Kaptanın seyir defteri, yıldız tarihi 852099. Atılgan yeni görevi için yörüngesine oturdu. Hedefimiz Gene Roddenberry’nin yarattığı evrenin başlangıç noktasına ulaşmak. Gemide bir de konuğumuz var: Bu zaman yolculuğu projesini yöneten J.J. Abrams. Ekip onu Alias, Lost ve Fringe gibi televizyon dizilerinin yaratıcısı olarak gayet iyi tanıyor ama bana öyle geliyor ki bu yolun sonunda en yakın dostlar bile yeniden tanışacak.

Olay dünya zamanıyla 43 yıldır uzayda geçiyor. (Kurgu zamanıyla yaklaşık 230 yıl ama ışık yılını hesaplamaya teşebbüs dahi etmeyin.) Başrolde tasarım harikası bir yıldız gemisi ve iyimser ruhunu hiç kaybetmeyen ekibi var. Altı televizyon serisi (toplam 726 bölüm) ve 10 filmin ardından 8 Mayıs’ta 11. film ile işte bu hikayenin en başına dönüyoruz; hem de tüm dünyayla aynı anda. Yolumuz bir; o da Uzay Yolu. (Unutmadan: Ticari adı Türkçe’de artık Star Trek.)

Gerçi muhtemelen hislerimiz bir değil. Zira Uzay Yolu’na bir köşesinden değen herkesin yaşları farklı, renkleri, dilleri, dinleri hep farklı. Ayrıca hiç siyah beyaz televizyonun karşısında yayın saatini bekleyenle cep telefonuna dizi indiren bir olur mu? İşte Uzay Yolu’nun zamanında değindiği ve sanırım 11. filmde de değinmeye az çok niyetlendiği mesele de bu: Farklıyız ama hepimiz aynı geminin yolcusuyuz.

Nihayetinde bu dizi 2. Dünya Savaşı’nın kabuslarda devam ettiği ve Soğuk Savaş’ın ruhları titrettiği bir dönemde, 18 Eylül 1966’da, Amerika’da yayına girmişti. O sıralar bilim kurguda uzaylı işgalciler ve nükleer felaket temalarıyla desteklenen çeşit çeşit kıyamet günü senaryosu modaydı. Kaptan Kirk’ün ekibi böyle bir ortamda kadın, erkek, sarı, siyah, beyaz, dünyalı, uzaylı, hatta Amerikalı, Rus ayırmaksızın tatlı bir etnik mozaik sergiliyordu. Onların yaşaması için kurgulanan 23. yüzyılda değil dünya, uzay bile barış içinde, bir Federasyon çatısı altında yaşayıp gidiyordu. İyimserlik bilinen evrendeki hemen her atoma işlemişti. Roddenberry “Yeni dünyalar keşfetmek öncelikli hedefimiz olmalı ama onları işgal etmemeliyiz” diyerek çizdiği aydınlık geleceği taçlandırıyordu.

O köprünün altından çok sular aktı. Arada Soğuk Savaş bitti, duvarlar yıkıldı, yeryüzünde iyimserlik endeksi yükseliş trendine girdi. İnsanlık sadece üç beş sıcak çatışmayla idare etmeyi öğrendi, “işgal” konusunda yenilikçi uygulamaları hayata geçirdi… Sonra işte ekonomik kriz geldi. Umut yerini yeniden “kötünün yükselişi” temasına bıraktı. (Voldemort ve Saruman’ı bildiniz mi?) Ha bir de bilim kurgu öldü. Hollywood da müşterilerine çaresiz dolaptaki eski yemeklerden yeni sofralar kurmaya devam etti. (Dünyalar Savaşı, Dünyanın Durduğu An vb.)

Bugün ilk seri kadar olmasa da hatırı sayılır isabette bir zamanlamayla yeni bir uzay yolculuğuna çıkılıyor. Hava ve yol durumu mükemmel. Uçuş ekibi ilk günkü ile aynı. Hatta 43 yıl öncesine nazaran iyice gençler. Ekstradan bir tek, zamanda ileri geri giden (henüz nasıl yaptığını bilemiyoruz) yaşlı bir çınar olarak Spock’ımız Leonard Nimoy var. Yönetmen Abrams ve senaristler Roberto Orci ile Alex Kurtzman (bilim kurgunun verdiği zamanla gönüllerince oynama yetkisine dayanarak) Atılgan’ın emektarlarının Yıldız Filosu Akademisi’nde tanışma hikayesini anlatıyorlar. Bir de asabi, kurnaz, intikamcı Romulan Nero’ya karşı mücadele ederken uyuz çaylakların 43 yılın sıkı dostlarına dönüşüm süreçlerine tanık olacağımızı vaat ediyorlar. Abrams’ın “izleyiciye lunapark hissi verecek samimi bir aksiyon” yapma niyeti bile bu karanlık kriz ortamında neşemizi bulmamızı sağlarsa ne ala.

Notlar

Boynuzlar ve kulaklar.

* Dizinin ilk pilot bölümü biraz fazla entelektüel bulununca ikinci bir pilot çekildi. Bu bölümün adı da “Daha Önce Hiçbir İnsanın Gitmediği Yer” idi. İlk pilottan geriye sadece Spock karakteri kalmıştı.

* William Ware Theiss tayfanın üniformalarını, Wah Chang ise kapaklı haberleşme aygıtı, cep bilgisayarı trikoder ve faser silahlarını yaptı.

* Büyük çoğunluğu daha sonra günlük yaşamın parçaları olacak nesne ve terimleri televizyon izleyicisi bu diziyle tanıdı; Warp sürücüsü, ışınlanma, kablosuz el aletleri (kapaklı bir cep telefonu alın ve “Işınla beni Scotty” deyin. Nasıl, kendinizi iyi hissediyor musunuz?), tarayıcılar, enerji silahları, masaüstü bilgisayar terminalleri, lazer ameliyat, uzay gemisi kalkanı ve görünmezlik aletleri, bilgisayar ses sentezi, (Turist Ömer’den de hatırlanacağı üzere) fışt diye açılan otomatik kapılar, (boyuna uygulandığında insanı bir çırpıda bayıltan) Vulkan çimdiği ve (uzun egzersizler sonucu başarılabilen) Vulkan selamı…

* Senaryo editörü Dorothy C. Fontana aslen Gene Roddenberry’nin sekreteriydi. Senoryoların çoğunu düzeltmiş, bir sürü de bölüm yazmıştır. Ama kadın diye ciddiye alınmayacağı korkusuyla kredilerde adı D.C. Fontana olarak geçer. Next Generation serisi 198 bölümde 155 senarist değiştirerek kendi çapında bir rekora da imza atmış.

* Roddenberry’nin dul eşi Majel Barrett doktor McCoy’un yardımcısı olarak başladığı uzay kariyerinde hep Yıldız Filosu’nun bilgisayarlarına sesini verdi. Son filmde de bu görevini yerine getirdi ve filmi izleyemeden Aralık 2008’de vefat etti.

* Gemide libido genel olarak hep düşüktü. Buna rağmen Amerikan eğlence tarihinde ilk kez bir siyahla bir beyaz Uzay Yolu’nda öpüştü. Kirk’ün de zaman zaman yardımcısıyla yakınlaştığına tanık olundu. 11. filmdeyse bu “Uzay Yolu Kanunları” alaşağı ediliyor.

Newsweek Türkiye, Sayı 28, 10 Mayıs 2009

Reklamlar