RÜYA KIZLARIN SINAV TARİHLERİ AÇIKLANDI: 22 ŞUBAT’TA TÜRKİYE’DE, 25’İNDE DE OSCAR’DA

“Bütün zenciler iyi şarkı söyleyip iyi dans etmek zorunda mı kardeşim” isyanına neden olan bir müzikal vesilesiyle Jennifer Hudson’la tanışmanın, Beyonce ve Eddie Murphy’yi yeniden keşfetmenin zamanıdır!

Hollywood, romantik komedi olsun, aksiyon olsun, tarihi drama olsun, düz bir anlatısı olan filmlerle evlidir. İzleyicisinin kahramanla yekvücut olması için gereken tüm müdahaleyi yapar. Zamanda ileri geri zıplasa da, beş öyküyü aynı anda anlatsa da izleyicisinin yabancılaşmasına müsaade etmez. İzleyicisi de bir film izlediğinin hatırlatılmasını istemez zaten. Bir bilet parasına standart bir hayal satın almalıdır; öyle aniden film kahramanının kameraya dönüp “Hey sen, kırmızı kazaklı, cep telefonunu kapatsana, burada bir film oynuyor herhalde” demesini kesinlikle istemez… Bu anlamda müzikaller Hollywood’un metresidir. Tamamen istisnai bir aşktır bu. Gerçi uzun soluklu, yüksek gelirli, Hollywood camiasının tüm ahlakçılığına rağmen bir biçimde kabul ettiği bu yasak ilişkinin 1930-1960 arasındaki ateşi kalmamıştır artık. Ne seninle ne sensizdir; ama artık bir gözde de değildir. Arada “Nerede o şahane müzikaller” denmiştir ve bu nostaljik iç geçirme vesilesiyle yer yer güzel işler de çıkmıştır. (Moulin Rouge – 2001, Chicago 2002)

Nedir müzikalleri telli duvaklı gelin yerine, allı pullu bir metres yapan? Önce akademik dille yanıtlıyoruz: Anlatının, dolayısıyla özdeşleşme sürecinin numaralarla (müzikallerde şarkılı bölümlere böyle deniyor) kırılması ve izleyicinin yabancılaşmasına göz yumulmasıdır. Sokaktaki insan dilindeki yanıtsa şudur: Asıl kızımız, tam asıl oğlan tarafından terk edilecekken, gözyaşları içinde bir şarkı söylemeye başlar ve olay mahallindeki insanlar dans eder. İnsanın yüzüne bir film izlediği bilgisi tokat gibi iniverir böylece. İşte bu Hollywood’un standartlarına fena halde aykırıdır…

Artık teorik bilginiz tamamlandığına göre, söz konusu metresin son ifşaatına geçmekte sakınca yoktur.

Rüya Kızlar’ın incelikleri

Chicago, 34 yıllık bir aradan sonra en iyi film Oscar’ını alan ilk müzikal olunca birtakım aklı evvel yapımcılar şöyle düşündü: Madem müzikaller geri dönmekteydi, yıllardır rafta bekleyen Dreamgirls projesi de hemen nakde çevrilmeliydi. 1981’de Broadway’de sahnelenen ve 6 Tony ödüllü müzikali Hollywood’a taşımak, konuya hakim olduğu kadar (Chicago’yu sinemaya uyarlayan senarist), yönetmenlik tecrübesi de bulunan (Kinsey, Tanrılar ve Canavarlar) Bill Condon’ın kısmetiydi.

Ardından oyuncu seçmeleri başladı. Beyonce Knowles, “Starım, şahaneyim; kendimi kanıtlamama gerek yok” falan demeden, ful aksesuar, koreografisi de yerinde bir gösteriyle anında Deena rolünü kaptı. American Idol yarışması ikincisi Jennifer Hudson’ın işiyse çok daha zordu; 782 aday arasından Effie rolü için altı ay boyunca denendi. Her denemeden sonra “Yok güzelim sen bu iş için uygun değilsin” dendi, gönderildi, sonra yine çağrıldı. Sonunda muradına erdi. Jamie Foxx ise öyle denemeye falan tabi tutulmadı; o koskoca Ray Charles olabilmişti (ve bu sayede bir Oscar’ı eve götürmüştü), Curtis Taylor Jr. hafif bile gelirdi.

