ESKİ MODA KORKU, YENİ MODA TABU DEVİRME YÖNTEMİ

Gerim gerim gerilmek isteyenler için yönetmen Courtney Solomon’un harcını kardığı, Donald Sutherland ve Sissy Spacek’in kıvamını koyulttuğu “Amerikan Büyüsü” (An American Haunting) 18 ağustosta başlıyor. Ama aranızda ileri teknoloji, aşırı kan ve organ kaybı, baş döndürücü hız bekleyenler varsa, onları yan gişeye alalım…

1818-1820 yıllarında yaşanan Tennesseeli Bell Cadısı’nın öyküsü, Amerikan resmi kaynaklarınca onaylanan ve bir insanın ölümüyle sonuçlanan tek kötü ruh (poltergeist) ziyareti. Rivayet olduğu üzere dağların ve sisli ormanın arasında saklı bu kasaba bugün bile kötü ruhun dönme ihtimaliyle titriyor… Uuuu, çok ürkünç!

Bitmedi; bu öykünün her ayrıntısı, ensede bulunan tüyleri harekete geçirmeyi hedefliyor. Bell ailesiyle yaşadığı arazi anlaşmazlığı yüzünden tepesi atan komşunun cadı olduğu söyleniyor. Olmaz değil; yalnız bir kadın ne de olsa… Çiftliğini köleleriyle birlikte idare ediyor ama onlar insandan sayılmaz zaten (En azından 1800’lerin Amerika’sında). Bu komşu “cadı” kadın, bir de baba John Bell’le 16 yaşındaki biricik kızı Betsy’yi lanetleyince olaylar tüm hızıyla başlıyor. Ardından “Şeytan” (Exorcist) ve “Kötü Ruh” (Poltergeist) türevi filmlerden bilinen tüm numaralar tek tek sahneleniyor. “Kötü ruh” genç kız uyurken yavaş yavaş yorganını açıyor. Yetmiyor, kızı elleri ve bacakları açık şekilde yatağa bastırıyor. Bu da kesmiyor el kadar tazecik kızı yerlerde sürüklüyor, tokatlıyor, oyuncağının değerini bilmeyen bir çocuk gibi hırpalıyor da hırpalıyor… Kasaba eşrafından Bell ailesinin yardımına, elinde İncil’iyle rahip koşuyor; bölgenin en aklı başında (ama biraz dinsiz mi yoksa) genç öğretmeni de göreve hazır bekliyor…

Ergen kız, şeytani bir varlık, (konuya pek hakim olamasa da) Hıristiyan bir din adamı, inançsız (hatta bazen can sıkacak kadar şüpheci) bir koruyucu, hali vakti yerinde bir Amerikan ailesi, karanlığın ortasında bir ev… Tüm klişeler yerli yerinde. Evi çevreleyen ormana yerleştirilmiş, sadece Betsy’nin görebildiği bir “kırmızı başlıklı kız” ve evden uzaklaşmaya çalışan herkesi durduran kurt da müesseseden (Haydi size bir ipucu: bu ikili çok da anlamlı yani…).

Buraya kadar çığlık garantili ama kesinlikle eski moda bir korku sinemasıyla karşı karşıya olunduğu hissi itinayla korunuyor. Ama… İşte işin en tatlı yanına geliyoruz; yani “ama” bölümüne.

…Ama filmde bir tuhaflık var. Tüm klişeler, utanmaz bir rahatlık ve açıklıkla arka arkaya dizilmiş; ve böylece o “tuhaflık” hissi derinleştikçe derinleşmiş. Öyle ki Betsy’nin uykusunda yorganının açılması, geceliğinin altından çıplak dizlerinin görülmesi, normalde (yani mesela “Şeytan”da) tatlı bir gerilime sebebiyet vermesi gerekirken, çirkin bir huzursuzluk yaratıyor. Sonra bir buçuk saatlik filmde toplasan sadece bir damla kan var. Dahası kopan uzuvlar, yeşil, yapışkan salgılar, kesici, batıcı aletler de yok. Belki de en acayibi bilgisayar destekli özel efektlerin kullanılmadığı bir filme mahkum olmak… Son bir tuhaflık da filmin ana sorusunun “Bunu kim yaptı” yerine, “Bunu neden yaptı” oluşu. Öyle ya Hollywood korkusunun temelinde Hıristiyan iyiyle şiddeti ve vahşeti şehvetle kullanan kötünün mücadelesi var. Kimse “Neden oluyor bütün bunlar” diye sormaz çünkü “kötü kötüdür ve ondan her şey beklenir” fikri baştan kabul edilmiş, öğretilmiştir. Ama filmde Bell ailesini çevreleyen kabus, başta öğretmen bey olmak üzere herkesin kafasında “neden” sorusunu döndürüp duruyor. Evet ya bu filmde bir tuhaflık var… Haydi bir farklılık var diyelim o zaman…

