Hollywood’un bir misyonu “tarihi aydınlatmaksa” diğeri de travmaları tedavi etmek. Batman de bu amaçla görev başında. 

Bu yazı, sinemada bir yaz gişesi, bir de kış gişesi olduğu ön kabulüyle başlıyor. Ve tüm dünyanın Kuzey Yarıküre’de yaşadığı, aynı travmaları paylaştığı, birlikte aynı şeylerden korktuğu fikriyle… Bu fikirde Hollywood’un coğrafi konumunun büyük payı var, elbette. Eskiden film endüstrisinin malum yarıküredeki kalbi yaz tatiline girer ve meydan Uzakdoğu’nun dövüş ustalarıyla Walt Disney’in öksüzlerine kalırdı. Neyse ki yapımcılar yaz demeden, kış demeden çalışıp mevsimlerden doğan gişe farklarını aştılar… Ve artık dev bütçeli filmler, korkusuzca klimalı salonlarda seyircileriyle buluşuyor.

Hulk, Hızlı Yarışçı, Wanted, Hancock, Kung Fu Panda, Prens Kaspiyan, Dünyanın Merkezine Yolculuk randevuya ilk gelen gösterişli tiplerdi. Araya dört beş Avrupa, altı yedi aşk ve sekiz dokuz korku hikâyesi sıkışmıştı ama onlar tatlı kaçamaklar olarak kalmayı tercih ettiler.

Kara Şövalye (The Dark Knight) 25 Temmuz itibariyle, tüm adı geçen yazlıkçıların sesini bastırabilecek bir gürültüyle sınırlarımıza girdi ve türlü vaatlerle aklımızı çeldi. Batman’in Christopher Nolan imzalı yeni serisinin bu ikinci filmi doğduğu memlekette vizyona girdiği hafta sonu gişe rekorlarını kırdı geçirdi. Aynı şeyi Kuzey Yarıküre’nin küçük pazarlarından birinde, yani Türkiye’de de yapmaması için bir neden yoktu… Aslında vardı!

Çünkü film Batman’den beklenmeyecek kadar yavaştı ve belki de anlatmak istediklerini ağır ağır anlattığı için uzundu (152 dakika). Çünkü filmde herkes çok konuşuyordu ve aksi gibi herkes aynı şeyi söylüyordu: “Korkuyorum!”

Her dakikasına terör korkusu sinmiş bir filmin, Kuzey Yarıküre’nin Doğu yakasının “Korkunun ecele faydası yok” anlayışını nasıl etkileyeceğini görmek ilginç olacak. Joker’in (anlamayan varsa diye) sık sık tekrarladığı üzere, “Kaos korkutur”; bir de insanlara yapılabilecek en büyük kötülük onlara zorlu seçimler sunmaktır, yani “Seçimler de korkutur!” Batman’in kimliğine işlenense şöyle bir şey: “Endişeye gerek yoktur. Kuralına göre yaşayanlar sonunda kazanacaktır zira huzur kurallardadır.” Bir de kahramanlarda… Seçilmiş ya da atanmış fark etmez.

Karanlık Şövalye’nin yönetmen ve senaryo yazarı Nolan, Newsweek’ten Devin Gordon’a verdiği bir röportajda Gotham kentiyle Bağdat’ı, Batman’le de bölgedeki ABD varlığını eşleştiriyor. “(İki kentte de) Kaos tehdidi paralelliği olduğunu söyleyebilirim. Bugün Bağdat, bu tehdidin kuvvetli bir örneği. Bu durumun kendi kentlerimizden birinde yaşandığını hayal etmekse çok ürkütücü.”

Tam buraya, hayali kent Gotham’ın bu filme kadar en çok New York olduğunun notu düşülmeli. Batman Başlıyor’da (Batman Begins) New York’a yakınlığını koruyan Nolan bu kez Gotham’ı Chicago’ya taşımaya karar vermiş. Böylece ilk filmdeki yoğun 11 Eylül göndermesi Nolan’ın sözünü ettiği “kendi kentlerimizden” bir başkasının siluetinde, daha geniş bir terör terörüne dönüşerek devam ediyor. Bu sefer nedensiz öldürmeyi seven Joker’in ellerinde büyüyen kaos, kahramanından polisine, mahkumundan annesine, kentin tüm sakinlerinin insanlığını sorgulamaya zorluyor. İnsanlığından sapma eğilimi gösterenler de çıkıyor elbette. O zaman da resmi görevliler aşağı yukarı şöyle bir uyarıda bulunuyor: “(Mesajlarını video kasetlerle yollayan) Bir teröristin tehditlerine boyun mu eğeceğiz?!”