Çekimler bittiğinde de ortaya şöyle bir film çıkmıştı:

Effie (Jennifer Hudson), Deena (Beyonce Knowles) ve Lorrell (Anika Noni Rose) adlı üç kızdan kurulu The Dreamettes grubunun Detroit’te 60’ların başında, sadece zencilerin katıldığı bir yetenek yarışmasında başlayıp, 80’lerde zirvede dağılmalarına kadar uzanan öyküsü… En kaba haliyle konu bu ama mesele aslında çok daha ince.

Öncelikle bu öykü, aynı dönemlerde, aynı kentte, benzer bir şekilde parlayan bir kız grubunun, bağrından Diana Ross gibi bir yıldız çıkaran The Supremes’in derin izlerini taşıyor. Öykünün benzerliği bir yana Beyonce’nin canlandırdığı Deena Jones’un Diana Ross’a dönüşümü bile kendi başına incelik ve derin iz teorisini destekliyor. Kaldı ki Deena ile yapımcı/menajer Curtis Taylor Jr. (Jamie Foxx) arasındaki ilişkinin benzerini Ross ile Motown Müzik’in sahibi Berry Gordy Jr. zaten yaşamışlar… James Thunder Early (Eddie Murphy) ise daha melez bir karakter; onda bolca James Brown, bir miktar da Marvin Gaye var. Sesten duruşa tam bir zenci kültürü abidesi!..

Yeri gelmişken meselenin bir başka ince yanına, oyuncularına da değinelim; Yani Hudson, Murphy ve Muhsin Bey tadında menajer Marty rolündeki Danny Glover üçlüsüne. İnsan Hudson’la tanıştığına seviniyor (ve elin Popstar yarışmasından ne cevherler çıkıyor demekten kendini alamıyor), Murphy’yi Sen neymişsin de biz unutmuşuz coşkusuyla karşılıyor ve Glover’ı zaten her daim bağrına basıyor… Öyle bir his yani! Beyonce’yi, kendisinin de itiraf ettiği üzere, ilk kez bir oyuncu olarak değerlendirme fırsatı yakalamak hoş oluyor. Foxx, tüm yeteneğine rağmen, (belki de o sayede) oldukça geride duruyor ama etkili bir karakter yaratmadaki becerisini de saklamıyor.

Filmin en incelikli yanıysa 1960-1980 yılları zenci dünyasına bakışı. Gerçi fazla incelikten olsa gerek, fazla arkada kalmış bir dünya tarifi ama sonuçta bu da eğlencelik bir müzikal ve beyazlar yazmış, beyazlar yönetmiş!.. Yine de 60’lardaki sokak çatışmaları, beyazların her zaman yenmeyecek ama kokteyllerde pekala kullanılabilecek egzotik bir meyve muamelesi yaptığı zenci kültürü, zenci kültürünün beyazlara pazarlanmak için sütlü kahve kıvamına getirilişi, disko çağına gelindiğinde bu kremalı zenci pazarının büyümesi… İnce ince yedirilmiş öyküye. Bir de şöyle bir his yaratıyor: Tüm zenciler şarkı söylemek ve dans etmek için doğmuş, sert, kararlı, kendine güvenen kadınlar ve erkekler; beyazlarsa nasıl desek biraz yumuşak. Bu da metresin intikamı olsa gerek…

——————————————————————————–

Genel kültür niyetine…

* Broadway’de sahnelenirken Effie rolü için Jennifer Holliday en iyi baş kadın oyuncu ödülü almıştı; oysa Oscarlar’da aynı rol yardımcı kadın oyuncu kategorisinde gösterildi. Bu, yapımcıların Beyonce’yi en iyi baş kadın oyuncu Oscar adaylarına sokma girişimi olarak yorumlandıysa da operasyon yalanlandı.

* Diana Ross, müzikali sahnede izlediğinde çok sinirlenmiş ama film için daha soğukkanlı bir yaklaşımı var; “Bu güzel, yetenekli gençlere ilham verebiliyorsam ne mutlu bana” diyor.

* Müzikalin yeniden ünlenmesi için yapımcı firma Dream Works, 2006 yılı boyunca Rüya Kızlar’ın amatör amaçlı sahnelenmesinden doğacak telifleri üstleneceğini açıkladı. Bu şirkete 250 bin dolara mal oldu, çünkü geçen yıl 50’den fazla grup tarafından sahnelendi.

Yeni Aktüel, sayı 85, 22-28 Şubat 2007

Reklamlar