İkiz Kuleler’in yükselişi, yerden417 metreyüksekte yasadışı sanat gösterisi, Oscar’lı bir belgesel izlemenin dayanılmaz gerginliği, hepsi burada!

Saklayacak değilim, yükseklik korkum var. Terörün dehşetine de aşinayım. Bir New Yorklu kadar olmasa da İkiz Kuleler travmasını ben de yüreğimde taşıyorum. (Bir terörist daha ne ister?) Burada saymamın yakışık almayacağı daha pek çok şeyden korkuyorum. Hayatta kalmak için korkunun çok faydalı olduğuna inanıyorum ayrıca. Bu konuda kafam çok net… Ya da net idi. İp cambazı, jonglör ve illüzyonist Philippe Petit’yi yerden417 metreyükseğe gerilmiş çelik bir kabloya adımını atarken görene kadar…

“Üç portakal gördüm mü onları atar tutarım, iki kule gördüm mü aralarına bir tel gerer geçerim.” Petit, 7 Ağustos 1974’te New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin iki kulesinin tepesinde gerçekleştirdiği yasadışı sanat gösterisinin ardından tutuklandığında “Neden” diye soranlara böyle diyordu. Yani dünyanın aklını başından alan eyleminin altında yatan neden buydu. Gösterişli ve unutulmaz sonuçları olan bildiğiniz bir neden işte! (27 yıl sonra başka bir adam aynı kuleleri kendine gösteri alanı olarak seçecekti, yine bildiğiniz bir nedenle.)

13 Mart’ta ülkemizde vizyona girecek İngiliz yönetmen James Marsh’ın Teldeki Adam (Man on Wire) adlı belgeseli, Petit’nin İkiz Kuleler serüvenini anlatıyor. Filmde bir kez olsun öteki adam ve eylemleri anılmıyor. Ama bu Fransız sokak sanatçısının tutkusunun peşinden Paris – New York arası sürüklenirken insanın aklından bir kez olsun çıkmıyor ötekisi…

İlk kez Paris’te bir dişçide karıştırdığı gazetede gördüğü haberde tanışıyor İkiz Kuleler projesiyle. İnsan yapımı bu iki deve gönül koyan küçük cesur genç, bir yandan inşaatın bitmesini bekliyor, öte yandan kulelere girmenin yolunu bulmaya çalışıyor tam altı yıl. Beklerken Notre Dame’ın kulelerine geriyor telini, bir de Sidney’deki liman köprüsüne.

Bu arada kuleler yükseliyor; Petit ise hep yakın takipte. (Yükselişine belgesel vesilesiyle ilk kez tanık olan kimi izleyici düşünüyor: “Bu filmin sonunu bir canlı yayında izlemiştim. Bu çelik plakaların nasıl eridiğini hatırlıyorum.”) Nihayet kuleler bitiyor. İki ekibin, iki kulenin güvenliğini aşıp en tepesine, 110. kata, 204 kiloluk çelik kabloyu, 25 kiloluk ve 8 metrelik denge çubuğunu çıkarması için kurnaz bir plan örülüyor. İnce hesap yapılıyor; rüzgâr, nem, tele gerilecek denge ipleri… Her ayrıntı Petit’yi ölümle yaşam arasında dengede tutuyor. Oysa o neşeyle “Eğer burada ölürsem, ne güzel bir ölüm olur” diyor. (27 yıl sonra da bundan daha karmaşık hesaplar yapılmıştır, diye düşünüyor aynı izleyici. Sonra kulelere dalan uçaklardakiler geliyor aklına, bir de pencerelerden kendilerini sessizce aşağı bırakanlar.)

Petit İkiz Kuleler arasındaki 43 metrelik boşlukta yüzünde kocaman bir gülümsemeyle yürüyor. Onu tutuklamaya gelen polisler çaresizce gösterinin bitmesini bekliyor. Bu şahane yasadışı dansın siyah beyaz fotoğrafları ve bugün 60 yaşını süren Petit’nin o günü neşeyle anlatışı bile belgeseli ele geçiren gerginliği artırıyor. Dedim ya, yüksekten korkuyorum, terörden de; bir de her şeyin bu kadar ince bir telle birbirine bağlı olduğunu düşünmekten korkuyorum. Ama Petit korkmuyor. Neden yahu?

Newsweek Türkiye Sayı 20, Mart 2009

Reklamlar