Buraya kadar filmin altmetniyle ilgili anlaşılmayan bir şey var mı? Varsa, Kara Şövalye’ye gidilmeli. Zira film, bu yazının yapamadığını yapıyor ve seyircinin herhangi bir anlamı kaçırmasına izin vermiyor. Ne de olsa zaman ve mekân sıkıntısı yok (bu iki sayfaya karşı 152 dakika)! Filmin temel sıkıntısı üstünden atamadığı 11 Eylül travması… Ama travma tedavisi denen şey de böyle bir şey değil midir? Korkuları en karanlık kuyulardan çıkarıp haklarında konuşarak, biraz da sağa sola saldırarak… Mesela Kara Şövalye hafta sonu açılışında 155 milyon dolar getiren bir toplu terapi sayılabilir pekala. Saldırganlık da kahramanlığın şanındadır zaten.

———————————————-

Şöyle mi demek istiyorlar?

* Bruce Wayne / Batman: Kara Şövalye; süper değil ama süper alet edevat edinebilecek kadar zengin; ikircikli, hatta kimi zaman şizofren, kararsız ama ilkeli. Mesela tabusu öldürmek!

Mesaj 1: Kurallar ve ilkeler bir kahramanın zaafıdır. Ama sen yine de kötülere uyma…

Mesaj 2: Kahraman ya erken ölür ya da yaşar ve filmin kötü adamı olur.

* Joker: Video aracılığıyla mesaj iletmeyi seven, sebepsiz yere adam öldüren, kaos seven, savaş boyası niyetine makyaj yapan en kötü karakter.

Mesaj: “Seni öldürmeyen şey, yabancı (tuhaf) yapar!”

* Harvey Dent / Two Faces: Beyaz Şövalye lakaplı savcı, yani seçilmiş kahraman.

Mesaj: Seçilmişler iyidir de kolay yozlaşır.

* Alfred: Eski asker ve Batman’in uzatmalı sağ kolu.

Mesaj: Teröristi yakalamak için ormanı yak!

* Lucius Fox: Bir Bond’un Q’su, bir de Wayne’in Fox’u… Teknoloji cambazı, etik konusunda hassas bir adam.

Mesaj: Tele kulak eğer iyi amaçlara hizmet ediyorsa bir iki kere ahlaki meseleler azıcık esnetilebilir. Ama bak bir kere!..

* Rachel Dawes: Savcı yardımcısı ve nişanlısı, Batman sırdaşı ve eski sevgilisi.

Mesaj: Evlilik ölümden de mühim mesele.

* James Gordon: Gotham’ın emniyet müdürü; bu kentte temiz kalmış belki de son şey.

Mesaj: Yalandan kim ölmüş!

——————————————–

Çifte pasaportlu kahraman

Christopher Nolan

* 1970 Londra’da doğdu, Chicago’da büyüdü.

* Kırmızı ve yeşile kör (Filmlerindeki grinin ağırlığını açıklar mı bu acaba? Ya da Kara Şövalye’ye düşkünlüğünü?)

* Stanley Kubrick ve Ridley Scott hayranı; karanlık kent tasarımlarını sevmesi de bundan…

* Hem Amerikan hem de İngiliz vatandaşı ve her iki pasaportunu da ne olur ne olmazına hep yanında taşıyor.

* Batman serisinin üçüncüsüne imza attığı söyleniyor.

* 2000’de Memento’yu çekmek için izleyicisinden para toplamak durumunda kalan Nolan’a Kara Şövalye için takribi 150 milyon dolar teslim edilmiş.

Newsweek Türkiye, 0 sayı, Temmuz 2008

Reklamlar