Chicago müzikali ve yaratıcısı Bob Fosse üzerine düşündüm. Bir de koreograf Ann Reinking’e danıştım.

Bob Fosse’yi ilk kez All That Jazz adlı filmde görmüştüm; aslında onu değil de “suretini”. Kahramanın sonunda öldüğü otobiyografik bir filmde! Roy Scheider’ın canlandırdığı, bir kız çocuğu babası, bir dansçıyla evli ama başka bir dansçıyla yaşayan, sigara bağımlısı, kalp hastası ve çok cesur bir dansçı, koreograf, müzikal yönetmeni Joe Gideon’ın hayatının son günleri… Başta ne kadar aslına sadık bir “otobiyografi” olduğunu bilmiyordum. 30 yılda parçalar yavaş yavaş yerine oturdu. (Evet bir fazla yavaş…) Fosse 1979 yapımı bu filmden sekiz yıl sonra (aynı filmindeki gibi) kalp krizinden öldü. Washington’da Sweet Charity’yi yeniden sahneye koyacaktı. Bir de büyük bir sinema projesi üstünde çalışıyordu, Chicago: Bir Müzikal Vodvil. Tıpkı filminde anlattığı gibi.

Sonra yönettiği ya da koreografisini üstlendiği tüm filmleri izledim. Ve anladım ki, Fosse bir kâhin değildi kuşkusuz ama ürkütücü derecede kendini bilen bir adamdı. Bir de kadınları çok seviyordu. Beşikten mezara kadınlarla çevriliydi. Dolayısıyla en iyi bildiği şeyi anlatıyordu hep: Kadınları. Onun kitabındaki kadınlar çaresizce tutkulu, zaaflarıyla güçlü, olanca çirkinlikleriyle güzel, kahraman olmadan karizmatik yaratıklardı. Fosse her dans figürüne ve her öyküye imzasını böyle atıyordu.

Sonra 2002’de Rob Marshall’a Oscar getiren Chicago filmini izledim. Utanmadan küçücük bir teşekkürle geçiştirilmiş olmasına karşın film, alenen Bob Fosse’nindi. Bundan emindim. Fosse, 1975’te kendisi gibi dansçı olan karısı Gwen Verdon’ın ısrarıyla aynı adlı oyunu müzikale uyarlamış ve sahneye koymuştu. Her bir dansçının her bir hareketini ince ince dokumuştu. Yıllar sonra da ana karakter Roxie Hart rolü için Madonna’yı düşündüğü filmin senaryosu üstüne çalışmıştı. Ama film için yönetmen koltuğuna oturmaya ömrü yetmemişti. Yine de filmdeki her şey, siyah ipek külotlu çoraplardan erkek anlatıcıyla vurgulanan kabare etkisine, bir müzik aleti olarak kullanılan vücutlardan keskin mizaha kadar her şey onundu. (Marshall hazıra konmuştu işte; adamın bir sonraki müzikal filmi Nine’ın sefaleti de beni doğruluyordu.)

Sonra 2008’de Chicago müzikalini New York’ta (Newsweek Türkiye’nin çiçeği burnunda çekirdek kadrosuyla) izleme fırsatım oldu. Walter Bobie’nin sahneye koyduğu ve Ann Reinking’in koreografisini yaptığı müzikal, göğsünü gere gere Fosse’nin sanatını onurlandırıyordu. Ayrıca Maurine Dallas Watkins’in biricik oyununun müzikale uyarlanmasında Fosse kadar emeği geçen besteci ve söz yazarı John Kander ve Fred Ebb’e de tam bir güzellemeydi. (Bu iki ismi tanımasanız bile Cabaret ve New York New York filmlerinden müziklerini bilirsiniz.)

Bugünse, yani Ekim 2010 itibariyle Bob Fosse Chicago’nun kanatlarına binip ayağıma kadar geldi. 1996’dan beri ödül üstüne ödül toplayarak 5700’den fazla kez seyirciyle buluşan müzikal İstanbul’da. 1-10 Ekim tarihleri arasında 13 kez sahnelenecek. 24 ülkede, 11 dilde söylenen, playlist’imde her denk gelişimde yürüyüşümü caz adımlarına çeviren şarkıların gücünü TİM Gösteri Merkezi’nde yeniden hissetme şansım olacak. John Lee Beatty’nin orkestrayı da öykünün bir parçası haline getiren sahne tasarımı, Ann Reinking’in dansçıları müziğin ta kendisi yapan koreografisi ve işte Bob Fosse komşu kapısı artık. Bana da düşen Roxie Hart ile Velma Kelly’nin tutku, cinayet, şöhret, “caz ve likör” kokan öyküsüne bir kez daha tanık olmak. Sözü Reinking’e bağlıyorum: John (Kander), Fred (Ebb) ve Bob’un (Fosse) her zaman dediği gibi “You betcha!” (Ne sandın!)

