31 Mart 2006, İkiz Kuleler’in düştüğü 11 Eylül 2001 ya da Guy Fawkes’un İngiltere Parlamento binasını havaya uçurmaya yeltendiği 5 Kasım 1605 kadar olmasa da, önemli bir tarih olacak; “V for Vendetta” o tarihte vizyona giriyor. “Aslında hepimiz V’yiz” diye bombalara sarılmamaya özen gösterelim lütfen. Çünkü durum “Kara Murat benim” masumiyetinde bir halk hareketinin ötesine geçiyor…

İşte sonunda bu da oldu; yazarın ezberi bozuldu, aklı karıştı ve zaten sorgulanmaya müsait olan yargıları iyiden iyiye güvenilirliğini yitirdi… Bütün bunlar, Hollywood parasıyla çekilen, “retro” kokulu bir çizgi roman uyarlaması izledi de oldu… Az sonra bu hislerin bir açıklaması olduğunu göreceksiniz; bir de dizboyu tutarsızlığa gömülmüş bir insanın kafasında çözemediği bir konuda nasıl “Yazı yazdım, okuyun” diyebildiğine tanık olacaksınız.

Bu yazının ve kafa karışıklığının vesilesi “V for Vendetta” (Kan davasının V’si – Böyle çevirilince bir tuhaf duruyor, malum; bu nedenle filmin orijinal ismiyle yola devam edilecek, müsaadenizle). Yazar Alan Moore’un yarattığı, çizer David Lloyd’un bir “yüz” verdiği çizgi kahraman V, 1982’de, yani IRA’yı bilen ama El Kaide’yle henüz tanışmamış Thacther İngiltere’sinde doğdu. Bu çizgi roman 1988’de DC Comics tarafından kendini “terör geçirmez” kabul eden ama “Yıkımın sesi uzaktan hoş gelir” diyen Amerika’da ağırlandı. “Matrix” filmlerinin unutulmaz yönetmenleri Wachowski biraderlerin yıllardır yüreklerinde taşıdıklarını söyledikleri bir proje olarak uzun süre Hollywood’dan gizli bir yaşam sürdü. Aradan 11 Eylül geçti, İspanya’da yolcu treni bombalandı ve Batı günlük yaşamının ensesinde terörün soğuk soluğunu duydu. Londra’da üç metro treni ve bir otobüste aynı anda patlayan bombalar sırasında, V de filme çekilmiş, hatta “Londra metrosunda bomba yüklü tren” sahnesi kurgulanmıştı… Yapımcı Wachowskiler ve ilk filmini çeken yönetmen James McTeigue “V for Vendetta”nın gösterimini erteleme kararı aldı. Hiçbir sahnesi kesilmeden ama kurgusu ve özel efektleri cilalanarak, altı yedi ay gecikmeyle izleyiciyle buluştu. Bu bir ürün olarak V’nin öyküsüydü. Bir de yine 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde, yine İngiltere’de başlayan bir “kahraman” olarak V’nin öyküsü var…

“Maskeli kahraman” deyip geçme

İngiltere’de faşist bir hükümet hüküm sürüyor. Sokaklar gizli polisin elinde. Muhalifler, eşcinseller, Müslümanlar ve İrlandalılar’ın kaybolması vakayı adiyeden. Toplama kamplarında insanlar üstünde biyolojik silah deneyleri yapılıyor. Bu deneylerden doğan bir adam, yüzünde 5 Kasım 1605’te İngiltere parlamento binasını havaya uçurmaya çalışan bir başka “kahraman”ın, Guy Fawkes’un maskesiyle korku kokan sokaklara, kan kokan hükümet binalarına, hatta göğsüne bağladığı bombalarla yalan kokan televizyon stüdyolarına sızıyor. Adını, kan davasından, “vendetta”dan alıyor: V (Hugo Weaving). Bir de kadın var, Evey (Natalie Portman); adının okunuşunda V’nin bir hikmet bulduğu kadın (İ – Vi). Tüm ailesini İngiliz hükümetine kurban vermiş, korkuyla beslenmiş, yalnızlıkta büyümüş, kırılgan görünen ama bir elmas kadar güçlü ve değerli bir kadın… Birbirinin negatifi, aynı zamanda birbirinin aynadaki yansıması iki insan…

