Bir İngiliz (Terry Gilliam), iki Alman (Grimm Kardeşler), iki Amerikalı (Heath Ledger ve Matt Damon) ve bir İtalyan (Monica Bellucci) bir filmde buluşmuş. İngiliz ötekilere “Hadi öyle bir hikaye anlatalım ki, hem çok komik hem de çok karanlık olsun” demiş… Sonuçta ortaya bu hafta vizyona giren ‘Çılgın Kardeşler’ (The Brothers Grimm) adlı masal çıkmış; ama sadece büyüklere…

Karanlık ve tekinsiz bir ormanda kırmızı pelerinli bir kız çocuğu böğürtlen topluyor… Ağaçların kuytusundan onu izliyorsunuz. Birden böğürtlenin dikeni kızın minik parmağına dalıyor ve koyu kırmızı kan beyaz teninde parlıyor. Hâlâ onu izliyorsunuz; içinizde orada olmamanız, bu küçük kıza ve kanına bu kuytudan baktığınız gibi bakmamanız gerektiği hissiyle gözlerinizi perdeden alamıyorsunuz. Çocukluğunuzun o tanıdık serüveninde ilk kez ‘Kırmızı Başlıklı Kız’ değil, kurtsunuz… Kız sizden kaçıyor, orman çığlıklarını yutuyor, korkusunu soluyor ve en sonunda ayaklarına dolanıp bu masum, savunmasız küçüğü size teslim ediyor. Siz de alıyorsunuz. Kendinizden utanıyorsunuz, ama bu hastalıklı tatmin hissini de içinizde bir yerlerde saklıyorsunuz. Hani bu bir masaldı? Hani masumiyet çağınızda kendinizi korumayı öğrendiğiniz kurttu, hani birlikte büyüdüğünüz, karanlık ormanı geçerken yol arkadaşınızsa ‘Kırmızı Başlıklı Kız’dı? Ne zaman her şey tepetaklak oldu?

En son Terry Gilliam’ın ‘Çılgın Kardeşler’ (ki bu yazıda orijinal isme, yani ‘Grimm Kardeşler’e -The Brothers Grimm- sadık kalınacaktır) filmiyle Batı dünyası ve özellikle de Grimm masallarının o güvenilir, bildiğiniz rol dağılımı alaşağı ediliyor. Ama daha önce de masallar çok darbe yemişti.

Masal dediğiniz bir zamanlar sözlü kültürün baş kahramanıydı; ve Grimm Kardeşler’in de içinde büyüdüğü o kültür Avrupa’da veba, açlık, savaş gibi kaynaklardan besleniyordu. Zira erken yaşta hamile kalan kızlar (Rapunzel), nekrofili (Pamuk Prenses), pedofili (Kırmızı Başlıklı Kız), ormanda ölüme terk edilen çocuklar (Hansel ve Gretel) gibi tüyler ürperten temaların da bu öykülerin içine sızması şaşırtıcı değildi. Alman köylerini gezip bu masalları toplarken Grimm Kardeşler’in niyetleriyse bu kültürün korunması için kayıtlara geçmek ve bir standarda bağlayarak yaygınlaşmasının yolunu açmaktı. 1812 ve 1814’te iki cilt halinde yayımladıkları ‘Çocuklara ve Ev Halkına Masallar’da topladıkları 210 öyküyle bu işten alınlarının akıyla çıkmışlardı. Ama ikinci basımdan itibaren bu masalları elden geçirip yumuşatmaya, böylece çocuklara uykudan önce öyküleri kıvamına getirmeye başladılar. 1857’deki 7. baskı popülerliğinin zirvesine tırmanmış ve son halini almıştı. Tabii bu masallar zaman ve mekan içinde yolculukları sırasında değişmeye devam etti. Walt Disney bu değişimin baş sorumlularından; artık bir de başka bir masalcı, Terry Gilliam listeye üst sıralardan girdi.

Terry Gilliam’dan beklenen her şey

Eski İngiliz kült mizah ekibi Monty Python’ın eli ayağı sayılan yönetmen Gilliam, ‘Grimm Kardeşler’de Disney’den farklı olarak bu değişim rüzgârını tersine çevirmeyi tercih etmiş. Zamanla pastel tonlarla süslenmiş o en bildik çocuk masallarını artık sıcak karanlıklara saklanmayı özleyen arızalı büyükler için anlatmış. ‘Brazil,’ ‘Baron Munchausen’in Serüvenleri,’ ‘12 Maymun’ ve ‘Balıkçı Kral’ gibi masalsı kara komedi üstadından da bu beklenirdi.

Gilliam’ın hemen her filminin dokusuna işlediği, bu nedenle de takipçilerinin görmeyi beklediği asıl derdi de eksik değil filmde. Akılla ruh, kafayla beden, rasyonelle irrasyonel arasındaki çatışma, ikilik de orada. Napolyon ordusuyla Almanya sınırlarına giren Aydınlanma Çağı’nın baş temsilcisi Fransız vali Delatombe (Jonathan Pryce) ile Hıristiyanlığın onca emeğine karşın batınî motifleri bağrında saklayan Alman köylüleri temsilen Grimm Kardeşler arasındaki mantık ve hayal gücü savaşları tadından yenmez bir gösteri.

