benim yapamadığımı yapar ve kahramanlığın Amerikan halkını kurtarmaktan başka anlamları olduğunu hatırlatır ona. Belki parçalanan aileyi kadın kahramanlar bir araya getirir.

Yazıda geçen terimler sözlüğü

Büyülü Rüzgar: Kadıköy’deki bu çizgi roman cenneti adını Manfredi’nin Daniel Day-Lewis’ten ilhamla yarattığı kahramanından alıyor. 19. yüzyıldan eski bir Amerikan eski yeni Kızılderili şaman. Uzun saçları rüzgarda savrulan akil bir insan.

Fumetti: İtalyanca duman bulutu anlamına geliyor; çizgi romanlardaki konuşma balonlarına istinaden uydurulmuş. Fumetti denince Sergio Bonelli Editore ve Esse Gesse yayınevleri akla gelir. Amerikalı sandığımız (Teks, Zagor, Martin Mystere, Mister No gibi) kahramanlarla birkaç Avrupalı (Dampyr, Dylan Dog gibi) aslen bu yayınevlerinden doğma İtalyanlar’dır.

Dylan Dog: Rupert Everett’e benzeyen, haliyle yakışıklı, klarnet çalan İngiliz kabuslar dedektifi; her macerasında illa ki korkunç bir yaratıkla karşılaşıyor ve müşterisi genç hanımlarla yatakta bir mücadele veriyor. Groucho Marx’a benzeyen sevimsiz bir asistanı var.

Dampyr: Balkanlar’ın bağrından gelen, vampir-insan kırması, vampir avcısı Harlan Draka nerede savaş varsa orada dolaşır, çünkü bilir ki kan emiciler savaş sever.

Ken Parker: Gece ateş başında teneke tasta demlenen kahvesi eşliğinde Savaş ve Barış’ı ya da Kapital’i okuyan, idam karşıtı, eşcinsellik, ırkçılık, ekoloji gibi meselelere kafa yoran acayip bir kovboy. Robert Redford’a benzerliği hayranlık verici.

Aile bütçesindeki 3D delik: Yeni nesil hiper teknoloji sinemanın maliyeti aileden çıkartılır. Sinema sektörünün yancılarına, yani film öncesi hamburgerciye, antrakta patlamış mısırcıya illa ki tekmil verilir. O delikten görünen utanç karemiz şöyle bir şey: Mahallemizin sinemasının gişesindeki kadın aile büyüklerine de öğrenci bileti kesiyor artık. Ya olduğundan genç gösteriyoruz ya da o kadın bütçemizi bizden fazla düşünüyor.

Anne Boyutu, 12 Eylül 2011

http://www.anneboyutu.com/Yazar-Detay.aspx?ArtId=6726

Reklamlar