Maskesi ve adını sağa sola kazıma hevesi nedeniyle Zorro’yu, “Gölge Galerisi” adını verdiği ininde hem incelmiş zevklerini hem de hasarlı bedenini saklamaya çalışması ve Evey’yi “eğitme” eğilimi nedeniyle de “Operadaki Hayalet”i andıran bir adam V. Ama ötesi de var. Zaten yazının başındaki kafa karışıklığının kaynağı da bu “ötesi”nde yatıyor. Önce diyor ki “Halk hükümetlerinden korkmamalı, hükümetler halktan korkmalı.” Bir Amerikan filmi, hem de yüksek bütçesi ve popülerlik iddiası taşıyan bir film izlediğinin farkında olan yazarın ilk sigortası atıyor. Sonra V daha da ileri gidiyor ve “Bir bina çok şeyi temsil edebilir ve onu yıkarak dünyayı değiştirebilirsin.” V’nin filmde kastettiği İngiliz parlamento binası olsa da izleyicinin gözünün önüne yakın tarihli bir deneyim, İkiz Kuleler’in yıkılışı geliyor. Bilinçdışı denen şey böyle çalışıyor, elde değil. (McTeigue’in bunun farkında olmadığını kimse söylemesin!) Bu durumda V, Zorro ya da “Operadaki Hayalet” gibi kendi halinde kahramanlarla arasına mesafe koyup Usame Bin Ladin tadında bir dokunuşla izleyiciyi ürkütüyor. Ama izleyicinin öğrenilmiş korkuları, bilinçdışının oynadığı oyunları karanlık sinema salonunu titretmiyor. İkinci sigorta da burada atıyor, zaten. Çünkü tam da bu noktada “kalleşçe” bir numara var: V’nin karşısındaki düşman öyle kötü ki, öyle tanıdık, öyle tahammülü imkânsız ki, izleyici hangi tarafı tutacağı konusunda bir an bile şüpheye düşmüyor. Hitler’in yükselişini andıran bir geçmişe sahip Sutler (John Hurt), bir tür “1984”ün Büyük Birader’inin güncellenmiş hali (Hurt’ün “1984”ün kurbanından Büyük Birader’ine terfi etmiş olması da ayrıca manidar). Toplama kamplarında insanlar üstünde deney yapan kadın doktor, Mendel’in bir parça vicdan edinmişi. Sivil SS’çilerse ev basıp yol kesiyor ve onların kafasına siyah çuval geçirdiği insanlardan bir daha haber alınamıyor. V’nin dediği üzere, eşcinsel televizyon programcısı evinde değerli bir Kuran’ı saklamıyor olsa uzun bir işkenceyle kurtulacakken idam ediliyor. Müslüman kelimesini yüzünü buruşturmadan söyleyebilen hükümet görevlisi yok zaten.

Bu açıklamaların üstüne, olanca sigortanın atmasına, kafaların karışmasına yol açan meselelerin tam anlamıyla anlaşılamamış olma olasılığına karşı bir dizi soru geliyor… Diktatör Sutler günümüzde kime tekabül ediyor? Basit bir Hitler göndermesi mi, yoksa mesela Bush üstüne alınmalı mı? V, El Kaide üyesi mi? Yoksa sadece Guy Fawkes mu? Batı demokrasisinin en eski simgelerinden birine saldırıp, dünyayı değiştireceğine inanan diğer teröristlerle arasındaki fark ne? Batı’nın kendi parasıyla, ekmek kadayıfı üstüne kaymak niyetine halkı “faşizme” karşı isyana teşvik etmesi; ve bir sempatizandan teröriste dönüşen Evey’nin ağzından “Aslında hepimiz V’yiz” demesi nasıl açıklanabilir? Teröristle kahraman arasındaki fark resme nereden bakıldığıyla ilgiliyse Wachowskiler ve McTeigue durdukları yerin farkındalar mı? Yoksa sadece “Eğlenceli, bol patlamalı, aşkı ve melodramı kıvamında, efekti zengin, heyecan dozu ve temposu düşmeyen iyi bir film yaptık, yaşasın” mı diyorlar? Bütün bunlar nasıl oluyor da yüksek bütçeli, “mainstream” bir Hollywood filminde oluyor?..

Son olarak çizgi romanın yazarı Moore eseri “sulandırıldığı” gerekçesiyle isminin filmin kredilerinden çıkarılmasını istedi; iyi de bu sulandırılmış haliyse susuz hali nasıl?

——————————————————————————–

V, Genelkurmay’ın da gündeminde

23 martta “Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği” konulu sempozyumun açılışında konuşan Orgeneral Özkök, ortak bir terör anlayışına ihtiyaç olduğunu söyledi. Kimine göre terörist olanın kimine göre vatan kahramanı şeklinde algılanması ikileminin çözülmesi gerektiğini belirten Genelkurmay Başkanı ayrıca “Senin teröristin, benim teröristim yaklaşımları yerine tek bir terörist türünün olduğunu kabul etmek zorundayız” diyerek, sadece kendine yönelik terörizmi yenmeye çalışan hiçbir ulusun, kesin bir başarı kazanamayacağına dikkat çekti. Üstelik bu konuşmayı yaparken henüz aynı ikilemi kaşıyan V’nin (dolayısıyla McTeigue’in) eylemlerinden habersizdi!

Yeni Aktüel, Sayı 38, 30 Mart-5 Nisan 2006

Reklamlar