Kara Büyü gerçekten ekonomik cehennemden söz ediyor olabilir mi?

Ne yersen osun.

Bu Freudyen öykü annenizden koptuğunuz, yani memeden kesildiğiniz anda başlıyor. Ağzınız boş kalıyor ve güvenli yaşam sona eriyor… İşte size bir travma. Ardından, yine Freud’a göre, oral fiksasyon geliştiriyorsunuz; yani ağzınızdaki boşluğu sigara içerek, kalem kemirerek, parmak emerek, tırnak yiyerek, kendinizi yemeğe vererek ya da yediklerinizi düzenli çıkararak doldurmaya çalışıyorsunuz. Artık (kendiniz de dahil her şeyi) tüketmeden güvende hissetmeyeceksiniz…

Ağızdan alınan güven diye bir şey varsa, ağızdan verilen korku diye bir şey de pekala olabilir bu durumda. Bu konuyu, bu tip korkunun önemli ticari takdimcilerinden Sam Raimi’ye sorabiliriz. Ah söylemedim mi? Onun şimdi Warcraft’ın (şu salgın halinde oynanan bilgisayar oyununun sinema uyarlaması) ön hazırlıklarından kafasını kaşıyacak vakti yok. O zaman aynı adlı yönetmenin 9 Ekim’de vizyona girecek Kara Büyü (Drag Me to Hell) adlı eserinde yanıt arayalım; bir diğer deyişle Raimi’nin araştırmasına denek olarak katılalım.

Öncelikle kendimizi emlak balonunun patlayıp mortgage borçlarıyla sarsılan Amerika’da, alt veya orta sınıf bir Amerikalı’nın yerine koymalıyız. Filmde Raimi, yaşlı, takma dişli, tek gözü kör bir Çingene kadınını (Daha az Amerikalı birini bulabilir miydi acaba?), Bayan Ganush’u bu pozisyona oturtuyor. Teyzemiz ödemelerini geciktirmiş ve evine haciz gelmiş. Yol yordam bilmez, ama çaresiz, ama onurlu bir kadın… (Ve ortalama bir Amerikalı’nın ödünü patlatacak kadar çirkin, bakımsız, pis…) Kredi aldığı bankadaki güzel, sarışın, pırıl pırıl kızın, Christine’in karşısında yerini alıyor. Kızımız da çiftliğinden çıkıp büyük kente gelmiş, sınıf atlama mücadelesinin iki önemli ayağını koşuyor: Müdür yardımcılığına terfi ve zengin sevgilisinin ailesine giriş izni. Raimi bize “Buyurun siz Christine olun” diyor. Bu, ticari olduğu kadar (öykünün sonunda anlaşılacağı üzere) siyaseten de doğru bir davet. Bankacı Christine ödemesini son bir kez ertelemeyip bir de kazayla “müşterisini” aşağılayınca ekonomistlerin “küresel kriz”, Ganush’unsa Lamia dediği kadim cinin hedefi oluveriyor. Üç gün içinde Çingene kadının yolladığı laneti kaldıramazsa ya da başkasının üstüne yıkamazsa (mesela batan bankaları kurtarmasıyla tanınan devlet?), önce binbir işkence görecek, ardından da ruhu cehenneme sürüklenecek…

Evet Raimi’nin deneyinin koşulları bunlar. İzleyicinin yutması gereken plasebo ilaçsa oluk oluk akan kan ve lime lime organlarla tarif edilebilecek ‘gore’ filmlerden farklı olarak, ağızdan gelip, ağza giden bir korku türü.

Ganush’un yapış yapış takma dişlerini çıkarıp bankacının masasına koyması ileride yaşanacakların ilk işareti. Sonrası… Sonrası kesinlikle tok karnına uygulanamayacak bir tedavi yöntemi. Ya da sonrası küçükken yeme bozukluğu kaynaklı bir kilo sorunu olduğu anlaşılan Christine’in gıyabında bir tür mide bulandırıcı “büyük tıkınma”. Ama ne tıkınma! İnsanın yeme ve dolayısıyla tüketim alışkanlıklarını gözden geçirmesine neden olan cinsten…

Bu belanın küçük ve sevimli bir kızın başına gelmesi gerilimi artırıyor olabilir. Raimi bunu düşünmüştür elbet, zira o daha 22 yaşındayken, 1981’de neredeyse harçlığıyla çektiği Evil Dead filmiyle başlayan (yapımcı, yönetmen, yazar ve oyuncu olarak) kariyeri onu en yaratıcı korku tasarımcıları kategorisine taşımış bir insan. Ama asıl sözü o mide bulandırıcı, kaba saba sahnelerin ardına ince ince işlemiş: Hırslı, açgözlü ve başı sıkıştığında sorumluluğu “sisteme” (ki bu filmde müdürü oluyor) atma eğilimindeki bir bankacının “zor kararlar” vermek durumunda kaldığı bu zor zamanlarda geçen korkunç ve acıklı öyküsü.

Filmin sonuyla ilgili, aslında sonuyla ilgili olmayan bir not düşelim: IMF’nin açıkladığı üzere krizin küresel maliyeti 3.4 trilyon dolar. Gerçek hayatta bunu sorumlular, mağdurlar ve diğer herkes ödedi, ödüyor. Buna göre Raimi’nin Kara Büyü’sü dolaylı yoldan krizi anlatan bir öykü değil; daha çok krizin suçunu (ve cezasını) kamuya ve sisteme yüklemeye meyilli bankacılara bir uyarı, cehenneme aslında kimlerin sürüklenmesi gerektiği üzerine bir fikir beyanı.

Newsweek Türkiye, Ekim 2009

Reklamlar