“Amerikan Büyüsü”nün farkı, son dakika verilen penaltıda, filelere gelen topun ağır çekim gelişini seyrederken ters köşeye yatmakta olan kalecinin o buruk pişmanlığını izleyiciye yaşatabilmesinde değil. Bunu pek çok filmden biliyoruz zaten. Ama o “neden” sorusu var ya… Bir de onun yanıtı tabii… Filmi sessiz ve sinsice doğaüstünden çekip psikolojik gerilim kategorisine sokan, dile getirilmesi bile tabu sayılan o yanıt… Bu da herhalde eski moda psikolojik gerilim düşkünü, genç (ve belki de bu yüzden cesur) bir zihin olan yönetmen Courtney Solomon’un bir kıyağı.

Muhtemelen o yanıt yüzünden film, eleştirmenler ve internette yorum yapmayı sevenlerce beğenilmemiş. Filmin dijital efektsizliğinin yanı sıra, kan basıncındaki ve temposundaki düşüklük de tüm bu ögeleri yüksek dozda almaya alışık olanların memnuniyetsizliğini artırmış olsa gerek. Ama baba John Bell rolündeki Donald Sutherland’in ve anne Lucy Bell’e can veren Sissy Spacek’in hakkını yemeye kalkanı “kötü ruhlar” ziyaret eder alimallah!..

Şunu bilin ki izleyici; gözünden lazer ışınları fışkıran robotlar, düğmesine basınca ağlayan, ipini çekince dans eden uzun bacaklı, sarışın bebekler, uzaktan kumandalı, sağından solundan ateş çıkan arabalar ve vurdulu kırdılı PlayStation oyunlarına ara vermek isteyenlerinize “Amerikan Büyüsü” ninenizin elleriyle diktiği tombul, tatlı bir bez bebek gibi gelecek. Üstelik nineniz ölümünden sonra okumanız için bebeğin içine bir de mesaj bırakmış…

——————————————————————————–

Üç beş bilgi

* Tennesseeli Bell Cadısı hakkında 20’nin üzerinde kitap yazılmış. Ama senarist Brent Monahan ve Courtney Solomon eyalet arşivlerindeki belgeler, ailenin en küçük oğlu Richard Bell’in yazdığı “Our Family Trouble” kitabı, olaydan 60 yıl sonra torun Charles Bayley Bell’in tuttuğu notlar ve M.V. Ingram’ın yöreden topladığı öyküleri senaryoda harmanlamayı tercih etmiş.

* Altı ayda tamamlanan filmin yaklaşık bütçesi 14 milyon dolar, haziran başında yapımcılara 19 milyon kazandırmış. Yani ancak masrafı karşılıyor…

* İlk filmi “Dungeons and Dragons” olan Solomon bu ikinci filmini Romanya’da çekti. Her sahnede en az iki kamera kullandı; ayrıca kamerayı hareket ettirmekten ve eski moda efekt yöntemleriyle filmini süslemekten hiç çekinmedi.

* Yönetmen Solomon ve Donald Sutherland, Betsy rolü için 16 yaşındaki Rachel Hurd Wood yerine 16 yaşında görünen ama daha büyük birini tercih ederlermiş ama şimdi pişman değiller. Peter Pan’in Wendy’si olarak bildiğimiz Wood ise “Sutherland ve Spacek ile çalışmak oyunculukta lisansüstü eğitim görmek gibi bir şeydi” diyerek hocalarına saygıda kusur etmiyor.

Yeni Aktüel, Sayı 58, 17 – 23 Ağustos 2006

Reklamlar