‘İnsan bunu öğrenmek için bir ömür verir’

Yandaki fotoğrafta avının üstüne atlamaya hazır vahşi bir kedi gibi görünen bu kadın her halinden belli ki bir dansçı. Şarkı da söyleyebiliyor, rol de yapabiliyor ama iş bununla bitmiyor. O, Chicago müzikalinin “Bob Fosse” usulü koreografisini yapan ve bu çalışmasıyla Amerikan tiyatrosunun Oscar’ı sayılan Tony ödülünü alan Ann Reinking. Müzikal dünyasında Fosse okulunun son temsilcilerinden. Fosse’nin öğrencisi ve arkadaşı. Onu anlayan, onun ruhunu gelecek nesillere aktarmaya talip bir kadın. Bob Fosse’nin ruhu Türkiye’ye gelmeden hemen önce Reinking Newsweek Türkiye’ye Chicago’yu ve Fosse’yle ortak geçmişlerini anlattı. Söyleşiden bölümler:

Bu müzikalin hayatınızda ayrı bir yeri olsa gerek. Doğuşuna tanık oldunuz. Roxie’yi oynadınız. Ve nihayet koreografisini yaptınız…

Evet, Chicago’nun gönlümde derin ve kalıcı bir yeri var. 70’lerde doğuşuna tanıklık ettiğim ve Fred Ebb, John Kander ile Bob Fosse’nin çalışmasını yakından takip etme fırsatı bulduğum için çok şanslıyım. Bu üç adamın birlikte çalışırken nasıl eğlendiklerini gördüm. Kendi özgün tarzlarıyla, vodvili daha önce hiç gidilmemiş bir yere taşıdılar. Yeni tip bir tiyatro yarattılar. Chicago’yu yönetme ayrıcalığım hiç olmadı ama Walter Bobbie ve Bob Fosse’yle çalışma ayrıcalığım oldu. Bu iki adam (iyi bir yönetmenin olması gerektiği üzere) hep daha iyi olmayı istememi sağladı. Şanslıyım. Bu müzikal yeniden sahneye konulurken Bob Fosse tarzı koreografi yapabildiğim ve Chicago’nun yaratıcılarının ruhunu canlanmasında tuzum olduğu için de ayrıca şanslıyım. Başlangıçta sadece dört gösteri yapacaktık. Sonra oyun Broadway’e taşındı. Böylece Nisan 1996’da bir mucize gerçekleşti. Üç adam. Fosse, Kander ve Ebb’in de onayıyla bütün dünya bu gösterinin ne kadar iyi olduğunu bir kez daha gördü.

Bu müzikal detaylı bir koreografi gerektiriyor. Bunun fazladan bir zorluğu yok mu?

Evet, koreografi çok detaylı olmalı; bir başka deyişle Bay Fosse’nin tarzı çok iyi anlaşılmalı. Ama Fosse’nin eserinin önemli özelliklerinden biri onun bakış açısı, onun tarzı ve sahnedeki bireylerin her birinin aynı kapta harmanlanmasıdır. O sizin sadece bir yorumcu olmanıza katlanamaz. Teknik açıdan mükemmel insanlar gördüm, ama Bob bununla yetinmezdi. Hatta teknik anlamda zayıf bir dansçıdan istediğini alabileceğine ve eseri zenginleştirebileceğine inanırsa koreografiyi baştan aşağı değiştirirdi. Gösterinin en önemli öğesi gösteriye harcanan emektir. Bunu anlayınca erkeği, kadını, bu ya da şu dansçı birbirinden ayrılmaz. Yani Fosse, Kander ve Ebb şarkı söyleyebilen ve dans edebilen ve rol yapabilen gerçek insanlar istemişti.

Chicago’da en yakın hissettiğiniz karakter hangisi?