Yine Gilliam’dan beklenecek bir başka tavır da eline aldığı öyküyü tam bir serbestlikle, başına buyruk, yaramaz bir çocuk utanmazlığıyla eğip bükmesi. İşte bu konuda da izleyiciyi ters köşeye yatırmıyor Gilliam; zira filminin adı ‘Grimm Kardeşler,’ ana malzemesi de onların derlediği masallar olsa da sunduğu başka bir şey. Öyle başka ki, Jacob ve Wilhelm Grimm’in (Heath Ledger ve Matt Damon) hayatıyla filmin kesiştiği iki yer kalmış: Kardeşlerin doğum yeri ve filmin sonunda gizlice fısıldanan krallık karşıtı duruşları. Onun dışında aslında Almanya’yı Almanya yapan hukukçu ve dilbilimciler arasında sayılan bu aristokrat kardeşler, filmde insanların batıl inanışlarını nakde çevirme yeteneğine sahip düzenbaz gezginler olarak karşımıza çıkıyor.

Masalları da benzer bir kaderle karşılaşmış; hepsi orada, ama tanınmaz halde. Geceliğiyle ahıra süzülen kız ata “Ne kadar büyük gözlerin var” diyor ve at kızı midesine indirip ormana götürüyor. Kurbağa bir prens değil nine; kurbağayı yalarsan ormandan çıkışı gösteriyor. 500 yıl uyuyan güzel bir prenses değil, “Ayna ayna söyle bana, var mı benden güzeli bu dünyada” ısrarında, kurumuş etleri kemiğine yapışmış bir kraliçe…

İş böyle olunca Walt Disney tadında steril ve ahlakçı bir masal dinlemeye hevesli izleyicinin kafası karışıyor. Ama Wilhelm’in filmin ta en başında dediği üzere “Bana anlatılan her şeye inanırım” açıklığında, serüvenciler için müthiş bir deneyim. Zaten Ayna Kraliçesi (Monica Bellucci) de “Gerçek kurgudan kötüdür” diye filme noktasını koyuyor; geriye söylenecek söz kalmıyor…

Tamam belki ünlü fantastik kurgu yazarının, Neil Gaiman’ın başka bir zamanda başka bir yerde ettiği laf eklenebilir buraya: “Masallar sihirli aynalardır; siz ne görmek isterseniz onu gösterirler.”


Öz Grimm Kardeşler

Jacob (1785-1863) ve Wilhelm (1786-1859), Frankfurt yakınlarında Hanau’da aristokrat bir aileye doğdu. Marburg Üniversitesi’nde hukuk okuyan Grimm Kardeşler’in yaşam projesi Alman dili ve kültürü, hatta bir Alman kimliği yaratılmasıydı. Hedef büyüktü, başarı da… Öldüklerinde arkalarında hâlâ önemli bir etimoloji referansı kabul edilen 33 ciltlik (ve dikkat 84 kiloluk) bir Almanca sözlükle (Deutsches Wörterbuch) bir kısmı İngiltere ve Fransa’dan yola çıkmış ama hepsi de Alman köylülerinin dillerinde dolaşan, 210 masalın derlendiği, 160 dile çevrilmiş ‘Çocuklara ve Ev Halkına Masallar’ (Kinder und Hausmarchen) eserini bıraktılar. Bir de Grimm Kanunu adıyla anılan Almanca ses değişimi kuralı mevcut. Ayrıca Hanover liberal anayasasının kral tarafından kaldırılmasını protesto eden, hukukçuların kurduğu Göttingen Yedilisi grubuna dahil olan kardeşler, küçük krallıklara bölünmüş Almanya’da ulusal düzeyde bir demokrasi fikrinin oluşmasını sağlayan isimler arasında sayılıyor.


Sette de her şey tersine

* Önce müzikleri Goran Bregoviç yapacaktı ama Dario Marianelli imzasını attı.

* Nicole Kidman, Anthony Hopkins, Johnny Depp ve Robin Williams son dakikada listeden çıktı.

* MGM çekimlerin başlamasından kısa bir süre sonra muslukları kapadı ve sahneye yapımcı olarak Weinstein kardeşler girdi.

* İmzalar atıldığında Matt Damon Jacob’ı, Heath Ledger da Will’i oynuyordu ama sonra birlikte yönetmene yalvarıp rolleri değiştiler.

* Özgün senaryo Ehren Kruger’a ait olmasına rağmen Terry Gilliam ve Tony Grisoni öyle çok değişiklik yaptılar ki kredilerde isimlerini “Elbise patronu çıkaranlar” olarak kayıtlara geçirdiler.

Yeni Aktüel, Sayı 21, 6-12 Aralık 2005

Reklamlar