Şampuanla bakım kremi gibi… Ticari olarak doğru ama saç sağlığı açısından yanlış.

Bir kez daha New York’tayız! Her mekân çok tanıdık; birbirini dik kesen sokaklar, sokakları çerçeveleyen taş binalar, göğü delen cam kuleler, camlardan yansıyan polis arabası ışıkları, o ışıklardan kaçanları bağrına basan metro… Tabii yüzler de tanıdık. Kahve-donut ikilisiyle beslenen ve silahını seven NYPD (New York Polis Departmanı) polislerini üç beş film, bir iki saat de televizyon izlemiş herkes bilir zaten.

Ama 26 Eylül’de memleket sinemalarında gösterime girecek Jon Avnet’in yönettiği Orijinal Cinayet(ler) (Righteous Kill) adlı filmde daha da fazlası var. Zira burada basit bir tanışıklık değil iki efsane söz konusu: Robert De Niro ve Al Pacino.

Öyle efsaneviler ki oynadıkları karakterlerin bir adım önünde dururlar ve çoğu izleyici onların filmlerdeki isimlerini hatırlamakta güçlük çeker. (Taksi Şoförü’nden Travis Bickle desek mesela, hatırlayan kaç kişi çıkar? Ya da Yaralıyüz’den Tony Montana?) Ve öyle büyükler ki herhangi bir karede kendilerinden başkasına yer kalmaz.

Rol çalmak oyunculuk adabında marifet sayılmaz ama efsane kategorisine de bir anlamda böyle ulaşılır. Müstakbel efsane yeteri kadar akıllıysa her kareye bir efsane sığacak bir kariyer planı yapar. De Niro ile Pacino’nun çeyrek yüzyıla sığan kariyerleri bütün bu kurallara tamı tamına uyuyor; hatta birisi, bu kuralları bu iki adamın yazdığını söylese inanacak çok izleyici çıkar. Bu durumda De Niro ile Pacino’nun Baba II ve Heat filmlerinde kredilerde adlarının birlikte geçmesine karşın hiç aynı karede görünmemeleri de malum kurallara gayet uymaktadır. Heat filmindeki bir tek sahnelik istisna da zaten tartışmalıdır. Bu tartışma da efsaneyi tatlandırmaktadır.

Orijinal Cinayet(ler) bu iki efsanenin ve “2’si ilk kez 1 arada” söyleminin üstünden gişe başarısını hedefleyen bir psikolojik polisiye. Aslında bundan öteye de yolu yok. 1970’lerin iki kanka polisin maceralarının anlatıldığı televizyon dizilerinden birinin “30 yıl sonra yeniden ama bu sefer sinemada” hali. Bir tür Charlie’nin Melekleri, bir tür Starsky ve Hutch… Nitekim filmin bir köşesinde bu ikinci diziye bir küçük gönderme de yapılıyor. Ayrıca öyküsü zayıf. Katil konusunda farklı ters köşelere yatırma girişimi, sürprizli bir sonla zafiyeti kurtarma çabasını işaret ediyor. Oysa filmin orta yerinde, ortalama bir polisiye izleyicisi için “Katil kim” sorusunun yanıtı geliyor; film ancak “Acaba sonunda mühim bir şey olacak mı” sorusuyla sonuna kadar izlenebiliyor. Aksiyon da zayıf ama yılların efsanelerini koşturmaktansa konuşturmak daha akıllıca gelmiş belli ki. Gerçi ikilinin sözel düelloları esnasında, De Niro mu daha iyi, Pacino mu derken akıllar karışıyor; polisiyenin tadı biraz da bundan kaçıyor.

Aslen yönetmen Avnet’in giriştiği şey bilerek ya da bilmeyerek bir B sınıfı filmi denemesi. Belki de iki efsaneye, bir de Örümcek’i oynaması için 50 Cent’e parayı basınca elde kalanla ancak bu kadarı olmuş. Imdb.com’un verdiği tahmini bilgiler bir fikir verebilir: De Niro’nun son yıllarda talep ettiği ortalama ücret 20 milyon dolar, Pacino’nunsa 15 milyon dolar. Bu filmin bütçesi ise, yine imdb.com’a göre 60 milyon dolar. İki efsanenin, 65 yaşı aştıktan sonra işlerini tasasız ve neşeyle yürütmek istemeleri ya da hayatta paradan mühim şeylerin olabileceği (sağlık, dostluk, keyif?) fikrine kapılmış olmaları da mümkün. O zaman raicin altında ücretleri kabul etmiş olabilirler.

İkiliden bu emekliliğinde resim yapmaya başlayan paşa sendromu teorisini destekleyen bir açıklama geldi bile. İngiliz radyo istasyonu Heart’a bundan sonra bir de bir komedi filminde birlikte oynayabileceklerini söylediler. Hatta De Niro bir adım daha ileri gitti ve “İki kız kardeşi canlandırabiliriz” de dedi. Tamam bu açıklamaya mesafeli yaklaşmak gerekiyor elbette. Ama kesin olan bir şey var: İlk öpücük verildi, bundan sonra arada bir birlikte görülmeleri kimseyi şaşırtmayacak.

Newsweek Türkiye, 0 Sayı, Ekim 2008

Reklamlar