Gwen Verdon’ın ardından canlandırma ayrıcalığına sahip olduğum Roxie en sevdiğim karakter. Yıllar sonra Roxie’yle yeniden biraraya gelmek benim için çok anlamlı. Ayrıca çalıştığımız bu ekipte de herkes üstlendiği karakteri çok iyi anlayıp yorumluyor. Bu da eğlence ve yetenek zenginliği olarak izleyiciye aktarılıyor.

Fosse’nin anlayışına göre dans etmek sadece dans etmek değil. Hem hikayeyi anlatmanın bir aracı hem de (orkestradaki bir enstrüman gibi) müziğin bir parçası. Bir dansçı ya da koreograf için bedenle müzik yapmak, bunu öğrenmek zor mudur?

Bir dansçı, dans ederken konuşur. Bu onun alt metnidir, karakteridir. Müzikal komedi bir öyküyü üç disiplin kullanarak anlatır; şarkı, dans ve oyunculuk. Buna “üçlü tehdit” de denir. İnsan bunu öğrenmek için bir ömür verir. Ve bunu da sevdiği ve saygı duyduğu için yapar. Çünkü çok ağır bir iştir.

70’li yıllarınızdan söz eder misiniz? Fosse’yle çalışmaya başladığınız yıllardan…

70’ler bir dansçı ve öğrenci olarak muhtemelen hayatımın en güzel yıllarıydı. Sadece Fosse’yle değil Patricia Birch, Mihael Bennett, Peter Hunt, Tommy Tune ve Gene Saks gibi isimlerle de o dönem çalıştım. Birch’in Show Over Here’inde ilk başrolüme çıktım. O dönem ödüller ve tebriklerle geçti. İkinci başrolümde Peter Hunt’la çalıştım ve ilk Tony adaylığımı aldım. İki ay sonra da Michael Bennett’ın A Chorus Line’ı başladı. New York ekibine dahil oldum. Müthişti! Sonra da Gwen Verdon’ın oynadığı Roxie’yi devraldım. Ardından Bob Dancin’ gösterisini hazırladı. Burada da Tony en iyi yardımcı kadın oyuncu adaylığı kazandım. Dancin’ esnasında Bob’un All That Jazz filminde rol aldım. Çok meşguldüm, ama evet kesinlikle kariyerimin en iyi yıllarıydı.

Fosse’nin artistik bakışı ve tarzı bir okul sayılabilir. Bu durumda siz de bu okulun en tanınan öğretmenisiniz. Bu efsanevi okulu hayatta tutmak için projeleriniz var mı?

Zaman zaman Bay Fosse’nin tarzını ve repertuvarını öğretiyorum. Bazen Fosse’nin eserlerinden parçaları da bazı kumpanyalarla sahneye koyuyorum. Ama Nicole Fosse olması gerektiği üzere babasının eserlerinin haklarına sahip ve yine olması gerektiği üzere bu konuda çok dikkatli. Kendisi de harika bir öğretmen ve Bob’un üslubunun iyi bir örneği. Çocukken evde babasıyla dans ederdi; muhteşem ikiz kardeşleri izliyor gibi olurdunuz. Eşi Gwen Verdon da kimseye benzemezdi. Yalnızca çok yetenekli bir dansçı değildi, Bob’u çok seven çok çok çok iyi bir insandı.

Uzun bir aradan sonra 90’ların sonunda Chicago’yla büyük bir dönüş yaptınız. Bir sürü ödül ve hareketli bir yaşam… Nasıl bir histi?

Bay Fosse için dönmek çok gurur vericiydi. Çünkü o benim en büyük öğretmenlerimden ve yönetmenlerimden biri ve en iyi dostumdu. Dolayısıyla bana verdiklerini bir şekilde ödeyebileceğim ve Chicago’yu uzaklara taşıyabileceğim için çok müteşekkirdim. Tony’ler ve Oscar’lar aldı. Hissim doğruyu yaptığımız yönündeydi; sadece Bob Fosse’yi değil, John Kander ve Fred Ebb’i de onurlandırıyorduk. Onlarsız bir gösteri olmazdı; ya da Bob’un dediği gibi “Nada” (Hiç). Yoktan yaratabilen kadınlar ve erkeklerle tanışmak heyecan verici. Ve söylemeden geçemeyeceğim, tüm bunların biraraya gelmesi de bir mucize. Bu üç adamı seviyorum ve hayatımın bir bölümünü bana verdikleri için onlara teşekkür ediyorum. Müthişti.

Newsweek Türkiye, Sayı 102, 10 Ekim 2010

Reklamlar