Unutmak kolay demiştin

Unutursun demiştin

Öyleyse sen unut beni…

Şarkı böyle devam etmiyor olabilir; emin değilim. Daha doğrusu unuttum. Ama asıl önemli kısmı anımsıyorum işte: Unutmak kolay demiştin… Sahiden kolay, hem de endişe verecek kadar kolay. En azından benim yaşımda, benim yoğunluğumda, benim sorumluluklarıma, benim günlük çalışma çizelgeme sahip birisi için…

Konu unutmak falan değil; bu benim derdim. Kişisel sıkıntılarımla sizi üzecek, kendimi rezil edecek değilim. İnsanların isimlerini, yaşananların yerini, zamanını, kahramanlarını, yapmam gerekenleri, yapmam gerekenleri yazdığım listeleri koyduğum yerleri ve daha pek çok şeyi unutmak kendini ortalama zeka düzeyinde kabul eden bir insan olarak zaten yeterince yaralayıcı. Üstelik kısa ve orta vade planlarıma dönemin moda hastalığı Alzheimer konusunda uzmanlaşmayı da almam sizi ne diye ilgilendirsin? Geleceğe dair projeksiyonlarımda bir huzurevinin penceresinin önüne bitki niyetine konmamla ilgili fotoğraflar bulunması da sizi etkilemez sanırım…

Eğer burada hizmet için varsam, kendi derdimden yola çıkarak ve ortak noktalarımızın fazla olduğunu var sayarak, ortak bir kaderi paylaşma ihtimalim olan sizlere (siz bilgi bombardımanı mağdurlarına, siz manasız sorumluluk hamallarına, siz kent yorgunlarına) çözüm önerileri sunmalıyım; tabii her zaman olduğu üzere tamamen kişisel ama her biri kendi başına bir tez konusu olacak kadar ciddi öneriler bunlar…

Unutmadan hemen konuya giriyorum…

1. Zihinsel faaliyetler

1.1 Telefon numarası ezberlemek. Çevremde bu yöntemin haddinden fazla uygulandığını gördüğüm için bu listeye yazma ihtiyacı duydum. Aslında telefon defteri ve cep telefonu hafızası gibi teknolojiler dururken bir dolu çöpü sırf antrenman olsun diye kafamda tutmayı saçma buluyorum.

1.2 Sudoku çözmek. Kişisel deneyimim bu faaliyetin gerçekten zihni açık tuttuğunu gösteriyor. Ama bu yöntemin iki sorunu var: Bir süre sonra dergilerin, gazetelerin veridiği Sudoku eklerinden bir dağın altında eziliyorsunuz; ve o noktaya geldiğinizde “çok zor” ya da “samuray” ibareli Sudoku’lar bile hafif kalıyor. Bu da evde çöp toplama zorunluluğuna ve “Yok mu bunun daha serti” sorgulamasına yol açıyor. Haliyle iki durum da çok can sıkıcı…

1.3 Kakuro çözmek. Yazılı basınımızda görece yeni bir bulmaca türü; dolayısıyla uzmanlaşıp can sıkması zaman alacak. Üstelik en azından toplama yaparak beyin hücrelerini harekete geçiriyor. Ama belleğimi taze tutma paniğiyle fazla yüklenirsem bunun da ömrü uzun olmayacak gibi görünüyor.

1.4 Yap-boz yapıp bozmak ve sonra bir daha yapıp bir karton üstüne yapıştırmak (dolayısıyla olayı artık yapıp bozulamayacak hale getirmek). Böyle yazınca faaliyet manasızlaşıyor tabii… Ayrıca iki çocuklu ailelere tavsiye etmem. Beş bin parçalı bir yap-bozun parçalarını yatak altlarından, buzdolabından ve hatta banyo küvetinden toplamak hiç sevimli bir iş değil.

1.5 Bilgisayarda oyun oynamak. Ne derlerse desinler, en zeka geliştireni bile o kadar zeka geliştirmiyor. Eğlenceli, öğretici, keyif verici, küresel ve sanal manada sosyalleştirici ama belleğe bir faydası yok. Olsa bilirdim; olsa ekmeğimi ansiklopedi olarak kazanırdım şimdi…

1.6 Go, satranç, üç (ve daha fazla) bilinmeyenli denklemler, briç (ve diğer kozlu oyunlar)… Bir kısmını severek yaptım zamanında ve faydasını inkar edecek değilim ama… Evet ya aması var işte! Zaman lazım, kafa lazım; ayrıca eğitim şart!

2. Fiziksel faaliyetler

2.1 Düzenli spor yapmak. Malumunuz “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.” Ne büyük yalan! Aranızda Stephen Hawking’i duyan vardır herhalde. Hakan Şükür de başka bir örnek (ama açtırmayın örneği, ceza yerim). Ayrıca kişisel deneyimime dayanarak, düzenli sporun bütçeye ve kas-kemik sistemine zarardan başka bir şey getirmediğini söyleyebilirim. Terlemek güzel, kasların sıkılaşması da ama o kadar…

2.2 Yoga, pilates, tai chi ve diğerleriyle iştigal etmek. Beni bozar. Bırakın yanlış nefes alayım, bırakın esnek bir vücudum olmasın…

2.3 Dansla coşmak. Eğlenceli ve ter atıcı bir faaliyet daha. Belleğe bir faydası yok üzgünüm. Hele Latin dansları akıl sağlığına zarar kanımca…

2.4 Yürüyüş yapmak. En zararsızı ama yürüyüş sırasında çevreden zihne akan imgeler, hele İstanbul’da herhangi bir sokakta yürüyorsanız, kesinlikle sinir bozabilir…

3. Kitap okumak. İlaç gibi. Biri biter öteki başlar. Unuttun mu, raftan çeker bakarsın; bilgi hâlâ oradadır; kahramanın da… Hem de hiç yaşlanmadan, hiç yıpranmadan maceradan maceraya koşar aynı sayfalarda… Güvenlidir, ana kucağı gibi; ne zaman ihtiyaç duysan alıverir koynuna. Zihnine de bir faydası vardır elbette ama ben şimdi unuttum. Gidip biraz eski Mister No’ları karıştırayım, hiçbir şeyim kalmaz…

Mister No, Lal Kitap, Kasım 2006

Reklamlar